Kur’ån’ın Hedefi Müttaki İnsan Yetiştirmektir
الم ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
Dikkat! Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap’tır.
Hayat Düsturumuz Kur’ân’ın ilk sayfasında bu ayet yer alır. Bu meâlde başka ayetler de vardır.
Ta, Ha. Kur’ân’ı sana, sıkıntıya düşesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt ve yeri ve yüce gökleri yaratanın katından bir Kitap olarak indirdik.
İşte Kur’ân’ı, Arapça okunmak üzere indirdik, onda tehditleri türlü türlü açıkladık ki belki sakınırlar yahut onlara ibret verir.
And olsun ki, size apaçık ayetler, sizden önce geçenlerden misal ve sakınanlara öğüt indirdik.
Aslında bu ayetler, Kur’ân’ın yetiştirmeyi hedeflediği kimseleri açıklar. Okuyucusuna Kur’ân ile ulaşacağı hedefi gösterir. Bir de ondan layıkıyla istifade edebilmek için ön yargısız bir yaklaşıma sahip, gerçeğin peşinden koşan kimseler olmanın gereğini vurgular.
Müttakî takvalı olan, takva azığı ile azıklanmış, takva elbisesine bürünmüş kimsedir. Evet Kur’ân bize takva azığından ve takva elbisesinden bahseder:
Kendinize azık edinin, şüphe yok ki azığın en iyisi takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden korkun.
Ey İnsanoğulları! Ayıp yerlerinizi örtecek giyimlikle sizi süsleyecek elbiseler gönderdik. Takva elbisesi ise bunlardan daha hayırlıdır. Allah’ın bu ayetleri öğüt almanız içindir.
Buna göre takva azığıyla gıdalanmak ve takva elbisesini giyinip kuşanmak lazımdır. Yani hem iç dünyayı hem de dış dünyayı İslam’ın güzellikleriyle süslemek gerekir. Zira azıkla gıdalanmak insanın iç dünyasını destekler, besler; elbiseyle giyinmek ise onun dış dünyasını koruma altına alır. Zaten takva da sorumluluk bilinci değil midir?
Takva, Yüce Yaratıcıya ve yaratılan varlıklara karşı sorumluluklarını yerine getirmek, Yüce Allah’ın emirlerine tutunup yasaklarından sakınmak, kısaca ilahî ölçüler doğrultusunda Müslümanca bir hayat yaşamaktır. Büyüklüğü karşısında Yüce Yaratıcıdan sakınmak, her yerde O’nun gözetim ve denetiminde olduğunun bilinci içerisinde hareket etmektir. O’nu görmesek de görüyormuşçasına O’na kulluk ve ibadet etmektir. İçtenlik ve samimiyetle O’na boyun eğmek, teslim olmak, O’nun ölçülerine göre yaşamaktır. Takva bunların hepsidir.
Büyüklüğünden dolayı tüm güç ve kuvvetin asıl kaynağı olan Yüce Allah’tan saygıyla sakınmaktır. O’nun gazap ve azabından korkup uğramamak için tedbir almaktır. O’na olan bağlılığını O’nun ölçülerine göre yaşamak, O’nun yasaklarından sakınmakla ortaya koymaktır. Takvanın asıl yeri kalptir, tıpkı iman gibi ama o kalpte durmaz, hayata yansır.
Gerçeği getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar, Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.
Müttakîler, Kur’ân’ın Allah kelamı hak kitap olduğuna inananlardır. Onların Kur’ân’ı ellerine alışı, onu okuyuşu, onu anlayışı ve onun gereklerini yerine getirişi bu bilinçle devam eder. Zira Kur’ân’ın Allah kelamı olduğuna inanan kimsenin ona bakışı farklıdır. Evet Kur’ân tüm insanlığa gelmiştir. Ama bir insan onu önce alır okur, kendine göre onu değerlendirir, seviyesine göre onun mukayesesini yapar, sonra inanır yahut inkâr eder. İşte inanırsa müttakîlerden olur ve ondan istifade etmeye başlar. Böyle bir insan, Kur’ân’ı okudukça imanı artar, Müslümanlığı güzelleşir, iman ve İslam kalitesi artar. İnanmazsa, inkârcılardan olur ve Kur’ân’dan uzaklaşmaya başlar. Bu durumda Kur’ân ayetleri onun inkâr, küfür ve isyanını artırır.
Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kur’ân’da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır. Kur’ân’dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.
De ki: «Kuran’a ister inanın, işten inanmayın, O’ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar» ve «Rabbimiz münezzehtir. Rabbimiz’in sözü şüphesiz yerine gelecektir» derler. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır. Peygambere indirilen Kur’ân’ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, «Rabbimiz! İnandık, bizi de şahitlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah’a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?» dediklerini görürsün.
Kur’ân’ın müttakîlere hidayet rehberi oluşu, onun gösterdiği takvâ yolu/cennet yoluna girmekle olur. Zira o bize, o dosdoğru yolu bütün özellik ve güzellikleriyle tanımlar. O yola nasıl girilir, o yolda nasıl kalınır, o yolda nasıl ilerlenir, o yolda ilerlerken karşılaşılabilecek engeller nasıl aşılır, tüm bunları bize insanlık tarihinden canlı örnekler sunarak anlatır. O güzel örnekleri alan ve onları izleyen mümin müttakîlerden olur ve Kur’ân’dan istifade eder.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: Takvâ, şu ayette toplanmıştır: Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir. Hz. Ömer de takvâyı şöyle tanımlar: Takvâ dikenli yolda çıplak ayakla yürürken gösterilen titizliği, sırat-ı müstakîm yolunda yürürken de göstermektir. Buna göre takvâ, helal ve haram ölçülerine titizlikle riayet etmek, şüpheli şeylerden uzak durmak, bütün bunları da yalnızca Allah için yerine getirmektir. Çünkü takva sahibi konuştuğu zaman Allah için konuşan, amel ettiği zaman Allah için yapandır. Takvâ, insanın sırf Cenab-ı Hak için iç dünyasını düzeltmesidir. Tıpkı halk için dış dünyasını süsleyip düzelttiği gibi. Takvâ, Yüce Allah’ın rahmetini ummak, gazabından çekinmektir.
Sonuçta Kur’ân, müttakîler için bir müjde kitabı, inkârcılar için azap habercisi bir kitap olur: Biz Kur’ân’ı Allah’a karşı gelmekten sakınanları müjdelemen ve inatçı toplumu uyarman için senin dilinde indirerek kolaylaştırdık.
Masajlar:
Kitabımızın en başında, Bakara suresinin ilk ayetlerinde Kur’ân’ın müttakîler için hidayet rehberi olduğu açıklanırken onun iniş gayesi ve hedeflediği insan tipini belirlenmektedir.
Kur’ân’da istifade edebilmek için ön yargısız bir biçimde onu okumak, onu anlamak ve onun gereklerini yerine getirmek lazımdır. Zira takva, Yüce Yaratıcının emirlerini tutma, yasaklarından kaçma bilincidir.
Müttakî, hayat rehberi Kur’ân ile doğru yolu bulan, o yolda kararlı bir şekilde yolculuğuna devam eden, bunun için sürekli Kur’ân’ın manevî gıdasıyla gıdalanıp enerjisini alıp o yolda ilerleyen kimsedir. Müttakîler, alıcıları hep Kur’ân vericisine açık olan ve ondan beslenen erlerdir.
Müttekî, Yüce Allah’ın gazap ve gazabına karşı kendini koruma altına alan kimsedir. Bu koruma ise iman ve sâlih amelle, ilahî emirleri tutup büyüğüyle küçüğü ile yasaklardan kaçınmakla mümkün olacaktır. Çünkü hadiste belirtildiği üzere Kul, mahzurlu şeylerden kaçınmak için, mahzurlu olmayan şeyleri de terk etmedikçe muttakîler derecesine ulaşamaz.
