Mekanların En Şereflisine Yemin Olsun!
İNSANIN ÖNÜNDE ZORLU BİR SINAV VAR!
لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ
Bu, Beldeye yemin ederim; ki sen bu şehre helalsin. Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki! İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık.
Mekân, insanoğlunun sınava tabi tutulduğu ve sınavına tanık olan en önemli yerdir. Kâinatın sahibi Yüce Yaratıcı, tüm yeryüzünü donatmış ve insanın emrine/hizmetine vermiştir. Yeryüzünün her yanı önemli ve değerlidir. Ancak bazı yerler vardır ki, oralarda meydana gelmiş çok önemli olaylardan dolayı o yerlerin ayrı bir değeri ve şerefi vardır. Bu şerefi de o yere, bizzat Yüce Rabbimiz vermiştir. İşte yeryüzünün merkezi, vahyin kalbi Mekke öyle bir yerdir. Yeryüzünün ilk mabedi Ve müminlerin kıblesi Ka’be oraya yapılmıştır. Son peygamberin doğduğu, yaşadığı ve vahye muhatap olarak peygamber olduğu şehir de Mekke’dir. Orası, ilk peygamberden son peygambere pek çok peygamberin geçtiği yerdir. Konumuz olan ayetinde Yüce Rabbimiz o yere yemin ederek söze başlıyor:
Bu, Beldeye yemin ederim; ki sen bu şehre helalsin. Bu ayetler indiğinde müşrikler, Peygamberimize Mekke’yi zindan etmişler, ona olmadık sözlü ve fiilî eziyetleri reva görmüşler, onu Mekke’den sürüp çıkarmanın planlarını yapar hale gelmişlerdir. Onlar bilmiyorlardı ki kırk yıldır o beldede yaşayan Hz. Muhammed aleyhisselam o beldenin şerefiydi. O, o mübarek beldenin şerefine şeref katmak, değerini artırmak için gelmişti. O, tevhid ateşini yeniden yakmak ve insanlığı o ateşin aydınlığına yeniden çağırmak için gelmişti. O belde, onun doğup büyüdüğü yerdi, aynı zamanda atalarının, Hz. İbrahim ve Hz. İbrahim dedelerinin yaşadığı yerdi.
Yüce Rabbimiz o beldeye yemin ederek dikkatleri çekiyor. O beldenin şerefini vurguluyor. O beldenin asıl sahibi olarak kendisinin ve elçisinin o beldede söz sahibi olacağını söylüyor, hiç kimsenin o beldede insanların yaşama hakkını elinden alamayacağını haber veriyor. Açıkça Mekke demiyor da bu belde diyerek işaret buyuruyor. Bu hem bu beldenin herkes tarafından bilindiğini gösteriyor, hem de o beldenin şerefine işaret ediyor. O belde şehirlerin anasıdır. O belde Allah’ın harem bölgesidir. O belde, maddî ve manevî her türlü tehlikeden güvende olan Emin Beldedir. O belde Mübarek Bekke, Mükerrem Mekke’dir.
“Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Bekke‘de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Ka’be‘dir. Orada apaçık deliller vardır, İbrahim’in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Ka’be‘yi haccetmesi gereklidir. Kim inkâr ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.”
“Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O’dur. Allah yaptıklarınızı görendir.”
Müşrikler, Mekke’yi, orada yaşamayı Allah’ın son peygamberine çok görüyorlardı. İnkâr edenlere, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, yada sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah plan yapanların en iyisidir. Yüce Rabbimiz ise onlara şöyle cevap verdi: Sen bu şehre helalsin. Bu, o kutlu yerin asıl sahibinden elçisine gelen bir güzel va6d ve bir kutlu müjde idi. Bu aynı zamanda müşriklere bir tehdit, müminlere ise bir muştu idi. O müşrikler, seni bu beldeye haram görüyorlar, fazla görüyorlar ve bu harem beldede senin kanını dökmeyi helal sayıyorlardı. Hayır hayır, gerçek öyle değil, Sen bu şehre helalsin, bu şehirde huzur içerisinde kalmaya ve tevhid mücadelesini sürdürmeye en layık kişi sensin. Sen asıl ve asilsin, ötekiler tâlidir. Sen bu beldeye helalsin. Hıll, nimete erme halidir. Helal de aynı köktendir. Harem beldeye helal olmak ne anlamlıdır. Bugün olmasa bile, bir süre sonra bu belde bütünüyle sana helal olacaktır. Fetih günü geldiğinde bu belde sana helal olacak ve bu beldede söz sahibi tek yetkili sen olacaksın. O fetih günü bir süreliğine bu haram beldede kan dökmek sana helal kılınacaktır. Fethe ve tevhide direnenlerin kanını dökmek Fetih gününde sana helal olacaktır. Bütün bu manaların hepsi var bu kutlu cümlede.
Müjdenin bize bakan tarafı da şudur: Yüce Allah’ın imkân ve nimetlerinden faydalanmaya en layık olanlar öncelikle O’nun has kullarıdır. Bu Yüce Rabbimizin ilahî kitaplarında yazdığı değişmeyen vadidir. And olsun ki, Tevrat’tan sonra Zebur’da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olacağını yazmıştık. Doğrusu bu Kur’ân’da, kulluk eden kimselere bildiri vardır. Dolayısıyla müminler, Allah’ın bahşettiği bu nimetlerin kıymetini bilmeli, onlara sahip çıkmalı, onları O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanmalıdırlar.
Sonra ikinci yemin cümlesi geliyor:
Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki! İnsanoğlunu, zorluklara (kebed) katlanacak şekilde yarattık.
Doğuran ve doğurduğundan maksat, Hz. Âdem ve oğludur. Yahut insanlığın ikinci atası Hz. Nuh ve oğludur. Ya da peygamberlerin ve son peygamberin atası Hz. İbrahim ve oğludur. Buna göre Hz. Peygambere ve onun atası İbrahim-İsmail peygamberlere yemin edilmiş olur. Veyahut da bütün babalar ve oğullarıdır. Zira insanlığın varlığı doğuran ana-baba ve doğurduğu evlatlarla devam etmektedir. Bu yemin ile Yüce Rabbimiz hem insanlığın neslini devam ettiren babalara, hem de insanlığa manevî önderlik yapan rehberlere dikkat çekmiştir. Yeminin ardından da varlığını sürdüren insanoğlunun, zorluklar sınavı ve o sınavda başarısı üzerinde durulmuştur.
Kebed, sağlamlık, muhkem yaratılış ve güçlülük demektir; ayakları üstünde dik durabilmektir. Buna göre Yüce Rabbimiz, insanı zorluklarla sınadı, ama onu zorluklara dayanabilme gücüyle donattı. Zira O, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemezdi. Kâinatta insan kadar, zorluklara katlanabilen, onlarla mücadele edebilen başka bir varlık yoktur. İnsan, kendisine bahşedilen aklî, fizikî gücüyle zorlukların üstesinden gelebilen bir varlıktır. Evet, o meşakkatlerle dopdolu bir hayatın içerisindedir. Onun ana karnındaki hali, doğumu, dış dünya hayatına alışması, süt emmesi, sütten kesilmesi, dişlerinin çıkması, büyümesi, dolaşım-sindirim-boşaltım sistemlerinin çalışması, geçim derdi, çocukluğu-gençliği-ihtiyarlığı, ölümü ve benzeri yaşadığı, karşılaştığı her şeyi meşakkatlerle doludur. Aslında nimetlerin elde edilmesi, tüketilmesi de külfetlerle doludur. Dünya hayatında nimet-külfet içiçedir. Dünya hayatı yorgunluklarla, sıkıntılarla doludur. Ve bu meşakkatlerden her insan nasibini alır ve bunlarla sınanır. Ama insan, bütün bunlarla baş edebilecek güçtedir. Yeter ki inancını, azim ve kararlılığını kaybetmesin. Yeter ki insan, o zorlu yokuşu aşmayı göze alabilsin ve bunun için gayret etsin. İşte Yüce Rabbimiz, insanın bu önemli özelliğine dikkat çekmektedir.
Bu ayetler, Mekke’nin zorlu zamanında müşrik işkence ve baskılarına katlanmak zorunda kalan Peygamberimiz ve onunla beraber tüm müminlere bir hatırlatmadır. Yılmayın, bırakmayın, pes etmeyin çağrısıdır. Sizden öncekiler de ne zorluklarla karşılaştılar, sizden sonrakiler de benzeri zorluklarla karşılaşacaklar hatırlatmasıdır. O halde insanın kendinin, gücünün farkında olmalı ve karşılaştığı zorlukları aşmak için gayret etmeli ve o zorluklarla tabi tutulduğu sınavı başarmak için çaba sarf etmelidir.
Özetleyecek olursak, ayetlerde;
Yemin eden: Yüce Allah’tır.
Kendisiyle Yemin Edilen: Kutsal belde Mekke, insanlığın varlığını sürdüren baba ve evlatlar. Onlara yemin edilerek onların önemine dikkat çekilmiştir. İnsan, kendisiyle yemin edilen şeyler üzerinde düşünmeli ve onların önemini fark etmelidir.
Üzerine Yemin Edilen: Hz. Peygamberin ve müminlerin bu beldelere helal olduğu ve insanın zorlu sınavlara tabi tutulduğu.dur
Alâka: İnsan, kendisine dünya mutluluğunu ve ahiret saadetini kazandıracak kutlu sınava bu yeryüzünde tabi tutulmuştur. Özellikle de yeryüzünün merkezi, vahyin kalbi olan emin belde, Ka’be’nin şehri Mekke, insanlık için en önemli sınav sorularındandır. Dinin temeli namaz ibadeti günde beş vakit o kutsal beldeye dönmekle, her gün defalarca o beldeyi hatırlayarak eda edilir. Yine İslam’ın temel rükünlerinden olan hac ibadeti o beldede ifa edilir. Kimi insan o mübarek beldeyi, o beldeden cihana yayılan nurun ziyasını görür ve o nura yönünü çevirir, iki dünya saadetine nail olur. Kimi de o nura ardını döner, o ışığa kayıtsız kalır, hatta ona düşman olur ve kaybedenlerden olur.
