Müminler için İki Çarpıcı Örnek

En Olumsuz Şartlarda İstikamette Kadınca Duruş Örneği: Hz. Âsiye

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنْ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Allah, inananlara Firavun’un karısını misal gösterir: O, Rabbim! Katından bana cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zalim toplumdan kurtar, demişti.

Hayat Düsturumuz Kur’ân, her konuda herkese örnek olacak sembol isimlerden bahsettiği gibi; yine her dönemde kendini gösterebilecek kötülük odağı isimleri de anar. Bu meyanda Kur’ân’ın isimce andığı Kârun kapitalistliği, Hâman zalim fikir babalığı, Câlut zalim silahşörlüğü/askerliği, Âzer putçuluğu, Firavun ise bunların hepsini kapsayacak zalim devlet başkanlığı ile alemleşmiş/tarihe mal olmuş kimselerdir. Sermaye babası, şeytânî fikir/medya babası, silah babası, put babası… Kur’an’ın deyişi ile mütraf, lehve’l-hadisçi, zâlim, fâsık güruh. Zulüm düzenlerinin altyapısını oluşturan çevrelerdir tüm bunlar. İşte Kur’an her dönemdeki benzer çevrelere evrensel mesajını sunabilmek için, bu sembol isimleri anmıştır. Ama bu isimler, ismin sahibi tek bir kişinin adı olmaktan çıkmış; aynı özellikleri taşıyan benzer çevrelerin ortak ismi olsun diye zikredilmiştir. Artık Karun, yalnızca Hz. Musa döneminde yaşamış o sermaye babasının adı değildir. Diğerleri de öyle. Nitekim “Her Musa için bir firavun; her firavun için bir Musa vardır” sözü bunun için söylenmiş olmalıdır.

Kur’ân öncesi dönemin insanlarından, başta peygamberlerin adı geçer kitabımızda. İnsanlığa önder olarak gönderilmiş binlerce peygamberden, onları temsilen yirmi beşinin (bir başka görüşe göre yirmi sekizinin) adı geçer. Bu peygamberlerden ise en çok adı anılan Hz. Musa’dır. Hz. Musa’nın adı tam yüz otuz altı kere geçer.

Hz. Musa’dan sonra en çok adı geçen kişi ise, azılı İslam düşmanı Firavun’dur. Firavun ismi yetmiş dört kere geçmekle, Hz. Musa’nın dışındaki peygamberlerden bile en çok adı geçen kişi olmuştur. Başka bir deyişle, Kur’ân’da ismi geçen sayılı kişilerin içerisinde, en fazla adı anılan iki kişiden biri Hz. Musa, diğeri ise Firavun’dur. Yanısıra açıkça ismi geçen ayetler dışında, hem Hz. Musa ve hem de Firavun’dan bahseden pek çok ayet te mevcuttur. Bu gerçekten üzerinde durulmaya değer bir husustur.

Hz. Musa dönemindeki Mısır kralının adı yahut lakabının Firavun olduğu söylenmiştir. Musa peygamberin karşısında yer alan Firavun’un asıl adının Musab b. Velid, Rayyân b. Velid, Velid b. Rayyan, Faytûs, Müğîs isimlerinden biri olabileceği de ileri sürülmüştür. Firavun isminin, tüm Mısır kralları için kullanılan bir unvan olduğu da söylenmiştir.

Hz. Musa, yukarda sayılan özellik ve güzellikleri Allah’ın sevgisini kazandığından adı çokça anılmıştır; Firavun ise sayısız çirkinlik ve kötülükleri kendinde topladığı için Allah’ın gazab ve azabına müstahak olmuş, bu yüzden de âleme ibret olsun diye adından çokça bahsedilmiştir. Aslında o, tüm inkârcı liderleri için sembol olmuş bir isimdir. Çünkü tarih boyunca iktidar sahiplerinden sadır olabilecek tüm zulüm ve kötülükler Firavun’un şahsında toplanmıştır. Ondan bahseden Kur’ân ayetlerine bakıldığında, onun şu cürümlerin adamı olduğu görülür:

Rablik davasında bulunmak, büyüklenmek, Allah’ın peygamberine başkaldırmak, Peygamberle muaraza için kahinlerle işbirliği yapmak, gerçekleri yalanlamak, güç ve iktidarını tevhide karşı kullanmak, bozgunculuk çıkarmak, haddi aşmak, tahtını koruma uğruna küçücük çocukları katlettirmek, inananlara olmadık işkence ve eziyet yaparak onları katletmek, inanan eşini işkenceyle şehid etmek, insanların inanç özgürlüğünü engellemek vb. Kısaca Firavun günahkar bir azmandı. Kibre kapılmış bir mütekebbir, yoldan çıkmış bir fâsık, haksızlık eden bir zalimdi. O, küfür, inkâr, şirk, fısk, zulüm, kibir, sapıklık, azgınlık ve taşkınlıkta direnmişti. Onun tüm bu azgınlıkları, denizde boğulacağını anlayınca yaptığı tevbe ve imanın geçerli olmasına engel olmuştu. Zira hadiste belirtildiği üzere, can boğaza gelince yapılan tevbeler makbul ve geçerli değildi.

Firavun’un tüm bu isyan ve azgınlığının had safhaya ulaşması gibi, onun ordusuyla birlikte denizde boğularak helak edilişi ve kendisinden sonrakilere tarihi bir ibret oluşu da onun Kur’ân tarihine, onun inkarcıların listebaşı olarak geçmesine neden olmuştur.

Firavun adı, ilk olarak üçüncü sırada inen Müzzemmil suresinin 16. ayetinde geçmektedir. Bunun temel sebebini şu şekilde açıklayabiliriz: Hz. Peygamber (s) döneminde Arabistan yarımadasında çok sayıda Yahudî topluluğu bulunmaktaydı. Yahudilerin Mekke toplumu üzerinde sosyal, dinî, kültürel ve ekonomik etkileri vardı. Mekke toplumu Hz. Musa ve Firavun kıssasından haberdardı. Bu yüzden Kur’ân ilk inen ayetlerinde Firavun kıssasına işaret ederek inkarcıları korkutup uyarmak istemiştir.

İşte böyle bir kötülük odağının karısı olarak Hz. Âsiye, Kur’ân’ın kadın erkek hepimize örnek olarak sunduğu bir kadın kahramandır. Kültürde kadın isimlerini anmak pek yaygın olmadığı için Kur’ân, onun ismini açıkça zikretmez. Ama onu, bütün çağlara örnek olacak şekilde bizlere sunar. Onu anmakla, insanın ileri sürebileceği ben iyi bir insan, iyi bir Müslüman olacaktım ama ailem, çevrem izin vermedi… Ben çok olumsuz şartlarda yetiştim… Etrafımda beni uyaracak, elimden tutacak, beni kurtaracak kimseler yoktu gibi tüm mazeretleri ortadan kaldırır. Aslında pek çok peygamber de olumsuz ortam ve şartlarda yetişmiş güzel insanlardır. Ancak onlar için, onlar peygamberdi, Yüce Allah onları korudu, seçti, sahiplendi denilebilir. Ancak Hz. Âsiye, Hz. Meryem gibi örnekler öyle değildir. Zira onlar peygamber değildir. Onlar hakikat arayışı içerisinde olmuşlar, akıllarını ve dirayetlerini kullanmışlar, Yüce Allah da onların karşısını Musâları, Zekeriyaları çıkarmış, onların tevhidi tanıyıp tevhid ölçüleri doğrultusunda yaşayacakları bereketli bir hayatı sunmuştur.

Firavun’un karısı Âsiye bnt. Müzahim’dir. Kendisinin Amelika kabilesinden yahut İsrailoğullarından olduğu söylenmiştir. Hz. Musa’nın yahut Firavun’un hala kızı olduğu da söylenmiştir. Âsiye, Allah’a iman ettiği için ellerinden ve ayaklarından kazıklara bağlanmış, güneş altında bırakılarak ona işkence edilmiştir. Üzerine büyük bir kaya parçası atılacağı sırada, “Rabbim! Benim için katından cennette bir ev yap, beni Firavun’dan ve onun işlediklerinden kurtar, beni şu zalimler topluluğundan kurtar!” diye dua etmiş, bunun üzerine kaya parçası altında ezilmeden önce Allah ruhunu kabzetmiştir.

Konumuz olan ayette Hz. Âsiye, müminler için çarpıcı bir örnek olarak sunulmaktadır. Müminler, onun en olumsuz şartlarda, ne pahasına olursa olsun iman yolunu tercih ettiğini ve o yolda ölümü göze aldığını hatırlamalı, kendileri de imanda karar kılmalıdır. Firavun’un kendisini öldüreceğini öngören Âsiye kadın, Rabbinden hayırlı ve kalıcı yurt ahireti istemektedir: Rabbim, katından bana cennette bir ev yap… Ardından beni Firavun’dan ve onun işlediklerinden kurtar; beni zalim toplumdan kurtar, diyerek Firavun’un inkârına geri dönmemek, onun zulümlerine ortak olmamak için Rabbinin yardımını istemektedir. Aslında onun bu duası, zâlimlerin zulmü altında olan her müminin sıkça yapacağı en özlü, en anlamlı bir duadır. Onun bu duası kabule şayan bir duadır. Nitekim sonuçta Yüce Rabbi onun duasına icabet etmiş, onu Kur’ân’ında bir kahraman olarak anmış, onu Firavun’un zulümlerinden kurtarmış ve ona ahirette büyük mertebeler lütfetmiştir. Peygamberimiz bir hadislerinde o mübarek hanımdan bahsederken şöyle buyurmuştur: Erkeklerden erdemli kâmil çok kişi vardır. Fakat kadınlardan Firavunun hanımı Âsiye, İmran kızı Meryem’den başka erdemli kadın yoktur. Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirit yemeğinin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.

Hz. Âsiye ile ilgili ayetlerden biri de şöyledir: Firavun’un karısı: «Benim de senin de göz aydınlığın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur yahut onu oğul ediniriz» dedi. Aslında onlar işin farkında değillerdi. Ayet, Firavun’un çıkardığı zulüm yasası ile öldürülmekten kurtulmak için sandık içerisinde suya atılan Musa bebeğin suda bulunması karşısında, onun öldürülmemesi için Hz. Âsiye’nin çırpınışını anlatır. O, bir anne şefkati ile Musa bebeği yanına alarak ileride kendi kurtarıcısı olacak kişinin kurtuluşuna vesile olmaktaydı. Çocuğu kurtarırken ne Firavun ve adamları o çocuğun Musa peygamber olarak karşılarına geleceğini biliyorlardı, ne de kadın onu kurtarıcısı olacağını biliyordu. Ama sonuçta o çocuk Firavun ve adamları için helak, kadın için kurtuluş sebebi olmuştu.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

Firavun’un karısı Hz. Âsiye, dünyalıkları terk edip ahiret yurduna talip olan kadın olarak tüm insanlığa örnek bir kahramandır. O, inkâr ve zulmün merkezi olan Firavun sarayında, ölümü göze alma pahasına iman ederek istikamet yolunu tercih etmiş bir hanımdır. Rabbin rızasını, Ahiret yurdu cenneti dünya saraylarına tercih etmiş bir kadındır. Dini konusunda fitneye düşmemek için Rabbe niyaz etmiş, firavun ve işlediği kötülüklerden uzak kalmak için Rabbine yalvarmış, sonuçta inandığı doğrular uğruna şehid olarak bu dünyadan göç etmiştir. Ardından ise insanlığa çok önemli mesajlar sunmuştur.

Buna göre insan isterse, aklını ve dirayetini kullanarak en olumsuz şartlarda bile doğruyu bulabilir. Firavnî ortamda bile tevhid üzere kalabilir. Gönülden hidayeti isteyenlere Yüce Allah hidayetini bahşedecektir. Peygamberimiz Hz. Enes’e, onun şahsında hepimize seslenerek şöyle buyurur:

“Tanımak bilmek/örnek almak istersen dünya kadınlarından şu dördü sana yeter: Imran kızı Meryem, Huveylid kızı Hatice, Muhammed kızı Fatıma ve Firavun karısı Âsiye.”

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir