Su Gibi Akıp Giden Dünya Hayatı
إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنْ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَامُ حَتَّى إِذَا أَخَذَتْ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce bir şey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen toplum için ayetleri böylece üzün açıklıyoruz.
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنزَلْنَاهُ مِنْ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَحَ هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا
الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا
Onlara, dünya hayatı misalinin tıpkı söyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgarın savuracağı çerçöpe döner. Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevap olarak da emel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır.
اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekincilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin azap da vardır. Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.
İnsanlığın sınav için gönderildiği dünya, çoğu insanın çoğu zaman aldandığı bir yerdir. Dünyanın geçici, sonlu olduğunu çoğu zaman insan unutur. Dünyayı kalıcı ve sonsuz yurt olarak görür. İşte bu yüzden pek çok ayet bize, doğru dünya anlayışını açıklar. Dünyanın geçiciliği, sonlu oluşu, aldatıcılığı farklı ve çarpıcı örneklerle anlatılır. Aslında her gün yaşanan doğum ve ölümler, yeryüzünün her mevsim kuruyup yeşerdikten sonra tekrar sararıp solması, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip durmaları, doğan her canlının ölümü tatması dünya hayatının geçiciliğini hatırlatır durur. Buna rağmen insanlar her gün iç içe yaşadıkları bu gerçekleri görmezler yahut bütün bunlardan alacakları dersi almazlar. Onun için Kur’ân ayetleri bizlere bu gerçekleri tekrarlar durur. Aslında her tekrar ve her anlatım konuyu farklı açılardan, farklı biçimde vurgular. Farklı eğilimlere sahip olan insanlar, farklı örneklerle uyarılır. Akıllı insana düşen verilen örneklerden hiç olmazsa birini görmesi, anlatımlardan hiç olmazsa birisi ile kendine gelmesi, gerçeği bulmasıdır.
Önce el-hayâtü’d-dünya ifadesi üzerinde duralım. Bu ifade bir sıfat tamlamasıdır, tam karşılığı aşağılık/basit/denî hayat veya yakın hayat demektir. Zira dünya kelimesi, adînin bayağısı anlamına yahut da bize yakın olduğu için en yakın olan anlamına kullanılmıştır. Evet, kalıcı ahiret yurduna göre, dünya hayatı denîdir. Bu onun tümden değersiz olduğu anlamına gelmez. Zira dünya hayatı, bize Rabbin rızasını ve cennetini kazandıracak sınav yeridir. Onun için önemli ve değerlidir. Onunla iç içe yaşadığımız için onun bize çok yakın olduğu zaten tartışılmazdır. Burada önemli olan dünyayı ebedî yurt olarak görüp kendini ona kaptırmamak, dünyayı elde etmek için ahireti ötelememek, dünyevileşmenin ağına düşüp kendini kaybetmemektir.
Kur’ân’da aşağılık hayat anlamına kullanılan el-hayâtü’d-dünya ifadesi, sınav dünyasında yaşadığı hayatı değerlendiremeyen, hayırlı işlerde kullanamayan bahtsız kimselerin hayatını anlatır. Yoksa sözgelimi Peygamberlerin ve sâlih kimselerin yaşadığı dünya hayatı aşağılık, bayağı ve değersiz değildir. Zira Rabbin rızasını ve cennetini kazandıran yer değersiz olamaz. Değerli ahiret yurdunu kazandıran anlamlı ve izzetli dünya hayatı da değerlidir.
Şimdi ayetlerin gözümüzün önünde canlandırdığı tabloyu anlamaya çalışalım: Semadan yeryüzüne inen yağmur. Yağmuru yeryüzüne indiren Yüce Allah’tır. Hz. Âdem’in ilk olarak konulduğu cennetten onu ve neslini yeryüzüne indiren de Cenab-ı Haktır. Yağmurun oluşması ve yeryüzüne inmesi muhteşemdir. İnsanın gelişi de öyle. Yağmurlar yeryüzüne ölçülü yağar, dünya nimetleri de insanlara ölçülü dağıtılır. Yağmurlar kimi zaman kimi yerler için bolluk bereket ve hayat sebebidir; kimi zaman ve kimi yerler için ise seldir, tufandır. Dünyalıklar da öyle kimi zaman kimileri için hayat, kimileri için helak sebebidir. Su, yerinde ve ölçülü kullanılırsa faydalıdır; yersiz ve ölçüsüz kullanılırsa zararlıdır. Dünyalıklar da öyledir. Su, akarsa pırıl pırıl olur ve tertemiz kalır. Dünyalıklar da hayırda kullanılırsa, meşru yollardan kazanılır, hayırlı bir şekilde harcanırsa güzel olur; değilse hüsran sebebidir. Onun için hadiste zekât İslam’ın köprüsüdür buyrulmuştur. Sahibini salimen kurtuluş yakasına geçirecek olan, onu suda boğulmaktan kurtaracak olan zekât, hayır hasenat köprüsüdür.
Yağan o rahmet yağışlarıyla yeryüzünde bitkiler yetişir, renk renk, çeşit çeşit bitkiler. Şekliyle, rengiyle, tadıyla, yetişme zamanı ve biçimiyle envâ-i çeşit bitki. Her biri bir âyet, her biri özel ve güzel. Hiç birisi boşuna, gayesiz ve anlamsız yaratılmamış. Her doğan insan da öyle. Renkleri, şekilleri, ömürleri farklı farklı da olsa her insan önemlidir. Zira insan, yeryüzünün halifesidir. Yüce Allah’ın ellerimle yarattım, canımdan can kattım buyurduğu varlıktır, insan.
Yetişen, gelişip serpilen, çiçek açıp meyveye duran, köküyle gövdesiyle görkemli bir şekilde duran, gelin gibi süslenen her bitkinin belli bir ömrü vardır. Kimi bitkiler vardır gece uyanır, kimi gündüz. Kimi bitkiler vardır gece solar, kimi gündüz. Kimi bitkiler vardır kışın yetişir, kimi yazın. Her ân, her gün ve her mevsim değişiklik yaşayan yeşeren-solan, doğan-ölen bitkiler vardır.
Hiçbir şeysiz dünyaya gelen, kısa zamanda gelişip serpilen, sonra büyüyüp güzel bir bedene, pek çok dünyalığa sahip olan, sanki hiç gitmeyecek-hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya alışıp karışan/dünyevileşen insanın da sınırlı ve belirli bir ömrü vardır. Kendisine ezelden biçilen o ömür doldu mu, ecel vakti geldi mi onu engelleyecek, uzatacak hiç kimse yoktur. Onu öne alıp kısaltacak hiçbir gücün olmadığı gibi onu erteleyecek bir güç de yoktur. Doğumlar da ölümler de gece gündüz kesintisiz gerçekleşirler. Her ümmet için belirli bir süre vardır; vakitleri dolunca ne bir saat gecikebilir ne de öne geçebilirler. Belki aniden gelecek de onları şaşırtacaktır. Artık onu geri çeviremezler; kendileri de ertelenmez. Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler. O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.
Her yetişip yeşeren bitki eninde sonunda sararıp solmaya, çürüyüp toprak olmaya mahkumdur. Dünyaya gelen her insan da öyle. O da Yüce Yaratıcının kendisine biçtiği ömrü yaşayıp sonunda ölecek, bu âlemden çekip gidecektir. Her bitkinin soluşu ve tekrar içerisinden bitip geldiği toprağa geri dönüşü gibi.
Dünya hayatı ne kadar süslü, parlak, cazibeli olursa olsun son bulmaya mahkumdur. Nimetleri ne kadar çok olursa olsun, sonludur. Elde edilen nimetler külfetlidir, her an değişebilecek, elden çıkabilecek özelliktedir. Dünya nimetlerinin garantisi yoktur. Her an yok olabilir, sona erebilir. Dünya nimetleri semadan damla damla inen su gibi gelir, su gibi akıp elimizden çıkar gider. Ya nimetler bizi bırakır gider, ya da biz nimetleri bırakıp gideriz. Suyun bir yerde uzun süre durmadığı gibi, ya akar gider, ya yer altına sızar kaybolur, yahut da buharlaşır yok olur. Ama ahiret nimetleri kalıcıdır, bitmez tükenmezdir ve külfetsizdir. Orada ne ihtiyarlama vardır ne ölüm. Ne hastalık vardır ne güçsüzlük. Ne kaybetme vardır ne de iflas. Dünyanın zenginlikleri, nimetleri, makamları; ahiret güzellikleri yanında değersizdir. Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır. Bundan daha iyisini size haber vereyim mı? Allah’a karşı gelmekten sakınanlara, Rab’larının katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür.
Çarpıcı Misallerin İbretlik Dersi
Dünya hayatı ne kadar cezbedici, ne kadar cafcaflı olursa olsun bizi aldatmamalıdır. Bugünü yaşamışsak, yarını yaşamaya dair elimizde bir senedin olmadığını unutmamalıyız. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalıştığımızdan çok, yarın ölecekmişiz gibi ahiret için hazırlanmalıyız. Ahirette geçer akça ancak iman, ihlas ve sâlih amellerimizdir. Bunun dışında bu dünyadan ahirete götürebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Ne sahibi olmakla övündüğümüz mallar, ne makam mansıplar, ne evlad ü iyal, ne başka bir şey. Bunlar bu dünyada bırakıp gideceklerimizdir. Bizimle ahirete gelecek olan ve bize ahiret saadetini kazandıracak olan ise iman ve salîh amellerimizdir. O halde e hasis sarraf kendine sağlam bir kese diktir, mezarda geçer akçe neyse sen onu biriktir. O gün ne mallar fayda verir ne de kız ve oğullar. O gün kazanacak olanlar ancak imanlı kalple Huzura çıkacak olan kullar!
Gerçek mümin imanı, dua-zikir ve ibadetiyle ahirete yatırım yapandır. Dünyasını ahiretinin hizmetine verendir. Dünya hayatını ahiret yurduna hazırlanmak için değerlendirendir. Dünyayı ahirette mahsülünü almak üzere ekip dikeceği ekim alanı görendir.
Mirac gecesi ziyaretinde İbrahim aleyhisselam Peygamberimize öyle tavsiyede bulunmuştur: Ümmetine emret de çokça yapacakları zikir ve dualarla cennette dikecekleri ağaçlan çoğaltsınlar. Çünkü oranın toprağı güzel, arazisi geniştir. Peygamberimiz de şöyle buyurur: Cennette bir kamçılık yer, dünyadan ve dünyadakilerden daha hayırlıdır. O halde aldanmayın dünya ve dünyalıklara ve fırsat elinizde iken: Rabbinizin mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşusun. Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah’a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşusun; bu Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir. Yüce Allah’ın bize verdiği çarpıcı misalleri anlayabilmek için onlar üzerinde derinlemesine düşünmeliyiz. Bu örneklerde yer alan her bir kelime, kurulan her bir cümle, her bir benzetme ve anlatımda sayısız hikmetler vardır. Onları görmeli ve gereği ile amel etmeliyiz. Elde ettiğimiz ve tükettiğimiz nimetler, günlük olarak tükettiğimiz su. Her su tüketimimizde bu ayetleri hatırlamalıyız. Su gibi akıp giden ömrümüzü, su gibi damla damla biriktirip su gibi akıp giden dünyalıklarımızı düşünmeliyiz.
