Yorgunluğu Yanına Kalan Soluyan Köpek Yahut Kitap Yüklü Eşek Misali

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا فَانسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنْ الْغَاوِينَ

وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْ ذَلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَاقْصُصْ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

سَاءَ مَثَلًا الْقَوْمُ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَأَنفُسَهُمْ كَانُوا يَظْلِمُونَ

Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Onun durumu, üstüne varsan da kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden toplum ne kötü bir misaldir!

Hayatın içerisinden seçilmiş bir Kur’ân misali daha. Sahibinin arkasından gayesizce yahut azıcık bir dünyalık için koşturup durmuş, sonuçta yorgun düşmüş bir halde soluyup duran bir köpek. Yorgun düşmesi bir yana, bir karış dilini dışarı çıkarmış ve soluyup durmakta. Nahoş bir görüntü, nahoş bir ses… İşte ayetler böyle bir köpeğe benzeyen kişileri anlatıyor ve bunların ibretlik manzaralarının anlatılmasını istiyor:

Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kimsenin acınacak halini anlat. Anlat ki herkes bundan ders alsın. O kişinin anlayacak aklını Biz verdik. Hikmete dayalı doğru bilgiler de Bizim. Zira yeryüzünde batıldan önce hak vardı. Yüce Yaratıcı, yarattığı insanı başıboş bırakmamış; ilk insan Hz. Âdem şahsında eşyanın tüm isimlerini öğreterek insanlığı eğitmiş, bilmediklerini öğretmişti. Ondan sonra da hep Peygamberler gelmiş, insanlığa hikmet ve ilahî hükümleri getirmişti. Dolayısıyla kime ilim ve hikmetten bir pay verilmişse bu, Yüce Yaratıcının lütfudur. Nimet ise şükrü gerektirir. Şükür ise, nimetin asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmakla gerçekleşecektir.

Akıllı insana düşen, Peygamberler vasıtasıyla insana bahşedilen bu ilim ve hikmeti öğrenip onu, hakkın hizmetinde kullanmaktır. Tarih boyunca ilmiyle amel eden nice insan, ilmiyle yükselip cennetlikler arasına katılırken; nicesi de sahip olduğu ilmin ya gereğini yerine getirmemiş, ya da onu yanlış yerlerde kullanmış ve sonuçta kaybedenlerden olmuştur. Böyleleri insanlığından çıkmış ve kelpler seviyesine inmiştir.

Gayesiz koşuşturmasıyla yorgun düşüp soluyan köpek. Evet, ilim sahibi kişi de çalışmış ve yorulmuştur. Ama ilim elde etmedeki asıl gaye olan, ilmini hak yolda kullanıp Rabbin Rızasını kazanma hedefinden sapmış; ilmiyle Rabbe uyacağına heva ve arzularının peşinde şeytana râm olmuştur. Bu kişi sadece dünya ve dünyalıkları kazanmayı gaye edinmiş, hevasına ve şeytana uymuştur. Halbuki hayat dünyadan ibaret değildi. Şu geçici imtihan dünyası amaç olamazdı. Bunca emekle sahip olunan bilgiler, hevaya ve şeytana kurban verilemezdi. Bilakis nefsin ve nefislerin eğitim ve tezkiyesi için kullanılmalıydı.

İşte bu yüzden ayetlerde ilmi ile amel etmeyen kimseler, soluyan köpeğe benzetilmiştir. Bu benzetme ile ilimden asıl maksadın onunla amel etmek olduğu, aksi taktirde sahip olunan ilim yükünün, insanı rezil konumlara düşürebileceğine vurgu yapılmıştır.

Ayetlerde söz konusu edilen kişi Bel’am b. Baura’dır. Bel’am, mübarek kıldığı mübarek olan, lanetlediği lanetli olan ağzı dualı bir kişidir. Önceleri Hz. Musa’ya inanmış olan bu bilge kişi, daha sonra kavminin kendisini hediyelere boğması ve dünyalıklara gark olması üzerine Hz. Musa’ya baş kaldırmış ve ona beddualar etmiştir. Kavmine, kadınlarını süsleyip Hz. Musa’nın yanında savaşa giden askerlerin karşısına çıkarmalarını tavsiye ederek bu şekilde pek çok insanın yoldan çıkıp zinaya düşmesine sebep olmuştur.

Ayetteki bu örnekleme ile Bel’am, kibir ve heva-heveslere uyarak dünyevileşmenin sembolü olmuştur. Bel’am, ilminin hayrını görmemenin adıdır. Bel’am, ilmiyle erdiği yüce makamları kaybedip rezil olmanın adıdır. Bile bile, göz göre göre aşağılıklara yuvarlanmanın adıdır. Peygambere yakın gözde bir makamdan, şeytana yakın konumlara düşmenin adıdır. Nitekim bu ayetlerin indiği dönemde Mekke’de Belam kılıklı insanlar vardı. Ümeyye b. Ebî Salt gibi… Bir peygamberin gelmek üzere olduğunu anlatıp durmuş, tevhide dair şiirler yazmış, ancak son peygamber gelince ona inanmaktan geri durmuştu. Allah Rasülü onun hakkında, şiiri inanmış ama kalbi inkâr etmiş kişi diyecekti.

Yaratıkların en şereflisi olan bir insanın, soluyan köpeklere benzetilmesi basit bir şey değildir. Onun için diyoruz ki, kibir ve hevâsının kurbanı olan herkes Bel’am’dır ve ayetlerde söz konusu edilen kişidir. Bu nedenle insan, ilmine, konumuna, variyetine, bir kısım meziyetlerine güvenmemelidir. Zira insanlık tarihi, ilmiyle, makamıyla, variyetiyle, pek çok meziyetleriyle kaybeden insan örnekleriyle doludur.

Böyle bir kimse, durmadan dinlenmeden koşmuş yorulup bitkin düşmüş bir köpeğe benzer. Bu köpek, bitkin bir şekilde dilini çıkarıp soluyup durmaktadır. Hayvan, tüm koşturmalarına rağmen hedefine ulaşamamış, ne susuzluğunu giderebileceği bir suya ulaşmış, ne de yiyeceği bir şeye ulaşmıştır. Bitkin düşmüş, olduğu yere çöküp kalmıştır. Yorgunluktan ve solumaktan, sahibinin çağrısına bile cevap verecek durumda değildir. Çoğu zaman köpeğin koşturmaları gayesiz, anlamsız ve sonuçsuzdur. İlmiyle amel etmeyen kimsenin durumu da böyledir, onunki de yorgunluk ve bitkinlik, sonuçta bütün birikimlere rağmen gülünç durumlara düşmektir. Ondan da herhangi bir yararlı amel sadır olmamakta ve sadece kuru sesler çıkmaktadır. Genelde hayvanlar yorulunca yahut susayınca solurlar. Köpek ise her zaman solur. Yorulsa da yorulmasa da susasa da susamasa da solur.

Allah’ın ayetlerinden uzaklaşan, sahip olduğu ilmiyle amel etmeyen kimselerin durumu da böyledir. Onlar, ilim elde etmek için çabalamışlar, yorulmuşlar, lakin gereğiyle amel etmedikleri için yorgunlukları boşa gitmiştir. Artık böylelerine uyarı da kar etmez. Onlar, ne kendi sahip oldukları ilimlerinin gereğini yaparlar, ne de başkalarının uyarılarına kulak verirler. Her halükârda onlara yapılan çağrılar karşılıksız kalacaktır. Sonuçta onlar, ilimlerine rağmen kaybedenlerden olacaktır. Bu yorgunluklarından onlara kalan ise soluyan köpek manzarası ve çıkardıkları kulak tırmalayan seslerdir.

Allah’ın ayetlerinden sıyrılıp şeytanın peşine takılan kimse elbette bu durumlara müstehak olacaktır. Oysa Allah’ın ayetleri, insanın ruhuna, selim aklına, fıtratına, dünya ve ahiret mutluluğuna uygun olandır. Şeytanın çağrıları ise tamamen bunların aleyhine ve zararınadır. Tabi ki dünyevileşen kimselerin bunu fark etmesi oldukça zordur. Dünyevîleşmek ilim sahiplerini bile bu korkunç akıbetlere düşürürse, dünyevîleşen cahillerin durumu çok daha vahim olacaktır!

İlim, iki taraflı bir asansöre benzer. Yerli yerince kullanılırsa, hakkın hizmetine verilirse sahibini yukarılara, yüceliklere yükseltir. Gereği yerine getirilmezse, yerinde kullanılmazsa, süflî amaçlara hizmet için heder edilirse sahibini, aşağıların aşağısına indirecek, yerin dibine geçirecektir.

TAŞIDIKLARI YÜKLERİNİN HAYRINI GÖRMEYEN EŞEKLER

Bir başka ayette de ilmi ile amel etmeyen Kitap ehlinin hali, kitap yüklü eşeklere benzetilir. Sırtlarında taşıdıkları yükten istifade edemeyen, o yükün yalnızca hamallığını yapan eşeklere. Ayet Tevrat ehlini sözkonusu etse de ilmiyle amel etmeyen herkese bir uyarı niteliğindedir. Dolayısıyla Kitabı okuyan herkes onu anlamalı ve gereğini yerine getirme gayret ve çabası içiresinde olmalıdır ki bu acıklı hallere düşmesin:

مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارًا بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür! Allah zalimleri doğru yola eriştirmez.

Verilen misal, günlük hayatın içerisinden, herkesin anlayabileceği, basit gibi gözüken ama son derece etkileyici bir örneklemedir. Yiyecek yükü taşıyan eşek, sırtındaki yüke rağmen açlığından ölebilir. Çünkü o, sırtındaki yükü indirip yemeyi akıl edemez. Benzer şekilde sırtında cilt cilt kitap yükü taşıyan eşek, taşıdığı yükün farkında olmaz. Eşek için bir yük kitap ile bir yük odun arasında bir fark yoktur. O ağır yükün altında saatlerce yorulur, fakat ondan istifade edemez.

Ellerindeki ilahî kitabın kıymetini bilmeyen, onu okuyup anlayarak gereklerini yerine getirmeyenlerin durumu da böyledir. Kitap yükü taşıyan eşek, kitaptan sorumlu değildir. Ancak Kitaba muhatap olan insan, o kitaptan sorumludur ve gereklerini yerine getirip getirmediğinden sorgulanacaktır. O halde bunca yorgunluğa katlanarak ilim sahibi olanlar, öğrendikleriyle amel ederek ilmin hayrını görmeye çalışmalıdırlar. Aksi takdirde o bildikleri, onların sırtında ağır bir vebal olarak kalmaya devam edecektir.

Müslüman, ibret nazarıyla çevresine bakan, gördüklerinden hikmetler/mesajlar çıkarmasını bilen kimsedir. Etrafımızda gördüğümüz her köpek yahut her eşek de bizlere bu ayetleri hatırlatmalı ve bunlardan ders almalıyız. Hayvanlarda da size ibretler vardır. Ders alın, ey akıl sahipleri!

Öyleyse karar verelim. İlmimizle amel ederek cennetlere yücelmek mi, köpek yahut eşeklerin seviyesine yuvarlanıp cehenneme düşmek mi? Hüner, eşeklik ve köpeklik tutkularından kurtulup insanca ilmin hayrını görmek ve ilimle yücelere ermektedir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir