14 – Peygamberlerin Toplumlarını İnşa ve İhya Yöntemi
Yüce Mevla, rahmetinin tecellisi olarak her topluma bir peygamber/uyarıcı göndermiştir. Bunun için ilk insan, aynı zamanda ilk peygamberdir. İnsanlık tarihi boyunca Âdem’den Hâtem’e hep peygamberler gelmiş ve onların hepsi insanlığı fıtrat dini İslam üzere kalmaya çağırmışlardır. Peygamberler, bir taraftan insanları fıtrat dini üzerinde tutup onları kemale taşırken, öte taraftan fıtrattan kopup sapan insanları da kurtarmak için çırpınmışlardır.
Peygamberlerin tevhid mücadelesi, ibretli derslerle doludur. Zira onlar, değişik zamanlarda ve değişik coğrafyalarda, çok farklı insanlarla muhatap olmuşlar ve onlara davetlerini ulaştırmışlardır. İnsanların en seçkini olmakla kendi birikim ve istidatları yanında, Yüce Allah’ın yardım ve desteği ile tevhid mücadelesinde meşru pek çok yolu/metodu denemişler ve bu anlamda da bizlere örnek olmuşlardır.
Her Kur’ân okuyuşumuzun ardından Ve selâmün ale’l–mürselîn/Selam olsun peygamberlere ayeti ile Peygamberleri selamlayan Müslümanlar olarak bizler tüm peygamberlere, aralarında ayrım yapmadan iman ederiz ve onların tecrübelerinden istifade ederiz.
Her Topluma Peygamber
Her topluma peygamber gönderdiğini hatırlatırken Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi.
Şüphesiz ki, senden önce ümmetlere peygamberler göndermiştik.
And olsun ki, senden önce nice peygamberler gönderdik.
Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.
Yüce Rabbimiz, her topluma bir uyarıcı, davetçi, peygamber göndermiştir. Bugün ise son peygamber insanlığa gelmiştir. Tekrar peygamber gelmeyeceğine göre insanlığa Allah’ın davetini ulaştırmak, peygamber yolunun yolcularına aittir.
Kıssa Ders İçin Değil, İbrat İçin Okunmalı
Kur’ân-ı Kerimde anlatılan peygamber kıssaları, yalnızca bilgilenmek, geçmişe dair menkıbe anlatmak amacına yönelik değil, ibret almak içindir. Zaten kıssa, birinin izini sürüp ardınca gitmek anlamına gelir. Buna göre kıssa, ibret almak ve kıssadan çıkarılacak dersleri hayata geçirmek için okunmalıdır. Kur’ân’ın kendine özgün üslubuyla anlatılan Peygamber kıssaları da bir taraftan bizleri en doğru bilgiye ulaştırır, diğer taraftan bizi hayata hazırlar, karşılaşabileceğimiz benzer durumlara karşı takınacağımız duruşlarımızı belirler, davet yolunda bizleri biler. Kur’ân’da anlatılan peygamber kıssalarında genel olarak şu hususlar öne çıkar:
Peygamberler, içerisinde bulundukları toplumun en seçkin, en donanımlı, en fedakâr, en çilekeş, en hasbî insanlarıdır.
Allah, Âdem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini, İmran ailesini birbirinin soyundan olarak âlemlere tercih etti. Allah işitendir, bilendir.
Buna göre Peygamberler yolunun davetçisi de kendisini iyi yetiştirmeli, mücadelesinde başarılı olmak için büyük çaba ve gayret sarf etmelidir. Yoluna baş koyanları, Peygamberlerinin izinde gidenleri Yüce Allah yardım ve desteksiz bırakmayacak ve onları kemale erdirecektir.
Onlar, insanlardan herhangi bir karşılık beklemeden davet görevlerini yerine getirmişlerdir. Onlar, kendilerini insanlığın kurtuluşuna adamış, insanlık sevdalılarıdır. Onlar şu ortak sloganla çıkmışlardır yola:
Ey kavmim! Buna karşılık ben sizden bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir.
Davetçi de mücadelesinde Allah’ın rızasını merkeze almalı, herhangi bir menfaat beklentisi içerisinde olmamalı, Allah’ın dinini/davasını geçici dünyanın basit menfaatleri uğruna satmamalıdır.
Onlar, toplumun bir ferdi, halkın içerisinde yaşayan halk adamlarıdır. İnsanî ilişkilerde asla onlardan uzak ve kopuk değildirler.
Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi.
Onlara söyle: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor.
Peygamber yolunun yolcusu da halkıyla iç içe olmalı, onların dertleriyle dertlenmeli, asla fildişi kulelerden onlara bakıp, hayali proje ve laf edebiyatları içerisinde olmamalıdır.
Onlar, davetlerine ey kavmim diyerek başlamışlar, kavimlerini ne kadar düşündüklerini bu ifadeleriyle açıkça göstermişlerdir.
Ey kavim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum.
Peygamber yolunda ilerleyen davetçi de insanlığın kurtuluşu için çabalamalı, bir kişinin hidayete ermesini, dünya ve içindekilerden çok daha değerli görmelidir.
Onlar, davetlerinde meşru olan her yolu denemişlerdir. Gece davet etmişler, gündüz davet etmişler; gizli davet etmişler açık davet etmişler; tek tek davet etmişler toplu davet etmişlerdir. Takip ettikleri yöntemler sonuçsuz kalınca asla pes etmemişler ve alternatif yöntemler üretmişlerdir.
Nûh dedi ki: Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım… Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim.
Davetçi de farklı metodları denemeli, meşru alternatifler üretmeli ve farklı mizaçlara sahip muhatapları için farklı yöntemlerle mücadelesine devam etmelidir.
Onlar, kavimlerinin hep hayrını, kurtuluşunu istemişler, onları ikna etmek için çırpınmışlar, onları hak yolda tutmak, sapmışlarsa sapıklıktan kurtarmak ve kemale eriştirmek için uğraşmışlardır.
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik.
Adanmış insanların yolundaki davetçi de hedef kitle olan kavminin kurtuluşunu her şeyin başında görmeli, onların seviyelerine göre onlara hitap etmeli, onları kaybetmek için değil, kazanmak için çalışmalıdır.
Peygamberler, kavimlerini tevhidin temel esaslarına çağırmışlar, onları çeşitli delillerle ikna etmeye çalışmışlardır. Onların çağrıları, dünya ve ahrette kavimlerinin hep hayrınadır.
Senden önce gönderdiğimiz her peygambere: «Benden başka tanrı yoktur, Bana kulluk edin» diye vahyetmişizdir.
Peygamber yolunun yolcuları da İslam’ı dava edinmeli ve insanları yüzeysel patentlere değil, Allah’ın dinine çağırmalıdır.
Onlar, toplumlarından gördükleri sözlü ve fiilî yaptırım, baskı ve işkenceler karşısında asla pes etmemişler, yılmamışlar, yollarından vazgeçmemişlerdir. Azim ve sabırla davetlerine devam etmişlerdir.
Buna göre davetçi de davet yolunda bir takım güçlüklerle karşılaşabileceğini hesaba katmalı ve bu güçlük ve sıkıntılar onun azim ve kararlılığını bilemelidir.
Peygamberler, önce kavimlerinin ıslah ve hidayeti için dua etmişler; onların yola gelmeyeceğini anladıklarında, çarelerin tükendiği, sözün bittiği yerde, ancak o zaman onların helâkini istemişlerdir.
Nûh dedi ki: Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkârcı bırakma. Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler.
Biz peygamberleri ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz.
Peygamberlerin toplumu inşa ve ihya metotlarında, tüm zaman ve coğrafyaların davetçileri için alınacak pek çok örnek ve ibret vardır. Bu yüzden onların davet mücadelesi iyi okunmalı, onların hayatından çıkarılacak dersler ibret gözüyle incelenmelidir. Onların hayatı, bizler için yalnız bir menkıbe olarak kalmamalıdır. Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Her Musa için bir Firavun, her Firavun için bir Musa olacağına göre, Firavunlara karşı Musalar, Nemrutlara karşı İbrahimler, Ebu Cehillere karşı Ahmedler olabilmek için gayret etmelidir. Selam peygamberlere ve tüm peygamber yolunun yolcularına.
