16 – Evrensel Kitabı, Evrensel Okuma
İnsanlığa hayat düsturu olarak indirilen Kur’ân, son ilahî kitaptır ve tüm zamanlara, tüm mekânlara ve tüm insanlığa gelmiştir. O, ne belli bir coğrafyanın ve ne de belli bir zümrenin kitabı değildir. Aynı şekilde o, yalnızca indiği dönem insanına da inmemiştir. Evet, Kur’ân, öncelikle Hz. Peygambere ve onun çevresindeki insanlara inmiştir. Ancak onun aydınlatıcı, yol gösterici ve bağlayıcılığı sonraki dönem insanları için de geçerlidir. Onun mesajı kıyamete kadar insanlığı aydınlatmaya devam edecektir ve onun tüm hükümleri indiği gün gibi diri ve dinamiktir.
Kur’ân Kıssalarındaki Evrensel Mesajlar
Kur’ân, indiği dönemden çok önce yaşanmış olaylardan, kıssalardan bahseder. Onun anlattığı bu olaylar, tarihin derinliklerinde kalmış tarihsel olaylardır. Ancak onların mesajları da evrenseldir. Aksi takdirde onların asırlar sonra gelen ve kıyamete kadar gelecek olan insanlara anlatılmasının bir anlamı olmazdı. Bu yüzden biz, Kur’ân kıssalarını bu gözle okumak ve buna göre değerlendirmekle yükümlüyüz. Onlar sanki bizleri anlatıyormuş gibi, doğrudan bizlere iniyormuş gibi okumalıyız. İyi yahut kötü kıssa kahramanlarının yerine kendimizi koyarak, o kahramanların içerisinde kendimizi bularak okumalıyız. Yoksa kıssa tarihte kalmıştır, bizden çok önceki dönemlerde insanlar yaşamış ve uyarılar onlara gelmiş, bizi çok fazla ilgilendirmez yaklaşımı, hem doğru bir yaklaşım değildir, hem de bizim Kur’ân’dan istifade etmemizi engeller. Böyle bir yaklaşım Kur’ân’ı tarihsel bir kitap görmeye götürür.
Kur’ân kıssalarından istifade edebilmek için ise, öncelikle o kıssaların yaşandığı döneme gitmemiz, o dönemin atmosferini teneffüs etmemiz gerekir. Ardından kıssanın mesajı ile Kur’ân’ın indiği döneme gelmemiz gerekir. Çünkü Kur’ân, öncelikle indiği dönem insanlarını inşa etmek üzere gelmiştir. Anlatılan kıssalar o ilk muhataplar tarafından nasıl okundu, nasıl anlaşıldı ve nasıl hayata geçirildi, bunu doğru bir şekilde görmek gerekir. Ardından bu dolulukla günümüze gelmemiz ve mesajı günümüze taşıyıp o mesaj doğrultusunda bir hayat yaşamamız gerekir.
Saadet çağı insanını uyaran, onlarla ilgili ayetleri de benzer şekilde okumalıyız. Öncelikle o anlatılanların yaşandığı döneme gitmeli, o olayların yaşandığı atmosferi teneffüs etmeli, ayetlerin o insanlardaki değişiklikleri gözlemeli; ardından o mesajlarla günümüze gelmeliyiz.
Kur’ân’da anlatılan olayları yaşandığı dönemlerde bırakmak, yalnızca onları yaşayan insanların hayatında görmek Kur’ân’ı üzerimize almamak, mesajlarını başkalarına kaydırmak demektir. Sözgelimi İsrailoğulları ile ilgili olarak anlatılanları, yalnızca Yahudiler ve Hıristiyanlarla sınırlandırmak, bu anlatılanlar onları bağlar bizi bağlamaz demek Kur’ân’ı yanlı okumak ve mesajını daraltmak demektir. Bu yüzden usulcüler sebebin özel olması, hükmün genel olmasına engel değildir diyerek bu yanlış anlamaya dikkat çekmişlerdir. Nitekim sahabe İsrailoğulları ile ilgili ayetleri okurken, kendilerini onların yerine koyarak okumuşlardır. Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirlerdir, zalimlerdir, fâsıklardır ayetleri, Allah’ın hükümlerini hafife alan, onları küçümseyen, onları değiştiren, onları beğenmeyip onların yerine başka hükümleri uygulayan İsrailoğulları hakkında inmiştir. Ancak bunun bizlere anlatılması, yalnızca onların durumunu haber vermek için değil, benzer durumlara bizlerin düşmemesini sağlamak içindir. Zira Kitap Ehli, kendilerine gönderilen Peygamberlere ve kendilerine indirilen İlahî Kitaplara rağmen sapmışlardır. Yüce Allah bu ümmete de yeniden Peygamber göndermiş ve Kitap indirmiştir. Peygambere ve Kitaba rağmen yoldan çıkmak bu ümmet için de söz konusu olabilir. İşte Kur’ân, bu konuda bizleri İsrailoğulları üzerinden uyarmaktadır. Büyük Kur’ân adamı İbn Abbas şu uyarılarda bulunmuştur:
Evet, ayetlerde söz konusu edilen kâfir, zâlim ve fasıklar Kitap ehlidir. Ancak ayetleri yalnızca onlara tahsis eden siz ey insanlar! Sizler ne iyi insanlarsınız! Tatlı olan, cennetle ilgili ayetleri kendi üzerinize alırsınız; acı olan, cehennemle ilgili olan ayetleri Kitap ehline kaydırırsınız. Hayır, hiç de sandığınız gibi değildir! Sizden kim Allah’ın hükmünü inkâr ederse o kâfirdir, onu kabul ettiği halde sizden kim onunla hükmetmezse o da zâlim ve fâsıktır!
Aynı ayetlerle ilgili olarak İbn Mesûd da şunları söyler: Ayatlar hem Yahudileri hem de başkalarını kapsar/bağlar.
Huzeyfe de şunları söyler: Siz israiloğullarını aynen izleyecek ve onlara benzeyeceksiniz. Onları adım adım takip edeceksiniz. Ne var ki sizin de onlar gibi buzağıya tapıp tapmayacağınızdan emin değilim!
Peygamberimizin huzurunda seslerini yükselterek tartışma yapanları uyarmak için gelen Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin ayeti inince, sesi çok gür olan Sâbit b. Kays, ayeti üzerine almış, şimdi ben Onun yanında konuşursam, sesimi yükseltmiş ve ayetin hükmünü çiğnemiş olurum diyerek mescide gitmeyip namazlarını evinde kılmaya başlamıştı. Daha sonra peygamberimiz, ayetin kendisiyle ilgili olmadığını söyleyerek onu rahatlatmıştı.
Aslında bu yaklaşımlar, İsrailoğulları yahut başka kimseler hakkında indiği açık olan ayetleri, kendi üzerine alarak evrensel bir bakış açısıyla Kur’ân’ı okumadır. Kur’ân’ın ilk muhatapları, şirkle, nifâkla ilgili ayetleri de benzer şekilde okuyorlar; ayetleri münafıklara, müşriklere kaydırmadan önce, kendilerini sorguluyorlardı. Muhammed İkbal’e ait olan Kur’ân’ı, sanki sana iniyormuş gibi oku sözünün anlamı da budur.
Kur’ân’ın evrensel okumasını layığı ile gerçekleştirebilmemiz için Kur’ân, çok canlı anlatımlarla mesajlarını bizlere sunar. Sözgelimi Kur’ân’ın kıssaları, bir tarih kitabı anlatımında değil; sanki bugün yaşanan olayların anlatımı gibi son derece canlıdır. Yine Kur’ân, olayların yaşandığı yerlerin ve yaşayan kahramanların isimlerine pek fazla yer vermez ki mesaj onlarda kalmasın. Yine o, mesajlarının ayrıntılar içerisinde kaybolmasına izin vermez. Olaylar, tam da mesaj veren yönleriyle, bize ışık tutacak şekilde anlatılırlar.
Peygamberimize Özel Ayetlerin Evrensel Mesajları
Peygamberimizin şahsı, aile hayatı ile ilgili hükümler bile, evrensel mesajlarla doludur. Elbette o ayetler, peygamberimize özel hükümler içerir. Ancak onların bize dönük yanları, bize söyleyeceği mesajları da vardır. Onun için tarihsel gibi duran anlatımların evrensel mesajları vardır, bunları çıkarabilmek için evrensel bir okuma ile Kur’ân okunmalıdır.
Sözgelimi peygamberimizin yaşadığı İsrâ mucizesi Kur’ân’da anlatılır. Bu mucize peygamberimize bahşedilmiş çok özel bir olaydır. Olay, Mekke döneminde yaşanmış ve bitmiştir. Ancak onun bize söylemek istediği pek çok mesaj vardır. Örnek olarak biz, bu çok özel olaydan şu evrensel mesajları çıkarabiliriz:
Yüce Allah, olmazları olduran bir kudretin sahibidir. O, isterse kulunu bir anda kilometrelerce uzaklıktaki mesafelere götürüp getirebilir.
Yüce Allah, kendi dinine sahip çıkanları asla bırakmaz. Tüm Mekke, Tâif hatta tüm yeryüzü bıraksa Yüce Allah kulunu bırakmaz, ona sahip çıkar. Nitekim en zor zamanda Peygamberine sahip çıkmıştır.
İnsanın yaşadığı dünya hayatı güçlükler yanında kolaylık ve lütuflarla doludur. Her zorluktan sonra gelecek kolaylıklar vardır. Nitekim aynı yıl içerisinde iki hâmisini kaybedip hüzün yılını yaşayan ve Tâif taşlamasından dönen Hz. Peygamber, İsrâ mucizesiyle büyük lütuflara nail olarak moral depolamıştır.
Yüce Allah’ın yardımına ve özel ikramlarına nail olabilmek için, O’na yaraşır kul olmak gerekir. Bu yüzden İsrâ olayı, İsrâ suresinin ilk ayetinde anlatılırken, kul ifadesi özellikle kullanılır.
Peygamberimizin eşlerinin müminlerin anneleri olduğunu ve onun vefatından sonra hiç kimsenin onlarla evlenemeyeceğini belirten ayetler, her şeyden önce eşlerinin sağlığında kimsenin onlarla evlenememesi hükmünü getirmiştir. Ancak bu ayetler, eşlerin vefatından sonra gelenler için de evrensel mesajlar ihtiva etmektedir. Şöyle ki:
Peygamberin eşleri, anne gibi saygıyla anılmalı, sevilmeli ve örnek alınmalıdır.
Toplum liderlerinin eşlerine karşı da saygılı olmalıdır. Zira onları üzmek, topluma önderlik yapanları üzecek, bu da topluma çeşitli şekilde yansıyacaktır.
Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın. Onu, kendi aranızda birini çağırır gibi bağırıp çağırarak çağırmayın … ayeti ile ilgili olarak Kurtubî şunları söyler:
Bazı ilim adamları, peygamberin kabri başında sesi yükseltmeyi de mekruh saymışlardır. Yine bir kısım ilim adamları, âlimler meclisinde sesi yükseltmeyi hoş görmemişlerdir. Bu, peygamberin varisleri konumunda olan ilim adamlarına saygının gereğidir… Vefatından sonra peygambere saygı, hayatında ona saygı gibidir. Vefatından sonra onun sözlerini dinlemek, bizzat ondan sözlerini dinlemek gibidir. Dolayısıyla onun sözü okunduğunda, orada bulunanlara gereken, tıpkı onun ağzından işitiliyormuşçasına seslerini yükseltmemeleri, onun sözlerine itiraz etmemeleridir. Bu cümlelerden de anlaşılacağı üzere, ayet peygamberin hayatında oldğu gibi vefatından sonra da evrensel mesajlar içermektedir.
Peygamberimize özel olarak gece namazının emredilmesi ve bu emrin Kur’ân’da yer almasının, bizler için ayrı bir önemi vardır. Şöyle ki:
Peygamberimiz, çokça Rabbine ibadet eden ve bu konuda da ümmetine örnek olan bir önderdi.
Peygamber yolunun varisleri, seçkin kimseler de sıradan insanlardan farklı olarak ibadet taatte bulunmalıdır. Bunun için iyilerin iyilikleri, sıradan kişilerin kötülükleri mesabesindedir denilmiştir.
Özetle söyleyecek olursak, Kur’ân’da anlatılan her olayın, her sözün bizlere bakan, bizleri inşa ve ihya eden ayrı bir yönü vardır. Kur’ân’ın bu özelliğini keşfedebilmek için, Kur’ân’ın indiği çağa gitmek, Kur’ân’ın ilk muhataplarının arasına katılmak ve nüzul atmosferinde, vahiy havasını teneffüs etmek gerekmektedir. Bunun için de Ayetlerin nüzul sebeplerini ve nüzul ortamlarını bilmek, o ortamları yaşayarak ayetleri okuyup anlamak son derece önemlidir.
