248 – Ah Eski Ramazanlar/vah Yeni Ramazanlar!

Önemli olan bir şeyin eski veya yeni olmasından çok doğru olup olmamasıdır. Nitekim pek çok ayetinde Kur’ân, atalar dinine uyanları şiddetle kınar. Çünkü onlar körü körüne atalarını taklit etmektedirler, atalarının yanlışlarını sürdürmektedirler.

Öte yandan aynı Kur’ân, babamız/atamız İbrahim’in dinine tabi olmamızı bizden ısrarla ister. Zira atamız İbrahim’in dini Allah katında geçerli olan hak dindir, İslam’dır. Âdem’den, Hâtem’e bütün peygamberlerin dini de birdir ve İslam’dır. Onların hepsi, insanları Allah’ın dini İslam’a çağırmışlardır. Nitekim hadiste Peygamberimiz, biz peygamberler baba bir kardeşleriz, hepimizin dini birdir buyurmuştur. Tevhid dini İslam ise, temel umdeleriyle aynıdır, değişmez. Değişen zaman ve şartlara göre bazı hükümlerdir.

Biz bu zamanın, bu şartların adamıyız. Dolayısıyla kendi zaman ve şartlara göre değerlendirme yapmamız gerekir. Eskiyi asrın idrakine söyletmeliyiz. Yani dün dünde kaldı, bugün yeni bir gündür, yeni şeyler üretmek gerekir.

Kur’ân’ı anlarken izlenmesi gereken bir yöntem vardır: Gitme gelme yöntemi. Önce Ayetlerin indiği döneme gitmeliyiz, o dönemi teneffüs etmeliyiz, ayetlerin nüzul ortamını yaşamalıyız, ilk muhatapların ayetleri nasıl anladığını ve hayata aktardığını görmeliyiz. Sonra ayetin mesajını günümüze taşımalıyız, hayatımıza indirgemeliyiz. Çünkü biz bu çağın adamıyız. Kökleri saadet çağının derinliklerinde, dalları ileriye dönük olarak yüceliklere uzanan bir dinin adamı olmalıyız.

Bugün çoğu insanımızın dilinde, ah eski Ramazanlar, nerede o eski Ramazanlar/bayramlar şeklinde eskiye özlem cümleleri vardır. Bu özlem, Ramazan yahut bayramı daha coşkulu, daha aşklı geçirmeyi dile getiriyorsa ne alâ! Sözgelimi Saadet Çağı Ramazan coşkusunu kastediyorsa iyi, güzel. Ne var ki bu sözü dilinden düşürmeyen çoğu insanımızın eski Ramazanları doğru bir şekilde bildiği ve tanıdığı da yok.

Kaldı ki eski Ramazanların Kur’ân ve Sünnet çizgisinde çok daha coşkulu geçmiş olması, bugünün insanları olan bizlere pek fazla bir şey kazandırmaz. Önemli olan geçmişin güzelliklerini günümüze taşıyabilmek ve onları geliştirerek yaşayabilmektir. Zira onlar, yaşadıklarını kendileri için yaşamışlardır. Herkes için kendi ameli vardır ve herkes kendi yaptıklarına bağlıdır, onlarla sorgulanacaktır. Geçmiştekiler kendi yaptıklarının hesabını verecek, bugün bizler de kendi yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. Geçmişte büyüklerimiz izzet ve şeref içerisinde bir hayat yaşamışsa, bu onların değerini artırır. Onların yaşadıkları bizim için örnek olabilir. Tabi ki örnek alabilirsek! Aksi takdirde şanlı tarihi ile övünmek, zillet içerisinde yaşayanlara pek bir şey kazandırmayacaktır.

Geçmişte Ramazanların dolu dolu yaşanmış olması da, o güzelliklerden ibret alınmadığı sürece bize bir şey kazandırmaz.

Kaldı ki hangi geçmiş? Bunun da iyi sorgulanması gerekir. Şöyle ki Osmanlı’nın Ramazan şölenleri tilavet-i Kur’ân, infak, ibadetle dolu dolu da geçmiştir; zaman zaman eğlence ve hatta işret âlemlerine dönüştüğü de olmuştur. Davulcu manileri, Hacivat-Karagöz oyunları, sahil şeridinde yahut Beyoğlu gibi semtlerde Ramazan’ın ruhuyla bağdaşmayan günahlar da olmuştur.

Geçmişten kastımız söz gelimi elli altmış yıl öncesi Ramazanlar ise, onlarda da alınacak şeyler olduğu gibi, kaçınılması gereken şeyler de vardır. Şöyle ki bugünkü Ramazanlar, şu iletişim çağında, şer odaklarının çarşı pazarda geçmişten daha fazla kol gezdiği günümüzde, daha farklı, daha bilinçli, daha coşkulu ihya edilir hale gelmiştir. Örneğin günümüz insanı, geçmişten daha fazla Kur’ân ve Tefsir okumaktadır. Geçmişte bu kadar okur yazar ve okuma imkânı yoktu. Okunacak Türkçe tefsir yoktu ki insanımız okusun. Arapça tefsirleri ise, toplumun ilmiye sınıfı okumakta idi. Geçmişte bu günkü kadar hatim okunmuyordu. Radyolar, televizyonlar, camiler gürül gürül Kur’ân okumakta bugün. Geçmişte bugünkü kadar hatimle teravih kılınmıyordu. Geçmişte bugünkü kadar vaaz, sohbet edilmiyordu. Geçmişte bugünkü kadar düzenli ve organizeli, ulusal ve uluslararası infak yapılmıyordu. Zira imkânlar kısıtlıydı. Geçmişte bugünkü kadar çok katılımlı iftar sofraları kurulmuyordu. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Demek ki bilinçsizce geçmişe özlem duyma yerine, geçmişin güzelliklerini alma ve günün güzelliklerinin adamı olmak gerekmektedir. Geçmişteki güzelliklere özlem duymaktan daha güzeli, o güzellikleri günümüzde yaşayabilmektir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir