25 – Ölüm ve Ötesi üzerine

İman esaslarından biri ve belki de en temeli Ahiret gününe iman etmektir. Ayetlerde Allah’a ve ahirete iman birlikte zikredilir.

Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.

İbrahim: «Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah’a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır» demişti.

Allah’ın mescitlerini sadece, Allah’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler.

Aslında tüm iman esaslarını bu iki esasta, bu iki esası da tek bir esasta toplamak mümkündür. Şöyle ki gerçek anlamda Allah’a iman, O’nun peygamberleri ve kitapları vasıtasıyla haber verdiği tüm her şeye iman etmeyi gerektirir. O, diyorsa ki öldükten sonra diriliş, hesap, yeni ve kalıcı bir hayat vardır, bütün bunlara O’nun haber verdiği gibi inanmak, O’na iman etmenin bir gereğidir. Zaten ahiret inancı, gabya inanmaktır. Çünkü ahiret henüz bizim için gaybî bir âlemdir.

Ahiret inancının ayetlerde Allah inancı ile birlikte zikredilmesi, bu iki esasın en temel iman esası olduğunun vurgulanması yanında; bu iki esasın hayatı kuşatmasına işaret içindir. Evet, Allah ve Ahiret inancı müminin tüm hayatını kuşatmalıdır. Allah ve Ahiret inancı, müslümanın hayatını kuşatan, davranışlarına şekil veren bir patenttir, bir markadır. Allah ve Ahiret inancı patenti, davranışlara vurulursa, o davranışlar müslümanca davranışlar olur. Şayet mümin Allah ve ahiret inancıyla bir iş yaparsa, o iş salt hak, hayır ve salih amel olur. Bu patentten mahrum olan davranışlar ihlastan uzak, şirk ve riyanın karıştığı davranışlar olur. Onun için Allah’a ve Ahirete imanla şekillenir müminin hayatı.

Hayat, Dünya ve Ahirettir

Kur’ân’a göre hayat, dünya ve ahiret bir bütündür. Hayat ne sadece dünyadan ibarettir, ne de yalnızca ahiretten. Hayat dünya ve ahiret bir bütündür. Bunun için Kur’ân’da Hayatü’d-Dünya ve’l-Ahira/Dünya ve Ahiret hayatı ifadesine yer verilir. Ölüm, Ahiret hayatının başlamasıdır. Ölümle birlikte dünya hayatından ahiret hayatına göç edilir. Onun için eskiler ölüm için, irtihal etti/göç etti tabirini kullanırlardı.

Ölüm, her canlı için kaçınılmaz ve kaçılmaz sondur. Ölüm, çaresi olmayan çaredir. Ölüm bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Ölümü öldürüp, ölüm korkusunu yenebilmektir önemli olan. Ölüm, yeni şeyler ve yenidünyalarla tanışma fırsatıdır. Son nefesimizi verirken tanışacağız Ölüm Meleği ile ve o zaman öğreneceğiz ölmenin ne olduğunu. Ölümle birlikte yeni bir dünyaya adım atacağız, yeni dünyalarla tanışacağız.

Ölüm, asla ve asıl vatana dönüştür. Her canlı ölümü tadacaktır. Kötüler gibi, iyiler de ölümlüdür. Bir farkla ki, iyiler iyilikleriyle yaşarlar, kötüler ise kötülükleriyle anılır, İyiler için, “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber” denirken, kötüler için şöyle denmiştir: “Ne kendi etti rahat, ne kimseye verdi huzur/ Yıkıldı gitti, dayansın ehl-i kubur.”

Ölüm, sevgiliye kavuşuştur ve bu yüzden ölüm gecesi şeb-i arûstur. Şairin dediği gibi, “Ölüm ne uzak, ne yakın bize ölüm/ Ölümsüzlüğü tattık ne yapsın bize ölüm.” (E. Beyazıt) Bu nedenle gerçek mümin ölümden korkmaz. Zaten ölümden kaçmanın ve korkmanın hiç kimseye bir yararı yoktur:

De ki: «Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.»

Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir.

De ki: «Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra; görüleni de görülmeyeni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O size işlediklerinizi haber verecektir.»

Önemli olan, bir gün nasıl olsa öleceğinin bilincinde, ölmeden önce ölebilmek, ölüme ve ölüm sonrası hayata hazırlanabilmektir. Tıpkı şairin dediği gibi: “Sual: Ey veli, mümin nasıl olmalı söyle/Cevap, son anında nasıl olacaksa hep öyle.” (NFK)

Ölüm, kaçışı olmayan bir gerçekse, çare ona hazırlanmaktır. Onun için Ebubekir efendimiz, “Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla” demiştir. Bu konuda şairimiz de şöyle der: “Hasis sarraf, kendine sağlam bir kese diktir/ Mezarda geçer akçe neyse sen onu biriktir.” (NFK)

“Ölmek değildir, ömrümün en feci işi/ Müşkil odur ki ölmeden evvel ölür kişi.” (Y. Kemal)

Minarede “ölü var” diye bir acı sala

Er kişi niyetine saf saf namaz. Ne ala!

Böyledir de ölüme inanmaz hala!

Ne tabutu taşıyan, ne toprağa konan. (NFK)

Bir sahabî oğluna öğüt verirken şunları söyler: “Yavrucuğum, unutma ki ölüm meleği insanın iki iyilik arasında canını alır: Biri yaptığı iyilik, diğeri ise yapacağı iyilik. Yavrucuğum sen hep iyiliklerin adamı ol ki, o seni iyilikleri yaparken bulsun.”

Hz. Ali de konuyu şöyle bağlar: “Ey insan! Senin için dün geçmiştir, bir daha geri gelmez. Yarın ise kesin değildir. O halde dem bu demdir, içerisinde bulunduğun ândır, onu iyi değerlendir!”

O halde yazımızı şu tavsiyelerle bitirelim:

Ölümü isteme, ölüme hazırlan.

Ölmeden önce hayatın kıymetin bil.

Ölümden korkmak ve kaçmak çare değil, faydası da yok.

Dün geçti, yarın var mı? Güvenme gençliğine!Ölenler hep ihtiyar mı?

Ölüm gerçeğini bilenlere, ölmeden önce ölenlere, ölümü öldürenlere, ölüme gülenlere ve ölüm sonrası hayata hazır olanlara müjdeler olsun. Selam olsun Ölüm Meleğini, kutlu eylemlerin içinde karşılayanlara ve selam olsun ölümü Dost’a vuslat fırsatı olarak görenlere!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir