35 – Ümmetin Hz. İsa Peygamber Üzerinden Eğitimi
Kur’ân-ı Kerimde geçmiş peygamberler ve kavimlerle ilgili olarak anlatılan kıssalar, yalnızca tarihi malumat vermek için değildir. Yüce Rabbimiz o kıssalar üzerinden bizleri eğitir, bizleri nimet ve külfetleriyle hayat sınavına hazırlar. İşte bu eğitim sahnelerinden biri de Hz. İsa aleyhisselamla ilgili şu ayettir:
Allah, «Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an» demişti, «Seni Ruhu’l-Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkâr edenler, ‘Bu apaçık bir büyüdür’ demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim.» (5 Maide 110)
Yüce Rabbimiz, ayetinde geçmiş zaman kipiyle, Allah, İsa’ya şöyle demişti buyuruyor. Bu ifade ya geçmişte Rabbimizin Hz. İsa’ya bu hatırlatmayı yaptığını anlatmak içindir, ya da ahirette söylenecek olan bu hususları anlatmak içindir.
Birinci durumda, Yüce Rabbimiz geçmişte İsa peygambere nimet hatırlatması yaparak şöyle buyurmuştur: Ey İsa, Allah sana şunları şunları lütfetmiştir. Nimet, Rabbe şükür içindir. O halde, sen de hayatındaki bu nimetleri fark et ve onların şükrünü ifâ et.
İkinci durumda ise, ahirette Rabbimiz Hz. İsa’ya bu nimet hatırlatmasını yapacaktır. Ancak olayın kesin gerçekleşeceğini bildirmek için, geçmiş zaman kalıbı kullanılmıştır. Yani ahirette olacak olan her şey gibi, bu hatırlatma da olmuş bitmiş bir olay gibi kesindir.
Her iki durumda da Rabbimiz, İsa peygamber üzerinden bizleri eğitmektedir. Ey insan, sen de üzerindeki Rabbinin nimetlerini düşün, onları fark et ve şükrünü eda et, anlamınadır. İkinci ihtimale göre de ahirette Yüce Rabbimiz, her insana bahşettiği nimetleri özel olarak hatırlatacak ve onların şükrünü eda edip etmediğinin hesabını soracaktır. Peygamberlerine bile nimetlerinin hesabını soran Yüce Allah, bize de nimetlerinin hesabını soracaktır.
İyi düşünüldüğünde her varlık Rabbinin sayısız nimetlerinin içerisinde yüzmektedir. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, onları sayıp bitiremezsiniz. (14 İbrahim 34, 16 Nahl 18) Dünyanın en kötürüm, en yoksul insanı bile, sayısız nimetler içerisindedir. Nimet ise, şükür gerektirir.
Önce ayette Hz. İsa’ya hatırlatılan nimetlere bakalım: Var olmak ve analı olmak. Hz. Meryem’den ilahî bir mucize ile babasız olarak yaratılmak. Yüce Rabbin, ol sözüyle var olmak ve Allah’ın kelimesi ünvanını almak. Ne büyük nimettir bütün bunlar.
Vahye muhatap olmak, vahiy meleğinin dua ve desteğine nail olmak. Vahiy Allah’ın sözü, Yüce Allah’ın sözüne muhatap olmak ise değerlerin en büyüğü.
Konuşma nimeti, nimetlerin en büyüğü. Hz. İsa, beşikte konuşarak bu nimeti bebek yaşta tattı. Mehd, beşik demektir. Hz. İsa, beşikte konuştu, Mehdî oldu. Sonra yetişkinliğinde konuştu, peygamber oldu, davet yolunda hep konuştu. İnsanların hidayetine vesile oldu, yine Mehdî olarak hidayete ulaştıran kimliğini hep sergiledi. O, hayatında tanıklık ettiği gerçeklerle, bugün de bizlere hidayet rehberi olmaya devam etmektedir. Konuşmak nimettir, hakkı konuşmak ise çok daha ayrı bir nimettir. Nice insan vardır ki, konuşma nimetini yalan, yanlış ve boş sözlerle heba eder. Hz. İsa, böyle bir duruma düşmedi.
Kitap ve hikmete mazhar olmak. Kitaplı olmak, okuma yazma nimetini beraberinde getirir. Hikmete ermek, okuduğunu yaşamayı, ilmiyle âmil olmayı gerektirir. Her söylediğini ve her eylediğini hikmetle yapmaya vesile olur. Kitaplı olmak, yazılı bir düstura sahip olmak ve en önemlisi o düstura göre hareket etmek yoldan sapmamaya sebeptir.
Sonra çamurdan kuşa hayat vermek, hastaları şifa olmak, ölülere hayat vermek… Bunlar, Hz. İsa’nın zahirî/hissî mucizeleridir. Olmazları olduranın O’na ikramlarıdır. Ancak bunların işarî yorumları da olabilir. Şöyle ki:
O maddeye can veriyor maddeyi harekete geçirip uçurabiliyordu. Çamurluktan, ruhaniyete seyahat yaptırıyordu. Zaten peygamberlere bahşedilen mucizelerin, insanlığın ufkunu açan, onları ilim ve teknoloji alanında geniş düşünmeye, araştırma yapmaya, yeni şeyler bulmaya sevk eden tahrik edici yönleri de vardır.
O, şirk, küfür, nifak mikroplarıyla hasta düşen ruhları; tevhid, iman ve ihlâs ilaçlarıyla şifaya kavuşturuyordu. Hakikati göremeyen körlere gerçekleri gösteriyor; küfür ve inkâr karanlığında ölmeye yüz tutmuş ruhlara can katarak onlara hayat veriyordu.
Ama bütün bu olanlar, Onun izniyle oluyordu. O’nun izniyle olmazlar oluyor, hastalar şifa buluyor, ölüler hayata kavuşuyordu. Buna göre bu ve benzeri nimetlere erenler, asla ben yaptım, ben ettim dememeli, ne olduysa O’nun lütfundandır diyerek tevazularını ortaya koymalıdırlar. Bu gerçeği vurgulamak için ayette dört kere biiznî/Benim iznimle buyrulmuştur.
Bütün bu apaçık hakikatlere rağmen, gerçeği görmek istemeyen insanlar, bütün bunları büyü-göz boyama olarak görebiliyorlardı. Bütün bu hakikatlere rağmen, gerçek karşısında söyleyecek bir şeyleri olmayanlar, Allah’ın peygamberine suikast girişiminde bulunabiliyorlardı. Halbûki bu olanların hepsi, Hz. İsa peygamberin ömrüne yayılmış olan ve çoğu insanın gözünün önünde cereyan eden, inkârı mümkün olmayan olaylardı.
Özetleyecek olursak;
Her insan içerisinde bulunduğu nimetleri aile boyu hatırlamalı ve onlara karşılık şükretmelidir. Verilen bütün nimetler, ağır sorumlulukları beraberinde getiriyor.
İnsan olmak, analı-babalı olmak, davete muhatap olmak, kitap ve hikmete muhatap olmak, hayatında yaşadığı olağanüstülükler, farkında olmadığımız-kıl payı kurtulduğumuz kazalar, hastalıklar; beklemediğimiz anda gelen ikramlar… İlle mucize beklememeli, olanlardaki erişilmez ilahî kudreti görmeli. Evet, Hz. Âdem’in anne-babasız yaratılması, Hz. İsa’nın babasız yaratılması bir mucizedir. Ancak her doğan insanın, analı babalı olarak dünyaya gelmesi, büyüyüp serpilmesi de öyle sıradan olaylar değildir. Görebilen için hepsinde sayısız ayetler vardır.
Kitap nimeti, okuma yazma nimeti; hikmet nimeti, anlama ve gereğini yerine getirme nimeti. Bu nimetlerin yansımaları hepimizin hayatında mevcuttur. Bunları fark etmeli ve şükrünü eda etmelidir.
Hz. İsa, maddeye şekil verdi, sen de maddeye şekil ver, üretim yap, maddeyi uçur. Hz. İsa, Allah’ın izniyle hastalara şifa veriyordu. Sen de hastalıklara şifa vermek için çalış.
Çamurlaşmış hayatları hidayetle diriltmek, hakikati kör olanlara hakikati göstermek, küfürle ölmüşleri İslam’la diriltmek için koştur.
Sen de Hz. İsa’nın yolunda ol, onun gibi O’na kul ol, sen de O’nun nimetlerine, ikramlarına, yardımlarına mazhar olabilirsin. Sen de gir peygamberlerin yoluna, meleklerin duası ve desteği seninle de beraber olsun! Kulluk yarışındaki başarılarının asıl sahibi olarak Yüce Allah’ı bil, bu konudaki muhtemel hatalarından dolayı da O’ndan af dile. Vallahü a’lem.
