38 – Fâtiha Suresinde Birlik Vakti

Fâtiha suresi, Mushaf tertibine göre Kitabımızın ilk suresidir. Bu sure, iniş sırasında da bir bütün olarak inen ilk suredir. Yani Hayat Düsturumuz bu sure ile başlar. Bu surenin hem Mekke’de hem de Medine’de iki kere indiği şeklinde de bir rivayet vardır. Buna göre de müslümanın her dönemi Fâtiha suresi ile kurulacak ve bu surenin ışığında şekillenecektir.

Yüce Rabbimiz, bu sure ile bize kendisine nasıl dua edeceğimizi öğretir. Diğer Kur’ân duaları gibi bu dua, en özlü, en anlamlı dualarımızdandır. Şayet bu sure gelmeseydi biz Rabbimize bu kadar özlü ifadelerle hamd ü sena edemez, duada bulunamazdık.

Bir ayette şöyle buyrulmuştur: Andolsun ki Biz, sana tekrarlanan yediyi ve büyük Kur’ân’ı verdik. Ayet-i kerimede geçen tekrarlanan yedi, Fatiha suresidir. O, günlük olarak çokça tekrarlanan bir sure olduğu için bu isimle anılmıştır. Aslında sure, Büyük Kur’ân’ın içerisinde olduğu halde ayette ayrıca zikredilmiştir. Bu da surenin Kur’ân’da ayrı bir yeri olduğunu gösterir. Zira hadiste açıklandığı üzere kutsal kitaplarda eşi benzeri olmayan bir suredir Fatiha suresi.

Surenin ham ü senadan sonraki dua bölümünde şu cümleler yer alır:

Yalnızca Sana ibadet ederiz ve yalnızca Senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet.

Duada ‘Biz’ Kalıbı

Duada biz kalıbı çok anlamlıdır. Bu, duayı bir başımıza da okusak, dua bize cemaat ruhuyla dua etmemiz gerektiğini öğretir. Duada bencilliği önler. Hem biz, kendi kulluğumuzu O’na sunsak, eksik ve kusurludur bizim kulluğumuz. Yalnızca kendimiz için istesek, bencillik yapmış oluruz. Onun için çoğul kalıpla dua ediyoruz. Bu biz kalıbına, tüm tevhid ehli girer ve onların içerisinde nice adanmış gerçek kullar vardır. İşte biz, onların kulluğu ile O’nun huzuruna çıkıyoruz ve O’ndan yardım istiyoruz. Bu, o seçkinlerin kulluğu arasına katılan, kendi kulluğumuza da çeki düzen vermeyi gerektirir. Seçkinlerin kulluğuna yakışan bir kulluk olmalı, bizim kulluğumuz da.

Bizi dosdoğru yola ilet, cümlesi de cemaat ruhunu hatırlatır bize. Zira hemcinsleriyle bir arada yaşamak durumunda sosyal bir varlık olan benim tek başıma doğru yolda olmam yetmez, çevremdeki insanlarla doğru yolu bulursam ve o yolda kalırsam, layıkıyla hidayeti bulmuş ve hidayet üzere yaşamış olurum. Bir müminin, İslam’ı bir bütün olarak yaşayabilmesi ancak içerisinde yaşamış olduğu toplumun İslamlaşması ile mümkündür.

Fatiha duasını okuyan olarak aslında hidayetteyiz biz, ancak Bizi dosdoğru yola ilet duasıyla hidayette dâim ve kâim olmayı istiyoruz, hidayet kalitemizin artmasını istiyoruz. Çünkü hidayete ermekle iş bitmiyor. Daha önemlisi hidayette kalıcı olmak ve hidayette mesafe kat etmek ve hidayet üzere ölmektir. Onun için dua ile bunların hepsini istiyoruz.

Fatiha duasındaki bu biz kalıbının hikmeti ile ilgili iki yaklaşım vardır. Bunlardan ilki bilinen bu yaklaşımdır: Cemaat-Ümmet ruhuyla istemek. Biz ümmet olarak yalnızca Sana kulluk eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. Bize ümmet olarak hidayet et. Çünkü hep birlikte hidayet üzere olursak anlamlı olur, huzurlu ve güçlü toplumlar ancak o zaman kurulur ve toplum fertlerinin hidayette kalması ancak o zaman mümkün ve müyesser olur.

İkinci hikmet ise çok daha anlamlıdır. Şöyle ki:

İnsan, tek başına bir ümmettir. Ruh ve beden olarak insan, küçük âlemdir. Kalbin önderliğinde bütün organlarıyla bir cemaattir insan. Kalp bütün organların diri kalması için çırpınır, sağlıklı bir bünye için bütün organlar kalp ile irtibatlı ve uyumlu olmak zorundadır. Zira kalp ile bağlantısı zayıflayan veya bağlantısı büsbütün kesilen organ kangren olup çürümeye ve ölmeye mahkûmdur.

İşte âlemlerin Rabbi Yüce Allah’ın huzurunda yalnızca Sana ibadet ederiz derken, bütün organlarımızla O’na ait olduğumuzu ve O’nun emrinde olduğumuzu itiraf etmiş olmaktayız. Aynı şekilde yalnızca Senden yardım dileriz derken de bütün organlarımız adına O’ndan yardım dilemekteyiz. İbadette devamlı olma, hakkıyla ibadet yapabilme, güç yetiremeyeceğimiz-söz geçiremeyeceğimiz şeyler konusunda, bizi kulluk ve ibadetten alıkoymak isteyen şeytanlarla savaşımızda, bulunduğumuz konumumuza katlanabilme konusunda O’nun yardımını istiyoruz. Buna göre ibadet ve kulluğu yalnızca kalbimizle yahut sadece kalıbımızla yapmamız bu itirafa ters düşecektir. Doğrusu hem kalbin hem de kalıbın Huzur’da hazır olmasıdır. Ne yalnızca bedenin Huzurda durması kâmil manada ibadettir, ne de kalbin Huzurda durması tek başına yeterlidir. Bugün maddî bedenlerini Huzur’a çıkaramayıp biz kalbimizle ibadet halindeyiz diyenler de, kalpleri başka meşgaleler içerisinde yalnızca bedenlerini Huzura çıkararak ibadet yaptıklarını sananlar da aldanmışlardır. Asıl olan kalbin imametinde tüm kalıbımızla Huzurda esas duruşta olabilmektir. Kalbin önderliğinde bütün organlarla istikamette durup duayı hak etmektir önemli olan. Namaz kılarken de kalbin imametinde bütün organları onun arkasında safa dizip hep birlikte Huzurda durabilmektir gerekli olan.

Bütün organlarımızla ibadet cemaatine katılmalıyız ki yardımı bütün organlarımızla hak edebilelim. Aynı şekilde bize hidayet et duasını hak edebilmek için de bu özellikte ibadete mecburuz. Yoksa yalnızca kalbin hidayette olması yahut yalnızca dilin ya da bünyenin ibadet halinde görünmesi yeterli değildir. Kalpte kökleşen imanın, dil ile cihana ilan edilmesi ve davranışlara yansıması nasıl gerekli ise, bütün organlarımızla hidayet yarışında olmak da o kadar elzemdir. Sözgelimi bir mümin namaz kılarken bedeni kıbleye döndüğü halde, beyni ve gönlü başka kıblelerle meşgul oluyorsa… Bedeni kıble tarafına yöneldiği halde, zihni günah kurguları yahut dünyanın aşağılık meşgaleleri içerisinde kayboluyorsa… Dili peygamberlerin söylediğini söylediği halde, gözü, kulağı, eli ayağı azgınların işlerine seferber oluyorsa… Böyle bir kimse, bir bütün olarak hidayette değildir. Yine bir kimse kalbiyle kıbleye yani O’na döndüğünü söylediği halde, bedeniyle kıbleye dönüp O’na yönelemiyorsa yine kamil anlamda hidayette değil demektir. Bu yüzden namaz dinin direği, temeli, olmazsa olmazıdır. Onun için diyoruz ki bize hidayet et. Gönlümüze, beynimize, dilimize, elimize, kısaca tüm organlarımızla bize hidayet et!

Aslında Kur’ân dualarının çoğu ‘Biz’ kalıbıyla yapılır. Ne var ki bugün Müslümanlar biz kalıbıyla dua ettikleri halde, sergiledikleri ayrımcı ve ayrıştırıcı tutumlarıyla dualarına sadakat gösterememekte, dualarıyla ters düşebilmektedirler. Biz kalıbıyla yaptıkları Kur’ân dualarında tüm müminlere dua ettikleri halde, müminlerden ayrı gayrı düşerek dualarına ters düşmektedirler. Onun için diyoruz ki, duada biz kalıbı önemlidir, ancak biz kalıbıyla yaptığımız dualara sadık kalmak daha önemlidir. İbret alınız ey basiret sahibi ümmet-i merhume!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir