42 – İbadetlerde Vakit Bilinci

Güneş ve ay, Yüce Allah’ın ayetlerindendir. Onlar, O’nun varlığına ve erişilmez kudretine delalet eden iki ayettir. Güneş ve ayın hareketleri hesaplıdır. İkisi de dakiktir. Kendileri için belirlenmiş vakitlere göre hareket ederler. Onlar aynı zamanda varlıklara vakti bildiren göstergelerdir. Hayvanlar, bitkiler, hatta denizler, karalar bile onların hareketine göre hayatî vazifelerini yerine getirirler. Onlar aynı zamanda bizlerin ibadet hayatını belirleyen vakit ölçülerimizdir. Dini ay ve günlerimiz, namaz ve oruç vakitlerimiz güneş ve ay hesabına göre yapılır.

Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah’ın varlığının belgelerindendir. Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir. Gece ve gündüzü varlığımıza birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.

Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olanın, her şeyi bilenin nizamıdır.

Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O’dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen bir topluma ayetleri uzun uzadıya açıklıyor.

Her ibadette vakit şartı vardır. Hiçbir ibadet rastgele değildir. Her ibadetin belli bir zamanı ve belli bir yapılış şekli vardır. Sözgelimi namaz ibadeti, vakitlidir. Vakit namazın olmazsa olmaz şartlarından biridir. Namaz vakitleri aylık, haftalık değil günlük olarak değişir. Her namazın vakti ayrıdır ve her gün dakika dakika değişir. Siz namazı ne vaktinden önce kılabilirsiniz, ne de sonraya bırakabilirsiniz. Yoksa eda olmaz da kaza olur. Hâlbuki Allah’ın en sevdiği amel vaktinde kılınan namazdır. Onun için namaz kılan bir Müslüman, vakti takip eder durur. Onun için kültürümüzde vakit belirleme yerleri olan muvakkithaneler, camilerin hemen avlusunda bulunur.

Zekât ibadeti de vakitlidir. Zekâtla mükellef olan Müslüman, zengin olduğu vakti ay-gün ve hatta saat olarak belirlemeli ve üzerinden bir yıl geçtikten sonra da zengin olduğu vakitte yahut o vakit dolmadan zekâtını eksiksiz vermelidir. Sözgelimi bir mümin, kendisine miras kalmasıyla zengin olur, bir kadın evlenerek mehirle zengin olur, bir adam ticaretle zengin olur. Herkesin zengin olduğu vakit farklıdır. Buna göre herkes zengin olduğu vaktin sene-i devriyesinde zekâtını ödemelidir. Şayet mükellef kişi, zengin olduğu yılı, günü hatta saati geciktirirse; bu geciktirmeden dolayı zekât vereceği fakirin başına bir şey gelirse, fakir bir zarar görürse bundan sorumlu olur. Onun için mümin, zekâtını önceden verebilir, ama geciktirirse sorumlu olur.

Hac ibadeti de belli vakitlerde eda edilen bir ibadettir. Bilinen hac ayları içerisinde, bilinen sayılı günlerde ve büyük hac gününde bu ibadet ifâ edilmelidir. Öyle ki Zilhıcce ayının dokuzuncu/arafe günü Arafat’ta bulunamayan bir kimse hacı olamaz.

Hac bilinen aylardadır. Hacda Allah’ı sayılı günlerde anın. Allah’ın ve peygamberinin, puta tapanlardan uzak olduğunu, büyük hac günü, Allah ve peygamberi insanlara ilan eder.

Oruç ibadeti de vakitli bir ibadettir. Farz olan oruç Ramazan ayında tutulur. Bayram günlerinde oruç tutulmaz. Oruç gündüz tutulan bir ibadettir, geceleri oruç tutulmaz. Her günün orucunun başlama ve bitiş/imsâk ve iftâr saatleri farklıdır. Onun için imsâkiyeler bir aylık olarak hazırlanır ve her günün imsâk ve iftâr saatleri dakika dakika değişir. Saatlerce aç kalan bir mümin, akşam ezanına dakikalar kala bekler ve iftâr saatinde orucunu açar. Sahur vaktinde de imsak saati dakikaları dolunca yeme içmeye ara verir. Çünkü bu ibadet de vakitli bir ibadettir.

Ey İnananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size sayılı günlerde farz kılındı. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırt edilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın.

Aslında ibadetlerdeki bu vakit şartı, mümini dakîk olmaya hazırlar. Zaten ibadet, sahibini hayata hazırlayan vasıtadır. Mümin ibadet esnasında kazandığı ve edindiği meziyetleri hayatına taşımalıdır. Namaz, namaz kılınan yerde ve ânda kalmamalıdır. Zekât, yalnızca verilmekle kalmamalı, diğer infâk kalemleriyle diğerkâmlık ve fakir fukarayı düşünme, onlara merhamet etme, kısaca yardımlaşma duygusu devam etmelidir. Hac, Haremeyn de kalmamalı, hayatın her yanına güzellikleriyle yansımalıdır. Oruç da öyle, tutulduğu günde ve ayda kalmamalıdır. Nefsi eğiten, arındıran oruç, Ramazan’dan sonra da etkisini göstermelidir. Bir Ramazan, diğer on bir ayı idare etmelidir. Bunun için Ramazan için, on bir ayın sultanı/yöneticisi denmiştir.

Bütün ibadetlerde vakit bilincine eren ve vakti yerli yerince kullanmayı öğrenmesi gereken Müslüman, hayatın her aşamasında dakîk olmalıdır. Vakti en güzel şekilde kullanmasını bilmelidir. Vakti israf etmemelidir. Vaktin evladı olduğunun bilincinde vakti dolu dolu berekete dönüştürmelidir. Zaten Allah’ın ölçüleri doğrultusunda geçmeyen bir vakit, ömürden sayılmaz. Onun için vakitlerimizi O’nun ölçüleri doğrultusunda değerlendirmeliyiz. Verdiğimiz vakitli sözlerin gereğini yapmalıyız. Söz vermişsek, söz verdiğimiz vakitte yerine getirmeli; yapmayacağımız, yapamayacağımız vakitli sözleri vermemeliyiz. İşte o zaman ibadetler, bizim için bir okul olacaktır. İşte o zaman Ramazan okulunun mezun talebeleri olarak, Ramazan güzelliklerini hayatımız boyu yaşayacak ve Ramazan okuluna aidiyetimizi ispatlamış olacağız.

Ne var ki namaz vakitlerini dakikası dakikasına hesap eden, oruç başlama ve bitiş ânlarını dakikası dakikasına gözeten Müslümanlar olarak diğer zamanlarda vakit hassasiyetimizi kaybediyor ve vakti hoyratça tüketiyor, onu katlediyoruz. Oysa en fazla vakte dikkat eden, en dakik olması gerekenler Müslümanlar olmalıydı. Unutmayalım ki vakit bize Yüce Rabbimizin en büyük emaneti ve en önemli nimetidir. Bize verilen sayılı vaktin her diliminden sorumluyuz. Biz her vakit, vaktin sahibi Yüce Allah’ın kontrolünde olduğumuzu unutmamalıyız. Dünya ve ahirette izzetli olmak için vakti azîz kılmak şarttır. Vaktin izzeti ise, onun Azîz Allah’ın ölçüleri doğrultusunda değerlendirmekle mümkün olacaktır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir