43 – Çil Çil Kubbeler
İslam mimarisinde, şehirler cami merkezli kurulur. Şehirlerde bütün yollar camiye çıkar. Cami merkezdir. Şehrin merkezidir, hayatın merkezidir. Şehir camiye göre kurulur ve gelişir. Adresler camiye göre belirlenir ve camiyle tarif edilir. Şehirlerde camiler, evlerden ve diğer binalardan çok daha sağlam yapılır. Zira ecdadımızın kendi yaşadıkları evleri, konakları hatta sarayları yıkılıp gitmiştir; ama asırlar öncesi yaptıkları camileri dimdik ayaktadır. Çünkü camilerin kamuya hizmeti, diğer kurumların hizmetinden hem daha fazla, hem daha kapsamlıdır.
Camiler, bir beldenin Müslümanlık şiarı ve İslam tapusudur. Onun için İslam orduları gittikleri yerlere, fethettikleri beldelere çil çil kubbeli mescitler serpmişlerdir. Zaten fethedilen bir beldede ilk yapılan iş, şükür secdeli fetih namazları kılmak ve bu namazın kılındığı merkeze de en kısa zamanda bir mescit bina etmekti. Böylece fiziken fethedilen beldenin manevî fethine başlanırdı. Bu da cami merkezli yapılırdı.
İslam mabedleri, bulunduğu yeri, girişi, avlusu, minaresi, kubbesi, kapısı, penceresi, mihrabı, minberi, müezzin mahfili, tezyinatı, yazıları ile özel ve özgündür. Hepsi yerli yerindedir ve hepsinin sayısız hikmeti vardır. Külliye tarzında kurulan yapının hiç bir yeri anlamsız ve boşuna değildir.
İslam mimarisinde Caminin şehirdeki yeri ve konumu çok önemlidir. Peygamberimizin Medine’ye gelir gelmez ilk yaptığı icraat, yapılacak olan caminin yerinin belirlenmesi olmuştur. Zira camiler, herkesin kolayca ulaşabileceği ve şehrin her yerinden kolayca görünülebilecek yerlerde olmalıdır. Camiler planlanırken insanların camiye ulaşabilmesi için maddî ve manevî hiçbir engel olmamasına özen gösterilmelidir. Yapılan camiler, yalnızca yapıldığı tarihteki Müslümanları hedeflemez. Aksine her insan potansiyel Müslüman adayı olarak görüldüğü için, camiler ilerde muhtemel müminler göz önünde bulundurularak olabildiğince geniş yapılır. Bu cami yapımında olması gereken ufuk genişliğidir. Günümüz dünyasında 40-50 bin kişilik stadyumlarda, senede yalnızca 15-20 maç yapılır ve bu asla yadırganmaz. Halbûki camiler haftalık cumalarda, mübarek gün ve gecelerde yılda 50’den fazla büyük etkinliğe tanık olurlar.
Bizim kültürümüzde camiler külliye tarzında planlanır ve yapılır. Hayatın bir parçası olarak yapılan caminin hemen yanıbaşında sıbyan mektepleri/anaokulları, medreseler/okullar, şadırvan, tuvalet, hamam, bedesten/çarşı ve evler yapılır. Dolayısıyla cami şehirden ve hayattan uzak ve kopuk değil, tam tersine hayatla iç içe ve hayatın tam ortasındadır. Cami kompleksindeki bu binaların bulundukları yer ve estetik durumları cami binasıyla son derece uyumlu olmalıdır. Görüntü itibarıyla da çalışma düzeni itibarıyla da bu binalar birbirleriyle ayrışık olmazlar. Buralardaki çalışma saatleri caminin avlusundaki muvakkithaneden yönetilen saati ile belirlenir.
Bütün camilerin yönü, kıblemiz Ka’be’ye dönüktür. Çünkü bütün camiler, bulundukları yerde Muazzam Ka’be’nin şubeleridir. Bizim camilerimiz, diğer dinlerin karanlık ve loş mabedlerine karşın, ferah ve aydınlıktır. Bu İslam’ın gönülleri aydınlatıp rahatlanan yönünü gösterir.
Camilerimizin minareleri, tevhidi haykırırlar. Bu, Yüce Allah’a şirksiz ve katıksız ibadetin gereğini temsil ettiği gibi, müminler arasında olması gereken vahdeti de sembolize eder. Camilerin kubbesi, caminin herkesi kucaklayan kuşatıcılığına işarettir.
Bizim camilerimizde minareler, kubbeler, köşe duvarları, sütunlar köşeli değil, kavislidirler. Bu fıtrat dininin merkezlerinin fıtrata uygunluğunun göstergesidir. Çünkü caminin asıl süsü ve olmazsa olmazı olan insanın organları kavislidir. Kafası, gözü, yüzü, ağzı ve diğer organlarında hep bu özellik ön plandadır.
Kısaca söylemek gerekirse cami, mihrabıyla ibadet, minberiyle hikmet, kürsüsü ile sohbet, minaresiyle tevhid, kubbesiyle ümmet bilincinin aşılandığı merkezdir.
Cami duvarlarındaki yazılar da asla rastgele değildir. Sözgelimi caminin dış duvarında yahut avlu duvarında şu ayet yazılıdır: Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlere farz kılınmıştır. Bununla cami dışındaki müminler, namazı vaktinde kılma konusunda uyarılırlar.
Cami avlusuna giren müminleri şu ayet karşılar: Namazlara ve özellikle orta namazına devam edin; gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun. Bununla namaz kılmak için camiye gelenlere, namazın hakkını vermeleri, rukünlerini layıkıyla yerine getirmeleri, huşu içerisinde onu kılmaları hatırlatılır.
Camiden çıkarken müminler, avlu iç duvarında şu ayetleri okuyarak gündelik işlerine dönerler: Namazlarına riayet edenler, işte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir. Onlar namazlarının muhafızıdırlar. İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır. Böylece namazlarını kılan müminler, cennet müjdesiyle gündelik işlerine dönerler ve tekrar namaz iştiyakı ile hayatlarını sürdürürler. Camilerin değişik yerlerine yazılan ayetler, hadisler ve süslemelerin çok özel anlam ve hikmetleri vardır. Bir cami kapısında yazılı olan Mescidde mümin, sudaki balık gibidir, münafık ise mescidde kafesteki kuş gibidir cümleleri ne kadar manidardır.
Camilerimizin kubbe ile kaplı olması da anlamlıdır. Şöyle ki kubbe, gök kubbeyi temsil eder. Nasıl ki gök kubbenin altında iyi kötü herkese yer vardır, camide de herkese yer vardır. Nasıl ki gök kubbe, güneşi ayı yıldızlarıyla altında bulunan herkese nazar eder; camiler de öyledir. Nasıl ki gök kubbeden yağan yağmurlar herkese rahmet olur; camideki rahmet sağanağından da herkes nasiplenebilir. Nasıl ki gök kubbe herkesi sarar sarmalar, camide öyledir herkesi aguşunu açar. Nasıl ki gök kubbe, herkesi ısıtır ve ışıtır, camiler de öyledir.
Unutmayalım, hiçbir korumanın olmadığı kıyamet gününde Yüce Allah’ın koruması altında olacaklardan biri de gönlü mescidlere bağlı olanlardır. Mescide devamlılık, mescidle irtibatlı olmak mümin olmanın göstergelerindendir. Ve unutmayalım Cennete giden yollar mescidlerden geçer,Mevlâ ol kullarını secdelerden seçer.
