454 – Ümmetin Zorlu Sınavı
Elbette Müslüman bela ve musibeti istemez, ancak başa gelen bela ve musibetlere sabırla karşılık verirken olanlardan ibret almaya gayret eder. Olan her şeyde hayır vardır sözü bu bağlamda söylenmiş en anlamlı sözlerdendir. Müslüman, olan her şeyde hayır görmeye, yaşadığı her şeyi hayra dönüştürmeye çalışır.
Şimdi şöyle sorular sorulur:
İslam, barış esenlik dinidir, ancak İslam dünyası neden kan gölüne dönmüş bir vaziyette, niçin Müslümanların akan kan ve gözyaşları hiç dinmiyor?
Diyorsunuz ki Kur’ân, okunur-anlaşılır ve yaşanırsa barış ve huzur içerisinde bir hayat yaşanır. Yine diyorsunuz ki Kur’ân gecesi Kadir, sabahlara kadar güven ve esenlik gecesidir. Müslümanlar bol bol Kur’ân okudukları halde neden barış ve güvene ermiyorlar?
Kur’ân’a inanmadıkları halde ve hiç Kur’ân okumadıkları halde neden batı ve diğer gayri Müslim cenah daha güvenli bir hayat sürüyorlar?
Öncelikle şunu söyleyelim ki toplumsal olaylara çok yönlü bakmamız gerekir. Olayları yalnızca dış görünüşlerine bakarak yahut bize bakan taraflarına göre değerlendirmek bizi her zaman doğru sonuçlara götürmez. Olayları arka planını iyi görmek ve ona göre değerlendirmek gerekir.
Bir kere gayr-i Müslim cenah öyle sanıldığı gibi barış ve huzur içerisinde değildir. Toplumların hayatında asırlar çok uzun süre sayılmaz. Onların tarihlerine baktığımız zaman görürüz ki onların hayatı kan ve zulümden hiç de uzak olmamıştır. İki cihan harbini başlatanlar, yapanlar ve milyonlarca insanın ölümüne, sakat kalmasına sebep olanlar; dünyayı yakıp yıkanlar batı ve batıl ehlinden başkası değildir.
Bugün dünyada akan kan ve gözyaşının arkasında da yine batı ve batıl güçlerin olduğunu söyleyebiliriz. Onların sömürü düzenlerinin devam etmesi için kan ve gözyaşı çarkını döndürdükleri ortadadır. Dolayısıyla dünyada olup biten olumsuzluklarda onların rolü oldukça fazladır. Yani onlar barış havarisi görünseler bile, aslında savaş vampirleridir. Ancak onların bu konuda suçlu olması, biz Müslümanların suçsuz olduğunu göstermez. Elbette onlar üzerlerine düşeni yaparken, bizim bize düşeni layığı ile yaptığımız söylenemez. Onlar oyun oynuyorlarsa, bizler onların oyunlarına gelmemeliyiz, onlar bizi kandırıyorlarsa bizler kanmamalı, onlar tahrik ediyorlarsa bizler tahriklere kapılmamalıyız.
Evet, İslam barış dinidir, Kur’ân güven ve huzur kaynağıdır. Ancak biz Müslümanların bütünüyle İslam’ı yaşadıkları, Kur’ân’ın ilkelerini bütünüyle uyguladıkları söylenemez. Hatta bugün dünyanın herhangi bir yerinde, İslam’ı doğru bir şekilde anlayıp bütünüyle yaşayan bir küçük devlet yahut topluluk göstermekte güçlük çekeriz. Hâlbuki her reçete, bütünüyle uygulanırsa şifa verir, sağlıklı sonuçlara götürür. Gönüllere şifa olan Kur’ân reçetesi de bir bütün olarak yaşanırsa vaat ettiği güvenli ve huzurlu toplumlar oluşur. Nitekim gerek Saadet Çağında, gerekse sonraki dönemlerde müslümanlar, İslam’ı bir bütün olarak doğru bir şekilde anlayıp yaşadıkları dönemlerde huzur, güven ve izzet içerisinde yaşamışlardır.
Kur’ân, Medine’nin son senelerinde indirdiği bir ayetinde, sokak kavgasına tutuşmuş küçük iki Müslüman gurubunun, sözlü ve taşlı değnekli sokak kavgasını savaş olarak görmüş ve ona göre uyarılarda bulunmuştu: Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz. (49/9) Müslümanlar bu ayeti anlayıp hayata geçirebilselerdi, ilk dönemlerden itibaren oluk oluk Müslüman kanı akmazdı. Dolayısıyla Müslümanlar İslam’ı bir bütün olarak yaşamıyorlar ki onun vaat ettiği güvenli huzurlu günlere kavuşabilsinler.
Öte yandan yaşanan bu olumsuzluklar Müslümanların kendilerine gelmesine, dostlarını ve düşmanlarını tanımasına vesile olmaktadır. Bir musibet, çoğu zaman bin nasihatten daha etkili olabilmektedir. Yaşanan olaylarla Müslümanlar hakiki dost ve düşmanlarını tanıyabilmektedirler. Bosna savaşının yoğun sürdüğü gülerde bir Boşnak şöyle diyordu: Biz gidişatta Sırplaştık, Allah da kendimize getirmek için Sırplara başımıza musallat etti! Şimdi Müslüman olduğumuzu hatıladık!
Kargaşa anlamına gelen fitne kavramı aslında, madeni cürufundan ayırt eden pota demektir. O potada cüruf ile karmaşık bir halde olan maden, binlerce santigrat derece ateşte kaynayarak ayrışabilmektedir. Yaşanan fitne görünümlü olaylar da Müslümanların bu anlamda ayrışmasını sağlamaktadır. Rabbimiz ayetlerinde bunu böyle açıklar: Yoksa içinizden Allah cihat edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz? (3/142)
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, ‘İnandık’ deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır. (29/2-3)
Küçülen ve büyük bir köyü andıran şu kirlenmiş dünyada yaşanan olaylara duyarsız kalamayız. Suriye’den, Mısır’dan, Irak’tan, Somali’den, Afrika’dan bize ne diyemeyiz. İnsanlık için seçilip çıkarılmış ve denge toplumu olması gereken hayırlı ümmetin, dünyanın her yeriyle ilgilenmesi, dünya gündemini takip edip gündemi belirleyip yönetecek konuma gelmesi Allah’ın emridir.
Dünyanın çeşitli yerlerine maddî ve manevî yardımlarla elimizi uzatmamız, dua kaynaklarımızı artırmak ve Rabbin Rızasını harekete geçirmek demektir. Kim bilir belki de o kardeşlerimizin duaları, bizim dünya ve ahiret izzetimize vesile olacaktır.
Son olarak Yüce Rabbimiz, bu ümmeti bu dünyada temizleyip arındırmak istemektedir. Bu ümmetin işlediği günah ve isyanların cezasını Rabbim öteki dünyaya taşımak istememektedir. Dolayısıyla ümmetin yaşadığı sıkıntılar, günahlarına kefaret olacak, onların arınıp tertemiz bir şekilde öteki dünyaya gitmesini sağlayacaktır. Evet, Tevhid ağacının yeşermesi, serpilip boy atması için, onun şahadet kanlarıyla, mazlum gözyaşlarıyla sulanması gerekmektedir. Cennet şehidlerini özlüyor, ümmet şehidler kazanıyor, uyuyanlar böylece kendine gelip uyanıyor. Unutmayın, hayır gördüklerinizde şer, şer gördüklerinizde hayır vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (2/216) Peygamberimizin, ben ümmetim için Rabbimden üç şey istedim, ikisini verdi, üçüncüsünü ise vermedi. O’ndan ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim, kabul etti; suda boğarak helak etmemesini istedim, onu da kabul etti. Felaketlerinin kendi aralarında olmamasını istedim, buna izin vermedi. (Müslim, Fiten 5; Hadis no:2890)…. Hadisini bu gözle anlamak gerekir.
O halde yaşananlardan asla karamsarlığa düşmeden fiilî ve kavli duaya devam. Yüce Allah’ın rahmetine güvenmeye ve gelecek için ümitvar olmaya devam diyoruz.
