Allah ve Rasülüne Savaş Açanlar
Yüce Allah’ın dini İslam, bütün alanlarıyla hayatı planlayan, ona yön veren nizamdır. Onun, hayatın her alanına dair söylemleri, ilkeleri, yasaları vardır. İslam, ferdin bireysel hayatını şekillendirdiği gibi; sosyal, siyasî ve ekonomik hayatını da yönetir. Ekonomik hayatta karaborsacılığı, haksız kazanç sağlamayı, ölçüde tartıda hile yapmayı, kul hakkı yemeyi, aldatmayı, çalmayı, sömürmeyi ve fâizi de yasaklar. Ekonomik alanda iş yapmak isteyen her Müslüman, yapacağı alış verişlerle ilgili dinin hükümlerini doğru bir şekilde öğrenmek ve bunların gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Zira bu, her mümin kişiye farz olan İlmihâl/içerisinde bulunulan halin bilgisidir. Dolayısıyla hiçbir Müslüman, bu alanlarda iş yaparken şimdi herkes böyle yapıyor diye uydum kalabalığa yaşayamaz, bu işlere din karışmaz diyemez.
Kur’ân’a göre helal yollarla rızık elde etmek fazlullah/Allah’ın lütfu keremidir. (Tevbe 9/28; Nahl 16/14; Cum’a 62/10; Müzzemmil 73/20) Yüce Allah’ın kullarına lütfettiği ticaret, insanlar arasında yardımlaşma ve kardeşlik sebebidir; sömürü ve zenginin fakiri ezme aracı değildir. Tüm varlıkları rızıklandıran Yüce Yaratıcı, şu dünyada her varlığa yetecek rızık da yaratmıştır. O’nun insanlık için koyduğu, helalinden rızık elde etme yolları insanlığa yetecek ölçüdedir. Dolayısıyla helal yolları bırakıp haramlara sapmaya gerek yoktur. Ne var ki aç gözlü insanlar, Yüce Allah’ın koyduğu bu sınırları aşmak için çırpınırlar. Bu ise, Yüce Yaratıcıya başkaldırıdır. Onun için haram yollardan biri olan fâiz, Allah ve Rasülüne savaş açma olarak nitelendirilmiştir. Allah ve Rasülüyle savaşa yeltenen hiç kimse dünya ve ahirette iflah olmaz, bu savaştan da kaybeden olarak çıkar.
Ey iman edenler, mallarınızı aranızda bâtıl bir biçimde [geçersiz yollarla] yemeyin. (Nisâ 4/29)
Ey İnananlar! Allah’tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesaptan vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun Allah’a ve peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. (Bakara 2/278-79)
Faiz, Kur’ân’da ribâ kelimesiyle ifade edilir, Ribâ, artma, kabarma, yükselme gibi anlamlara gelir. Cahiliye döneminde faizle borç alan kişi ya borcu alırken yahut daha sonra alacaklıya Bana süreyi artır, ben de sana alacağını artırayım, diyerek faizli muameleye girerdi. Kur’ân bu cahiliye faizini haram kılmıştır. Ey İnananlar! Faizi kat kat alarak yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa erişesiniz. (Âlu Imrân 3/130)
Peygamberimizin yönlendirmeleriyle fâizin sınırları belirlenmiştir: “Altına karşılık altın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz, eşit miktarda ve peşin olarak satılır. Her kim daha fazla verir veya alırsa muhakkak faiz uygulaması yapmıştır. Alanla veren bu hususta eşittir.” (Müslim, Müsâkât 82) Sayılan bu ürünler ya misli misliyle takas edilir ya da değeriyle satın alınır, sonra diğer ürün parasıyla alınır-satılır.
Harama düşme endişesiyle faizin azı-çoğu/her çeşidi yasaklanmıştır. Bu konudaki Nebevî uyarı şöyledir: “Helal bellidir, haram da bellidir. İkisinin arasında ise birtakım şüpheli şeyler vardır ki insanların çoğu bunları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını (namus ve haysiyetini) korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur.” (Müslim, Müsâkât, 107) Peygamberimiz hadislerinde fâizi helak edici büyük günahlardan saymıştır: “Helak edici şu altı şeyden sakının: Allah’a şirk koşmak, büyü yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından kaçmak ve zinadan etmek, hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina isnad etmek.” (Buhârî, Hudûd 44; Müslim, Îmân 145) Cabir’den gelen rivayete göre “Resûlullah (sav) faizi yiyene, yedirene, muameleyi yazan ve buna şahitlik eden kimseye lânet etmiş ve Hepsi (günahta) eşittir, buyurmuştur.” (Müslim, Müsâkât 106)
Yine O, Vedâ Haccında tüm insanlığa hitap ederek şöyle buyurmuştur: Câhiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır. İyi bilin ki câhiliye dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır! İlk kaldırdığım faiz de (amcam) Abbâs b. Abdülmuttalib”in faizidir…”(Müslim, Hac 147) Buna göre fâizi yeniden yürürlüğe koymak, cahiliyeyi yeniden ayağa kaldırmak demektir.
İslam’a göre faizcilik gayr-i meşru’/dinî ve yasal olmayan bir kazanç yoludur. Bu yol terlemeden, emek vermeden, üretmeden elde edilen bir sömürü yoludur. Bu yol, fakiri zengine düşman eden, toplumda kardeşliği zedeleyen bir yoldur. İbn Abbas faizciliğe devam eden kişi hakkında, “Müslümanların devlet başkanının üzerine düşen onu tevbeye çağırmaktır; vazgeçerse geçer, aksi halde boynunu vurur,” derken; Hasan el-Basrî de faizcilere karşı silah kullanılması gerektiğini söyler. (Taberî, Câmiu’l-Beyân, III, 108; İbn Kesîr, Tefsîr, II, 286) Bu görüşlerden de anlaşılacağı üzere ekonomik hayatta insanlar başıboş bırakılmamış, konuyla ilgili ayet ve hadislerle gereken düzenlemeler getirilmiş; insanlar da bu düzenlemelere uygun hareket etme konusunda yetkililerce denetlenmiştir. Zira bir sömürü aracı olan fâizcilik zararı, yalnızca fâizcide kalmayan herkese dokunan bir virüstür. Çünkü o, dünyevileşmenin ağında tefeciye kendini kaybettirir. Fâizin pençesinde ezilen ihtiyaç sahibini zengine düşman eder. Ticaretin bereketini alır götürür, paranın alım gücünü düşürür. Fâize bulaşanlara Allah’ı, Rasülünü ve Ahireti unutturur. Kardeşliği bitirir. Kardeşler arasında yardımlaşmayı, fedakarlığı yok eder.
İslam, borç alma durumunda kalanlar için fâize bulaşmadan borç alabilecekleri imkânları sağlamış, onları faizli muameleye düşürmemek için gereken tedbirleri almıştır. Borca batmış olanlara yardım etmek zekâtın sarf yerlerinden biri olup büyük sevap kazandıran bir infak çeşididir. Fâizsiz borç vermek demek olan karz-i hasen kişiye büyük kazanımlar sağlayan ahiret yatırımı olarak kabul edilmiştir. Allah’a, kat kat karşılığını arttıracağı güzel bir ödünç takdiminde kim bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır. (Bakara 2/245, Mâide 5/12, Hadîd 57/11, 18; Teğâbün 64/17, Müzzemmil 73/20) Hal böyle iken ihtiyaç sahiplerine fâizsiz borç verme İslam toplumunun meziyelerindendir. İmkân sahibi olanlar karz-ı hasen kalemini işletmezlerse, ihtiyaç sahiplerinin haram yollara bulaşmasına sebep olabilirler. Bu yüzden İslam, kendi ilkelerini işletme sorumluluğunu zengin fakir her Müslümana yüklemiştir. Dolayısıyla imkânı olduğu halde fâizsiz borç vermekten kaçınanlar da fâizli sisteme çanak tuttuklarını bilmelidirler. Fâizsiz borç aldıkları halde, onu geri ödeme konusunda ihmalkâr davrananlar da benzer suça iştirak etmiş olurlar. Zira hadiste belirtildiği üzere imkân sahibi olanın borcunu geciktirmesi zulümdür. (Buhârî, Havâlât 1, 2, İstikrâz 12)
ŞEYTAN ÇARPMIŞ KİŞİLER
Kur’ân’da fâizle ilgili mesajların Müşrikler ve Yahudiler üzerinden verir. Bunun sebebi onların bu konuda nam salmış olmalarıdır. Dolayısıyla fâizcilik mümine ve İslam toplumuna yakışmaz.
Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, ‘Zaten alışveriş de faiz gibidir’ demelerindendir. Oysa Allah, alış-verişi helal, faizi haram kıldı. (Bakara 2/275)
Allah faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir. Allah pek nankör olan hiçbir günahkarı sevmez. (Bakara 2/276)
Bu ayetlerin Gece gündüz, açık, gizli, mallarını sarfedenlerin mukafatlarını Rab’ları verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Bakara 2/274) meâlindeki infâk ayetinden hemen sonra gelmesi de oldukça dikkat çekicidir. Bunun anlamı şudur: İnfâkın yaygın olduğu toplumda fâize geçit verilmez. İnfâkın işlemediği toplumlar da fâiz belasına maruz kalırlar.
Ayette fâizcilerin, şeytan çarpmış kimseler olarak kabirlerinden kalkacağı haber verilerek faiz yemenin ne kadar korkunç bir günah olduğu vurgulanmış ve insanlar bu günahtan vaz geçirilmek istenmiştir. Fâizciler, Yüce Allah’ın bu konudaki yasaklarını çiğnemişler ve şeytanın emrine uymuşlardır. Dünyalık hırsı, aç gözlülük ve tamahkârlık onların akıllarını başlarından almış ve onlar maddenin esiri olmuşlardır. Bu sebeple suça uygun bir ceza olarak emrine uymuş şeytan çarpmış ve akıllarını başlarından almış mecnunlar olarak kabirlerinden kalkacaklar ve bu halleriyle yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Onlar fâiz yiyerek karınlarını şişirmiş kimseler olarak, diriliş gününde sarhoşlar gibi yalpalayarak yürüyecekler ve herkes onların fâizciler olduğunu bilecektir. Bu şekilde Yüce Allah, kendi ölçülerini çiğneyip şeytanın emirleri doğrultusunda hareket eden bu mücrimleri teşhir ederek rezil edecektir.
Özetleyecek olursak Yüce Allah, alışverişi helal, fâizi haram kılmıştır. O’nun kulları için helal kıldığı rızık elde etme yolları oldukça fazla ve herkese yetecek ölçüdedir. Dış görünüşleri itibarıyla haramların geçici cazibe ve aldatıcı zevkleri varsa da sonuç itibarıyla onlar, dünya ve ahirette sahiplerini ondurmaz. Dinin haram kıldığı her şeyde maddî ve manevî açıdan pek çok zararlar vardır. Mümin, Allah ve Rasülünün helal kazanç yollarına itibar eder, şeytanın çağırdığı haram yollara tevessül etmez. Gerçek Müslüman, Dinin emirlerini Allah ve Rasülü emrettiği için yerine getirir; yasakları da Allah ve Rasülü yasakladığı için terk eder. Ama şunu da bilir ki Hakîm olan Yüce Allah’ın tüm emir ve yasakları sayısız hikmetlerle doludur. Zira O, kullarının hep hayrını ister. Yüce Allah’ın dini, bütün çağlara ve tüm coğrafyalara hitap eden evrensel dindir. O bir bütün olarak işletilirse yaşanılabilirdir. Dolayısıyla bugün fâizsiz yaşanamaz, fâizin bulaşmadığı şey mi var, fâiz ekonominin ayrılmaz parçasıdır gibi ifadeler şeytânîdir, bunlara itibar edilmez. Unutmayalım ki fâiz alıp vermek ve bunda ısrar etmek Allah ve Rasülüne karşı savaş açmaktır. Fâizciler kabirlerinden şeytan çarpmışçasına kalkıp Rablerinin huzuruna çıkacaklar ve yaptıklarından bir bir hesap vereceklerdir.
