Yüce Allah Yaratan ve Yönetendir

İnsan, aklıyla Yüce Yaratıcının varlığını ve birliğini bulabilir. Ancak O’nu doğru bir şekilde tanıması mümkün olmayabilir. Doğru bir Allah inancı için, Yüce Allah’ın ve Rasülünün açıklamalarına ihtiyaç vardır. Bunun için Kur’ân’da pek çok ayet bize Yüce Rabbimizi tanıtır. Yüzlerce kelime ve kavram O’nu bize tanıtır. Evet, Yüce Allah’ın en fazla bilinen doksan dokuz güzel ismi vardır, ancak bu isimlerden başka O’nu bize tanıtan yüzlerce isim ve sıfat vardır. Mümin, bu isimleri tanıdıkça Rabbini tanır, bu isimleri bilinçli bir şekilde tekrar ettikçe Yüce Allah hakkında yanlış düşüncelere sapmaktan kendisini korur. Onun için Yüce Allah’ın doksan dokuz güzel ismi vardır, onları bilinçli bir şekilde kim sayarsa cennete girer (Buhârî, Tevhîd 13) hadisinde sayma anlamına gelen ihsâ kelimesi kullanılmıştır. İhsâ, bilinçli bir şekilde saymak anlamına gelir. Onun için hadis şârihleri, kim anlamlarını bilerek, inanarak ve gereklerini yerine getirerek onları sayarsa cennete girer diye açıklamışlardır. Sözgelimi O’nun, her şeyi işiten ve gören anlamına gelen Sem’i ve Basîr isimlerini söyleyen bir kişi, dilini, kulağını, gözünü helal olmayan şeylerden korursa bunların gereğini yerine getirmiş olur. Diğer isimler için de durum böyledir. Dil o isimleri söyleyecek, kalp-akıl onların manalarını düşünecek ve organlar da o manaların gereğini yerine getirecek. İşte o zaman bu isimler layıkıyla sayılmış/ihsâ olacaktır. (Bkz. İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, I, 397)

Yüce Rabbimizin birden fazla isim ve sıfatının oluşu, O’nun birkaç kelimeye sığmayacak özellik ve güzelliklerinden dolayıdır. O’nu anlatan her bir kelime, O’nun birkaç yönünü bize anlatır. Ancak O’nu bütün yönleriyle anlamak birkaç kelimeye sığmayacak kadar engin ve zengindir. Onun için bir hadislerinde Peygamberimiz, Allah’ın yaratıkları-nimetleri konusunda düşünün, ancak O’nun zatı hakkında düşünmeyin (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, III, 262-263) buyurmuştur. Zaten insan ne kadar düşünse de yalnızca aklıyla O’nu kavraması ve O’nu doğru tanıması mümkün olmayacaktır. Zira insana verilen akıl ve sair güçler, Yüce Yaratıcının zatını kavramaya yeterli değildir. Nitekim O’nu en fazla tanıyan ve en fazla O’ndan sakınan Peygamberimiz, bir duasında şöyle diyerek buna işaret etmiştir: Allahım! Senden Sana sığınırım. Ben Seni hakkıyla övemem. Sen kendini nasıl övmüşsen öylesin, ben de öyle överim! (Müslim, Salât 222)

Yüce Rabbimizin pek çok ayetinde kendisini tanıtması ve bunun için pek çok kelimeyi seçmesi O’nu doğru tanıma amacına yöneliktir. Zira tarih boyunca Yüce Yaratıcının varlığını pek çok insan kabul etmiştir. Bununla beraber yine pek çok insan O’nu yanlış tanıyarak bilerek ya da bilmeyerek şirke düşmüştür. Peygamberimizin gizli açık her türlü şirkten korunmak üzere bizlere öğrettiği şu dua ne kadar anlamlıdır: Allah’ım bilerek yahut bilmeyerek şirk koşmaktan Sana sığınırız! (Ahmed, Müsned, Hadis No: 19606)

Yüce Allah, Gidişata Müdahildir

Bugün Yüce Allah’ın ayetleri ve O’nun elçisinin açıklamalarından Rabbini tanımaya çalışmayan pek çok insan, bu konuda yanlışlara düşmektedir. Sözgelimi Yüce Allah’a inandığını söylediği halde, Allah inancını vicdanlara hapseden yahut bireysel ve sosyal hayata Yüce Allah’ı karıştırmayan nice insan vardır. Allah’ı bu işe karıştırmayalım, duyma Allahım duyma gibi anlamsız sözler bunun göstergelerinden bir kaçıdır.

Oysa Yüce Allah, hayata müdahildir. Bunun için O, ilk insanı ilk peygamber kılmış, ondan sonra da hep peygamber göndermiştir. Yine ilk insana ilk kitabı/suhuf vermiş, ondan sonra da hep kitaplar indirmeye devam etmiştir. Yüce Yaratıcı, insanı sınav için dünyaya göndermiş, insanın bu sınavında asla onu bir başına bırakmamış, gidişata seyirci kalmamıştır. Hem gönderdiği ilahî mesajlarıyla onları yönlendirmiş, hem onlardan istikamet üzere olmalarını istemiş, zaman zaman da ilahî helaklerle gidişata müdahale etmiştir. Kur’ân ayetleri, kâinatın şerefli varlığı olarak yaratılan insanın başıboş bırakılmadığını anlatır:

İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır? (Kıyame 75/36) Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminîn 23/115) İnsanlar, ‘İnandık’ deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? (Ankebût 29/2) Yoksa içinizden Allah cihat edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz? (Âlu Imran 3/142) Allah, içinizden cihat edenleri; Allah’tan, peygamberinden ve inananlardan başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır. (Tevbe 9/16)

İnsanlık, Allah’a inanmaya, O’na bağlanmaya, O’na dua ve ibadet etmeye, O’nunla iletişim kurmaya her zaman muhtaçtır. Tıpkı O’nun hava-su başta olmak üzere maddî gıdalarına muhtaç olduğu gibi: Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise hiçbir şeye/hiçbir kimseye asla muhtaç değildir, O hep övgüye layıktır. (Fâtır 35/15) Dikkat edersek ayette Allah’ın nimetlerine muhtaçsınız, denilmemiş; doğrudan Allah’a muhtaçsınız buyrulmuştur. Zaten insanın ben kendime yeterim, benim kimseye ihtiyacım yok demesi/istiğnâ duygusu sapma sebebidir: İnsan, kendini müstağni sayarak azgınlık eder. (Alak 96/6-7) İnsan Rabbine muhtaç olduğunu bilir ve ihtiyacını öncelikle O’ndan gidermeye çalışırsa sapmaktan kurtulur. Aslında tüm varlıklar Yüce Allah’a muhtaçtır. Ancak ayette özellikle insanlığın Yüce Allah’a muhtaç oluşuna vurgu yapılmıştır. Çünkü özellikle insan, çoğu zaman bu muhtaçlığını fark etmez yahut ihtiyacını farklı mercilerden gidermeye çalışır. Onun için şöyle denilmiştir: Allah dostlarının üç temel özelliği vardır: Her konuda Yüce Allah’a güvenirler. Her bakımdan O’na muhtaç olduklarını bilirler. Her işlerini O’na döndürürler. (Nesefî, Medârik)

Kur’ân ayetlerinin işlediği konulara şöyle yüzeysel olarak bile baktığımızda Yüce Yaratıcının hayata müdahil olduğunu açıkça görürüz. Kur’ân, insanın birey olarak, ailenin ve toplumun bir ferdi olarak yapması ve terk etmesi gereken şeyleri açıklar. Onda nasıl temizleneceğimizden, ne yiyip içeceğimize; nasıl giyinip kuşanacağımızdan yolda nasıl yürüyeceğimize varınca kadar pek çok açıklama, ilke, hüküm, emir-yasak yer alır. Yine onda Yüce Yaratıcıya karşı sorumluluklarımızdan; akraba, komşu, din kardeşlerimiz, diğer insanlar, diğer canlılar ve diğer varlıklara karşı sorumluluklarımızı açıklayan ayetler vardır.

Nitekim bir ayette şöyle buyrulmuştur: Dikkat edin yaratma da O’nun, yönetme de O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah Yüce’dir. (A’râf 7/54) Kâinatı yoktan var eden, aynı zamanda onun nizamı için esaslar belirlemiş ve onların işleyişini denetlemektedir. Yüce Yaratıcı, birilerinin zan ve iddia ettiği gibi, insanı yaratıp onu kendi haline bırakmamıştır. Onunla ilgilenmiş, onun dünya hayatında nasıl hareket edeceğinin temel esaslarını belirleyerek peygamberleri vasıtasıyla ona göndermiş ve bu esasların nasıl uygulanacağını elçileri şahsında bizzat göstermiştir.

Varlık âleminde hiçbir şey boşuna ve anlamsız değildir. Hiçbir şey kendi başına buyruk bırakılmamıştır. İnsan da öncelikli olarak buna dâhildir. Ona da yoktan var eden Yüce Allah’tır ve onun da nelere göre hareket edeceğini belirleyen O’dur. Yüce Allah dini bunun için koymuş ve bunun için insana öğretmiştir. O, insanlığa gönderdiği dinin sahibi olduğu gibi, aynı zamanda takipçisidir de. O, dinin esaslarını uygulansın diye belirlemiş ve insanlığa bildirmiştir. Bununla da kalmayacak, insanların dini esaslara karşı nasıl bir tavır sergilediklerinin hesabını onlara soracaktır. Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız. (Hıcr 15/92-93) Ayeti Peygamberimiz, Lâilahe illallah sözünden soracağız diye açıklamıştır. (Taberî, Câmiu’l-Beyân) Ayet, bu sözü söyleyip söylemediğimizden ziyade, bu sözün gereklerini yerine getirip getirmediğimizden sorulacağımıza dikkat çekmektedir. Nitekim Hasen Basri hazretleri şöyle demiştir: İman, süslü sözlerden; din, temennilerden ibaret değildir. Lakin o kalpte kökleşip davranışlara yansıyan ruhtur. Yine bir hadislerinde Peygamberimiz, kim ihlasla Lâlâhe illallah derse cennete girer buyurmuş. Onun ihlası nedir, diye sorulduğunda haramlardan onu alıkoymandır diye cevap vermiştir. Tevhid sözüne hiçbir şey karıştırmadan ihlasla söyleyen kimseye cennet vacip olur dediklerinde; tevhid sözüne ne karışabilir diye sorulmuş, o bu soruya şöyle cevap vermiştir: Dünyevileşmek, dünya için toplayıp biriktirmek, peygamberlerin sözünü söyleyip azgınların yaptığını yapmaktır. (Kurtubî, el-Câmi’)

Özetleyecek olursak, insan şu sınav dünyasına tevhid üzere olmak ve hayatında tevhidi gerçekleştirmek için gelmiştir. Bunun için her zaman ve her yerde Yüce Yaratıcının gözetim ve denetimi altında olduğunun ve yaptıklarından mutlaka hesaba çekileceğinin bilinci içerisinde yaşamalıdır. Tevhidi içtenlikle, saf ve duru bir biçimde söyledikten sonra gereklerini yerine getirmek için gayret etmelidir. Zaten tevhidi açık ve gizlisiyle şirk ve benzeri katkı maddelerinden koruyacak olan, tevhid doğrultusunda yapılacak olan sâlih amellerdir. Unutmayalım ki kalpte kökleşen tevhid ağacı, dil ile cihana ilan edilerek ve davranışlara yansıyarak meyveye duracak ve kurumaktan kurtulacaktır. O ağacın varlığı, meyvesi ve gölgesi ise hem dünyada, hem de ahirette sahibini abâd edecektir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir