İsimler O’nu Anlatmaya Yetmez!
İsimler, bize sahiplerini tanıtır. Yüce Allah’ın isimleri de bize O’nun hakkında bilgi verirler. Elbette O, bütün özellik ve güzellikleriyle birkaç isme sığmaz. O’nun her ismi, O’nun özellik ve güzelliklerinden bize bir miktar bilgi verir. Kul O’nun isim ve sıfatlarını öğrendikçe O’nu tanımaya başlar, O’nu tanıdıkça da O’na yaklaşır. Bu tanıma ve yakınlaşma, kişiyi O’na yaraşır kulluk etmeye götürür. Nitekim O’nu en iyi ve en doğru tanıyanların başında gelen Peygamberimiz, bu gerçeği şöyle ifade etmiştir: Ben sizin en fazla Allah’tan sakınanınızım, çünkü ben O’nu en iyi tanıyanınızım. (Buhârî, İman 13) Demek ki kulun marifetullah bilinci arttıkça O’ndan sakınması artacaktır.
İnsanlık tarihi boyunca insanlar varlığını kabul ettikleri Yüce Yaratıcıyı tanımaya çalışmışlar, ancak tek başına insan aklı, O’nun varlığını kabul etse de O’nu doğru bir biçimde tanımaya yetmemiştir. Onun için Yüce Rabbimiz, onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler (Enâm 6/91, Hacc 22/74, Zümer 39/67) buyurmuş ve O’nu doğru bir şekilde ve gereği gibi tanısınlar diye peygamberler göndermiş, onlar vasıtasıyla kitaplar indirmiştir. O’nun gönderdiği peygamberlerin söylemleri ve indirdiği kitapların ayetleri insanlığa sürekli O’nu anlatmıştır. İnsanlık O’nun bu öğretilerine uydukça O’nu tanımışlar ve O’nu tanıdıkça da O’na yakın olmaya çalışmışlar, O’na karşı sorumluluklarını bilinçli bir şekilde yerine getirmişlerdir.
İnsanların Yüce Allah’ı takdir edemeyişlerini Elmalılı şöyle açıklar: Allah’ı hakkıyla takdir etmediler, celâl ve cemâl sıfatlarını layıkıyla tanımadılar. Her şeye gücünün yettiğine, rahmân ve rahîm olduğuna iman etmediler, nimet ve rahmetinin kadrini bilmediler, hukukuna riayet, ilâhlık şanına hürmet etmediler, hasılı takdirsizlik ve nankörlük yaptılar. Çünkü, Allah insanlara hiçbir şey inzal etmedi, dediler… Allah, biz insanların işine karışmaz, dediler… Bu ve benzeri sözleri Mekke müşrikleri söylediği gibi Medine’de yahudilerin hahambaşılarından Mâlik b. Sayf gibileri de söylemiştir…
Buna göre Yüce Allah’ı eksik yahut yanlış tanıma, O’nu yaratıklarla eşdeğer görme, O’nun yetkilerini daraltma, O’nun yetkilerini başka varlıklara verme, O’nu yaratıcı olarak kabul edip hayata müdahale ettirmeme, Allah inancını vicdanlara hapsetme, Allah’ın bilgisini ve hayata dair söylediklerini yetersiz görme, Allah’ın belirlediği ilkelere alternatif ilkeler öne sürme gibi şeyler Yüce Allah’ı takdir edememenin tezahürleridir.
Bugün çoğu insan Yüce Allah’a inandığını söyler durur. Ancak O’nu doğru bir şekilde tanıyıp gereği gibi iman ederek O’na layıkıyla kulluk yapanların sayısı oldukça sınırlıdır. Kur’ân, bu gerçeği şöyle ifade eder: Sen ne kadar hırs göstersen yine de insanların çoğu iman ediciler değildir. (Yusuf 12/103) Onların çoğu Allah’a ancak şirk koşarak iman ederler. (Yusuf 12/106) Tarih boyunca Allah’a inandığını söyleyen pek çok insan, bu isimlerin bir ya da birkaçında yanılgıya düştüğü için şirke sapmışlardır. Yaratacı olarak kabul ettikleri Yüce Allah’ı hayatlarının yöneticisi olarak görmemişler, O’nun sıfatlarını pasif hale getirmeye kalkmışlardır. Hâlbuki Yüce Allah, Bilin ki yaratma da yönetme de O’nundur (A’râf 7/54) buyurmaktaydı. Ve O, ilk insanı yaratıp sınav için dünyaya gönderirken asla başıboş bırakmamış, dünyada nasıl bir yol izleyeceğini de ona öğretmişti. Bunun için ilk insanı ilk peygamber kılmış ve ona vahyederek ilk kitabını (sayfalar) indirmişti. Ondan sonra da hep peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Yani Yüce Allah, yeryüzü halifesi olarak yarattığı insanı kendi haline bırakmamış, onun yapıp ettiklerine seyirci olmamıştır. Bu gerçeği de kendisi şöyle açıklamıştır: Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminûn 23/115) İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır? (Kıyame 75/36) İnsanlar, ‘İnandık’ deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? (Ankebût 29/2)
Bu yüzden Yüce Yaratıcının her ismi, O’nu doğru tanıtarak bir sapmayı önler mahiyettedir. İnsanlığın doğru bir Allah inancıyla buluşabilmesi ise O’nu doğru bir şekilde tanımasıyla mümkündür. Yüce Allah’ı bize en doğru şekilde tanıtan ise bizzat Yüce Rabbin kendisi ve O’nun kutlu elçisidir.
Ayet ve hadislerde Yüce Rabbimizin yüzlerce isim ve sıfatı yer almıştır. Bu isim ve sıfatlardan doksan dokuzu en güzel isimleri olarak hadislerde bize haber verilmiştir. Şüphesiz ki Yüce Allah’ın doksan dokuz ismi vardır, onları kim anlayarak ve gereklerini yerine getirerek sayarsa (ihsâ) cennete girer. Hadiste geçen ‘ihsâ’ kelimesi, kuru bir saymadan öte anlam taşımaktadır. Özetle mana ve mefhumuyla o isimleri korursa, gereklerini yerine getirirse, hakkını vererek onları tanıyarak bilinçli bir şekilde, özüyle ve sözüyle söylerse/sayarsa anlamına gelmektedir. Nitekim ayetlerde saymak anlamına gelen adde kökü ile ihsâ kökü ayrı ayrı kullanılmıştır. Allah’ın nimetini sayacak olsanız (teuddû) onları sayıp bitiremezsiniz (lâtuhsûhâ). (İbrahim 14/34, Nahl 16/18) Buna göre nimeti saymak, yalnızca onları rakamsal olarak sayısını ifade etmek değil, nimetin üzerinde derinlemesine düşünmek, onların bize nasıl ulaştığını, onların asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu tefekkür edip nimeti O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanıp O’na şükretmektir. Tıpkı bunun gibi Yüce Allah’ın isimlerini saymak da onları yalnızca dilde tekrarlamaktan ibaret değildir. Onların manalarını, bizdeki yansımalarını derinlemesine düşünmek, o isimlerin gereklerini yerine getirerek onları tekrar tekrar okumaktır.
Evet Yüce Allah’ın pek çok isim ve sıfatı vardır, kula düşen o isimleri ihsâ bilinciyle tekrarlamaktır. Bu isimlerin en başında Allah ismi gelir ki bu isim O’nun bütün isim ve sıfatlarını kapsayan, en şümullü ismidir. Allah ismi, yalnızca O’na özgü bir isimdir. Allah isminin başındaki Elif harfi O’nun birliğinin sembolüdür. Sonundaki hû harfi de hep O’na işaret eder.
Yüce Rabbimiz bize isimlerini tanıtırken şöyle buyurur: En güzel isimler Allah’ındır, O’na o isimlerle dua edin, O’nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir. (A’raf 7/180) Allah’ın isimleri konusunda eğriliğe sapanlar, o isimleri başka varlıklara verenler, Yüce Allah’a başka şeyleri ortak koşanlar, Yüce Allah’a yakışmayan şeyleri söyleyenler, Yüce Yaratıcının yetkilerini başkalarına verenlerdir.
Ayetlerin Efendisi, Haşr Suresi Ayetleri ve İhlâs Suresi
Efendimizin Kur’ân’ın en büyük ayeti, ayetlerin efendisi olarak tanıttığı Ayet-i Kürsî; Kur’ân’ın üçte birine denk saydığı İhlâs suresi ve Haşr suresi son üç ayeti en fazla okumamızı tavsiye ettiği ayetlerdir. Bu ayetlerin ortak özelliği ise onların en veciz bir biçimde bize Rabbimizi tanıtan ayetler olmasıdır. Ayet-i Kürsî özellikle her farz namazdan sonra, gündüz ve gecenin başında, İhlâs suresi her vesileyle okumamız tavsiye edilen ayetlerdendir. İşte Kürsî ayetinin anlamı: Allah, O’ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O’nundur. O’nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.
Ve işte ihlâs suresinin meâli: De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.
Peygamberimizin sabah akşam okumamızı istediği Haşr suresinin şu son ayetleri de bize en veciz şekilde Rabbimizi tanıtır: O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allah’tır. O, acıyıcı olandır (Rahman), acıyandır (Rahim). O, kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran (Melik), çok kutsal; (Kuddüs) esenlik veren (Selam), güvenlik veren (Mümin), görüp gözeten (Müheymin), güçlü (Aziz), buyruğunu her şeye geçiren-yaraları saran-erişilmez güç sahibi aşkın (Cebbar), ulu olan (Mütekebbir) Allah’tır. Allah putperestlerin koştukları eşlerden münezzehtir. O, yoktan var eden (Halik), en güzel yaratan (Bari’), yarattıklarına şekil veren (Musavvir), en güzel adlar kendisinin olan Allah’tır. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim’dir.
Konuyla ilgili hadis şöyledir: Her kim sabahleyin üç kere Eûzü çektikten sonra Haşr Sûresinin sonundan üç âyet okursa, Allah Teâlâ onun emrine yetmiş bin melek verir. Onlar akşama kadar o kimse için salavât getirirler. Eğer o kişi, o gün ölürse şehid olarak vefat etmiş olur. Onları akşamleyin okuyan da aynı durumda sevab alır. (Tirmizî, Dârimî, Beyhakî, Ahmed)
Aslında her Müslüman her sabah bu ayetleri okuyarak gününü doğru bir Allah inancıyla başlatır, akşamleyin de bu ayetler ışığında günün kapanışını yapar. Bu, doğru Allah inancı ile günü yaşamak ve aynı inançla günü tamamlayıp geceye başlamak demektir. Hadiste, üç ayeti okumaya üç kere şeytandan Allah’a sığınma demek olan Eûzü ile başlanması da anlamlıdır. Şeytanın Allah’ı anma ve O’nu tanıma konusunda insanı aldatacağı düşünülerek O’nu tanıtan üç ayete, üç kere şeytandan Allah’a sığınarak başlama anlamlı hale gelmektedir. Demek ki Yüce Allah’ı dosdoğru bir şekilde tanımak ve bu hal üzere olmak o kadar da kolay bir şey değildir. Bunun için Yüce Rabbimizin yardımını isteyerek, O’nun isimlerini öğrenmeye ve O’nu tanımaya gayret edeceğiz.
Yazımıza son verirken Yüce Rabbimizin erişilmez kudreti karşısında acziyetimizi itiraf ederek Peygamberimizin duasıyla O’na yakarıyor ve O’nu O’nun bize öğrettikleriyle anıyoruz: Allahım! Senin gazabından rızâna, azâbından affına sığınırım. Ben Senden Sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen kendini nasıl medh ü senâ etmişsen öylesin. (Müslim)
Ve bizler Seni, Senin bize öğrettiğin cümlelerinle övüyoruz Allah’ım: Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah’ın adıyla. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. O, rahmândır ve rahîmdir. Ceza gününün mâlikidir. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil! (Fâtiha 1/1-7)
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Göklerde ve yerde azamet yalnız O’nundur. O, azîzdir, hakîmdir. (Câsiye 45/36-37)
Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah’ın şanı ne kadar yücedir! (Yâsin 36/83)
