Her Şeyi Ölçülü Olan Denge Ümmet!
Yüce Rabbimiz, her şeyi ölçülü yaratmış ve her şeye ölçüyü/dengeyi koymuştur. Yaratıkların en şereflisi insan da ölçülü olarak yaratılmıştır.
O’nun katında her şey bir ölçüye göredir.
Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.
Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, mütenasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?
Kur’ân, İslam toplumunu tanımlarken onun en temel özelliğinin vasat ümmet olduğunun altını çizer.
Böylece sizi insanlara şahit ve örnek olmanız için tam ortada bulunan/vasat bir ümmet kıldık.
Vasat Ümmet, orta, dengeli, adaletli, hayırlı anlamlarına gelir. Vasat, kenar anlamına gelen tarafın zıddıdır. İki aşırı uç olan ifrat ve tefrit de aynı şekilde vasatın karşıtıdır. Vasat, bir şeyin tam ortası ise, ifrat bir ucu, tefrit ise öteki ucu demektir. Zaten İslam ümmetinin tanımlayan pek çok ayette onun hayırlı, gündemi belirleyen ve gidişata tanıklık eden, adaleti ayakta tutan bir toplum olduğu sürekli vurgulanmıştır.
HER ALANDA DENGE
İtidalli, dengeli, ölçülü olmak, önce inançta ölçülü olmakla başlar, söylemde ve eylemlerde ölçülü olmakla devam eder gider.
Büyük imam Gazâlî’nin bir eserinin adı el-İktisâd fi’l-İ’tikad’dır. Yani o, inançta bile ölçülü olmayı kitabına isim olarak koymuştur. Buna göre kişi önce Yaratıcısına karşı adaletli olmalıdır. Bu ise, Yüce Allah’ı şirke bulaşmadan birlemek, O’na inanmak, O’nun haklarına riayet etmektir. Bu da Yüce Allah’ın ölçülerine uygun bir hayatın adamı olmakla mümkündür. Severek isteyerek, inanıp güvenerek O’na teslim olmakla olur.
İnanç, düşünce ve sözlerinde mutedil olan kimsenin davranışları da mutedil olur. Sözgelimi sabır, ahlakî bir erdemdir, ancak zillete boyun eğmek, haksızlık karşısında suskun kalmak sabır değildir. Başa gelenler karşısında sızlanmak, feveran etmek de mümine yakışmaz. Dolayısıyla sabır, zillete boyun eğmek ile her sıkıntıdan dolayı sızlanma arasında orta yolun adıdır. Tevazu ahlakî bir erdemdir, ancak zelil bir halde durmak, kibirli olmak İslam’ın istemediği bir şeydir. Buna göre tevazu, kibir ve zillet arasında orta yoldur.
Aslında itikatta iktisat, amelde iktisat, ahlakta iktisat, ibadette iktisat diye genelleştirilebilir.
İnsandan istenen her alanda belirlenen ilahî dengeyi koruması ve sürdürmesidir. İki aşırı uç demek olan ifrat ve tefrit çizgisi, her alanda mülümanlara yasaklanmıştır.
İnsanın bu ölçülü hali devam ettirebilmesi ölçülü olmanın ve aşırı olmanın ne demek olduğunu bilmesine bağlıdır. İslam insanı her şeyde olduğu gibi ibadetler de dengeli olmasını bilen kimsedir. Zaten her ibadetin belli vakti ve miktarı vardır. Hiçbir ibadet rasgele ve ölçüsüz değildir. Şöyle ki:
İslam az da olsa devamlı olan ibadetleri bizden ister. İbadetleri terk etmek de yanlıştır, ibadetlerde aşırı gitmek de. Bir de her ibadetin içerisinde ta’dil-i erkân diye bir temel esas vardır. Bu, ibadetin rukünlerini yerli yerince yapmak, ne eksik ve ne fazla yapmadan onlara hakkını vermek demektir. Bu namazda da böyledir, diğer ibadetlerde de. İslam’ın temel ibadeti namaz, belli vakitlerde ve belli şekillerde kılınan bir ibadettir. Namaz şüphesiz, inananlara belirli vakitlere farz kılınmıştır. Namazları tümüyle terketmek yahut onu vaktinde kılmamak ifrat ve tefrittir.
Mali bir ibadet olan zekât, belli vakitlerde, belli ölçüde ve belli kesimlere verilir. Harcamalarda savurgan olmak da, eli sıkı/cimri olmak da yasaklanmıştır. Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın. Mümin savurganlık ve cimrilik arasında orta yolu tutan kimsedir.
Oruç, yılda bir ay, imsak vaktinden iftar vaktine kadar tutulur. Sizden Ramazan ayını idrak eden, onda oruç tutsun. Özürsüz olarak oruç tutmamak haramdır, Peygamberimiz de hiç iftar etmeden sürekli oruç tutmayı yasaklamıştır.
Hac ibadeti, belli aylardadır. Haccın her rüknünün belli sayısı vardır. Hac, belli aylardadır. Tavaf, yedi şavttır. Sa’y 7 gidiş geliştir. Arafat’ta vakfe senede belli bir günde yapılır. Hac bilinen aylardadır.
Özetleyecek olursak namaz günde beş vakittir, zekat yılda bir seferdir, oruç yılda bir aydır ve hac ömürde bir keredir. Buna göre bir şarz/dolum ameliyesi olan namaz beş vakit düzenli ve devamlı kılınırsa bizi huzurlu ve mutlu eder. Zira beş vakit namaz, beş öğün ruhun gıdasıdır. Zekat yılda bir sefer verilmeli ki bizi bir yıl idare etsin, ruhumuzu cimrilikten malımızı şüpheli şeylerden temizlesin. Oruç bir ay tutulmalı ki bir yıl bizi idare etsin. Ömürde bir sefer hac ibadetinden alacağımız feyiz de bizi bir ömür idare etmelidir.
Ne Sekülerizm, Ne de Ruhbanlık!
Peygamberimizde şöyle buyurur: “Bütün işlerinizde ne geri kalınız, ne ileri gidiniz, orta yolu tutun ve dosdoğru olun. Şunu unutmayın ki, hiçbiriniz yaptığı ameller sayesinde cehennemden kurtulamaz. Evet evet, ben de kurtulamam. Ancak Allah, lütuf ve keremiyle kuşatıp beni bağışlarsa, o başka.”
Nitekim O, biz peygamberdir, biz onun gibi değiliz, daha fazla ibadet etmeliyiz düşüncesiyle, sürekli namaz kılıp oruç tutmaya ve hiç evlenmemeye niyet eden müminleri şöyle uyarmıştır: Ben sizin için örnek değil miyim? Ben namaz kılar, arada istirahat ederim, bazen oruç tutar, bazen iftar ederim. Ben evlenirim de.
İfrat ve tefrit konusunda Yahudi ve Hıristiyanlar iki olumsuz örnek olarak karşımızda durur. Onlardan Yahudiler, ahireti öteleyip dünyevileşerek, hayatı dünya hayatından ibaret görerek bir uçta olmuşlar. Buna karşın Hıristiyanlar da dünyadan el etek çekerek ruhbanlığı icat etmişler ve bir uçta onlar olmuşlardır. Bunun için müminler, her namazda okudukları Fatiha duasında, bizi gazaba uğrayanlardan ve sapanlardan eyleme diye dua ederler. Aslında gazaba uğrayanlar ve sapanlar, iki aşırı uçta yer alan her kesimdir. Dünyevileşen Yahudiler de, dünyadan el etek çeken Hıristiyanlar da onlardandır. Müminler ise Ey Rabbimiz, bize dünyada iyilik güzellik ver, ahirette de iyilik güzellik ver duasıyla iki dünyaya da talip olan kimselerdir.
Özelde insanı, genelde toplumu vasat/denge toplumu haline gelmesinde din, büyük rol oynar. Bunun için ayette Böylece sizi insanlara vasat bir ümmet kıldık buyrulmuştur. Yüce Allah, gönderdiği din ile bu toplumu denge ümmet haline getirecektir. Elbette bir topluluk, kendi gidişatını değiştirmedikçe, hayatını Allah’ın ölçülerine uygun hale getirmedikçe Yüce Allah o toplumu düzeltmeyecektir.
İnsanın özünde var olan tutkuların, temayüllerin hayırlara kanalize edilmesi ise temel dinî eğitim, dini iyi yaşayanların örnek alınması, çevrenin doğru telkin ve uyarılarıyla gerçekleşir. İşte İslam toplumunun vasat ümmet, ölçülü, adaletli, hayırlı denge toplumu haline gelmesi bu şekilde olacaktır. Kendisini vasat ümmetin bir üyesi gören Müslüman, aşırılıklardan, uç olmaktan sakınacak, her işinde ölçülü ve dengeli bir tavır sergileyerek bu iddiasını ispat edecektir.
