Hazreti İnsan: Ellerimle Yarattım Canımdan Can Kattım!
Hallâk ı Âlem, el-Hâliku’l-Bârî olan, yaratan ve yoktan var eden Yüce Rabbimiz, yaratıcılığını göstermek istedi ve kâinatı yarattı. Önce yerler ve gökler yaratıldı. Ardından cansız dediğimiz cemadât, nebatât ve hayvanat yaratıldı. Melekler ve cinler de yaratılmış, kâinat donatılmıştı. Her şey hazırdı. Yeryüzü halifesini bekliyordu ve nihayet insan yaratıldı.
Yeryüzü toprağının, aşamalardan geçmiş parçasından yaratılan insana Yüce Yaratıcı ruhundan üfledi ve insan canlandı. Yüce Allah’ın ellerimle yarattım ve canımdan can kattım dediği insan yaratılmıştı. O, önce Yüce Yaratıcının eğitiminden geçti ve Yüce Allah ona eşyanın tüm isimlerini öğretti ve ilk insan Âdem, meleklerle tabi olacağı sınava hazırdı.
Herkesin huzurunda yapılan sınavı Hz. Âdem kazandı ve melekler ona saygı secdesinde bulundular. Aslında bütün bu olanlar Âdem’in şahsında insana bahşedilmiş imkânlar ve nimetlerdi. İmkândı bunlar, zira var edilen her şey insan için yaratılmış ve onun hizmetine sunulmuştu. Tüm donanımıyla yeryüzü, bitkiler ve hayvanlar, hatta melekler bile insanın hizmetinde idiler. Meleklerin piri olan Cebraîl, Yüce Allah’tan insana vahiy getirmekle görevli; Mikâil yeryüzü işlerini tanzim için vazifeli; Ölüm Meleği, eceli yetenlerin canını almakla, İsrâfil dünya hayatını sonlandırmak ve Ahiret hayatını başlatmakla görevlendirilmişlerdi. Diğer Koruyucu melekler, yazıcı melekler, sorgucu melekler yine insanın hizmetinde görevli varlıklardı.
Görmediniz mi Allah, göklerde ve yerde bulunan şeyleri size boyun eğdirdi ve size zahir ve batın (dış ve iç; görülen, görülmeyen; bildiğiniz ve bilmediğiniz) nimetlerini bol bol verdi? Yine de insanlardan kimi var ki ne bilgisi, ne yol göstereni ve ne de aydınlatıcı bir Kitabı olmadan Allah hakkında tartışır durur.
Allah, size denizi boyun eğdirdi, ta ki gemiler buyruğuyla denizin içinde akıp gitsin de, siz bu sayede O’nun lütfundan payınızı arayasınız ve şükredesiniz. Göklerde ve yerde bulunan şeyleri kendisinden bir lütuf olarak size boyun eğdirdi. Elbette bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.
Ölü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar. Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık. Ki onun ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı? Ne yücedir O Allah ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır.
Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara sahip olmaktadırlar? Onları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir ve onlardan bazılarını da yerler. Kendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?
Daha pek çok ayet, yaratılanların insanın hizmetine sunulduğunu, Yüce Yaratıcıdan insana birer nimet ve emanet olduğunu haber verir. Elbette bütün bu verilenler boşuna ve anlamsız değildir. Gayesiz ve hoyratça tüketilmek için de değildir. Bütün bunlar, insanın istikamette kalması ve bunları bu uğurda kullanması içindir. Aslında bunların hepsi insanın istikamet yolunda ilerlemesine katkı sağlamak içindir. Bunlar insanın hem yardımcıları, hem de tanıklarıdır.
Yüce Rabbimiz, pek çok ayetinde insanın yaratılışta mükemmel oluşunu, seçkinliğini ve kâinatın insanın emrine sunuluşunu haber vermektedir. Buna göre evrende her şey insan için yaratılmış ve onun emrine verilmiştir; insan da Rabbi için yaratılmıştır.
And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.
And olsun Biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra onu aşağıların en aşağısı kıldık.
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
İnsan ya bu yaratılış gayesine uygun hareket ederek kendisine bahşedilmiş olan bu konumunu korur ve bu yolda ilerler, bu şekilde Yüce Yaratıcı katında derecesi yükselir, değeri artar. Yahut insan yaratılış gayesini unutur, Rabbini unutur, O’nu ve nimetlerini görmezden gelir ve O’na baş kaldırır. Bu durumda da aşağıların aşağısına yuvarlanır, hizmetine verilen varlıklardan çok daha aşağı derekelere düşer.
Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalpleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.
Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Onlar şüphesiz davarlar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar.
Doğrusu Allah, inanıp yararlı işler işleyenleri içlerinden ırmaklara akan cennetlere koyar. Durakları ateş olduğu halde kâfirler, zevklenirler ve hayvanlar gibi yerler.
Dolayısıyla insanın önünde iki yol vardır. Ya fıtrat üzere kalacak, kendine verilen değerin farkında olacak ve istikamet üzere yoluna devam edecek, dünya ve ahirette büyük mükâfatlar elde edecektir. Yahut da fıtratına yabancılaşıp yoldan çıkacak ve aşağıların aşağısına yuvarlanıp, dünya ve ahirette hep kaybedenlerden olacaktır. Seçim insanındır. İnsan isterse, meleklerden üstün olabilir. Dilerse hayvanlardan daha aşağılara düşebilir.
De ki: Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin.
Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük, kimi şükreden mümin olur, kimi de nankörlük eden kâfir.
Evet, insana irade verilmiştir, dileyen dilediğini yapmakta özgürdür. Ancak herkes yapıp ettiğinin sonucuna katlanacaktır. Cehennem yolunu tercih edenlerin cennete ulaşması mümkün olmayacaktır. İnsanlığının farkına varamayan, bunun kıymetini bilemeyen ve kendisine sunulan nimetleri değerlendiremeyenler kaybedenler olacaktır. Dünya ve ahirette kazananlar ise, fıtrat üzerine kalanlar ve bu yolda mesafe katedenlerdir.
Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir. Müminler kurtuluşa ermişlerdir… İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.
