İman Bize Ne Kazandırır?

İman, kalpte kökleşip dil ile cihana ilan edilen ve davranışlarda kendisini gösteren ruhtur. Demek ki iman kalpte kökleşecek, tüm organlara hayat verecek, izini tüm organlarda gösterecek.

İman, bütün anlarıyla hayatı anlamlı hale getiren ruhtur. İnsanın söylediği ve yapıp ettiği amellerin belirli vakitleri vardır, yani onlar sürelidir; ama iman her zaman var olması gereken bir ruhtur.

Günümüz insanı, yapıp ettiklerinin hemen karşılığını görmek ister. Bir okulu tercih eden, bir mesleği seçen kişi, ilk olarak benim bundan kârım/kazancım ne olacak diye sormaktadır. Kur’ân’ın deyişiyle insan pek acelecidir. (İsrâ 17/11) İnsanın aceleci olması yapıp ettiklerinin karşılığını hemen görmek istemesidir. O, sonradan olacak olan şeylerin hemen oluvermesini ister. İleride, ahirette göreceğini şimdiden görüvermek ister. Sabretmez, tahammülsüzdür. Ahirette göreceğini dünyada görmek istediğinden, dünyayı ve dünyalıkları ahirete tercih eder. Dünyada elde ettiklerini hep kazanım olarak görür. Halbûki, kazanım yalnızca maddî şeyler elde etmek değildir. Yine hayat yalnızca bu dünya hayatından ibaret değildir, dolayısıyla kazanımlar yalnızca bu dünyada elde ettiklerimizden ibaret görülmemelidir. Ama sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha iyi ve daha kalıcıdır. (A’lâ 87/16-17)

İmanın Hayata Yansıması

İmanın dünya ve ahiret kazanımları vardır. Bu kazanımları elde edebilmek için gerçek ve doğru bir imana sahip olmak gerekir.

İman, davranışlarımıza hayat veren ruhtur. İnanarak yapılan sâlih ameller, bizi dünya ve ahirette izzetli bir hayata götürür.

İman, bize değer kazandırır, bizi yüceltir, yapıp ettiklerimizi anlamlı hale getirir. Zira inanmayanların Allah katında herhangi bir değeri yoktur.

İman bize dünyada izzet, ahirette cennet kazandırır.

İman bize dünyada huzur ve doyum, ahirette Rabbin rızasını ve cennetini kazandıracaktır.

Şairin dediği gibi: İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür/İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür. Buna göre iman, sahibini dünya ve ahirette aziz kılan; önce Rabbi katında ardından müminler katında onu değerli, itibarlı kılan ruhtur.

İman yürekleri hafifleten ruhtur. Sadece yürekleri değil, tüm organları ve onların yapıp ettiklerini anlamlı hale getiren ruhtur.

İman Yüce Yaratıcının, Ey iman edenler hitabına mazhar olmamızı sağlayan değerdir. Yüce Allah, bazı ayetlerinde insanlığa, ey insanlar diye sesleniyor, ama bir de ey müminler diyerek insanların içerisinden inananlara özel olarak seslenmektedir. İnsanın bu ilahî hitaba layık olabilmesi için ise gerçek anlamda inanması gerekir.

İman, sâlih amelin ham maddesidir. Onun için inanmalıyız. Ama neye nasıl inanacağımızı bilerek inanmalı. Doğru şeylere, gerektiği gibi iman etmeli. Bu yüzden Kur’ân, gerçek imandan ve gerçek anlamda müminlerden bahseder. İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır. (Enfâl 8/2-4) Gerçek iman edenlerden bahsedildiğine göre demek ki bunun sahtesi de söz konusudur. Bu nedenle pek çok ayet, inanmadıkları halde mümin oldukların söyleyip duran münafıklardan söz eder.

İman, insanın maddî kazançlarını bile bereketlendirip gerçek kazanca dönüştüren ruhtur. Kişinin maddî kayıplarını bile iman, kazanca dönüştürür. Zira imtihanın gereği olarak mümin, her hal ü kârda kazanandır. Onun hayatında kayıp, zarar, yenilgi yoktur. İnanan insan hastalık çeker, onu ibadete dönüştürür sevap kazanır. Sıkıntı ve belayla karşılaşır, onu sabra dönüştürür sevap kazanır. Nail olduğu nimetleri, bolluğu, variyeti şükre, hayra dönüştürür yine sevap kazanır. İman adamı mümin, helalinden rızık kazanmak, ilim elde etmek için yola çıkar sevap kazanır. Güçlü ve sağlıklı bir mümin olarak Allah’ın dinine hizmet etmek için sofraya oturur, uyumak için istirahate çekilir sevap kazanır. O, iyi niyetiyle, âdetlerini ibadete dönüştürmesini bilir. Dolayısıyla iman, olumlu olumsuz her şeyi kazanıma dönüştüren ruhtur. Nitekim Peygamberimiz bu gerçeği şöyle açıklar: “Müminin hâli ne hoştur! Onun her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Şöyle ki onun başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

Bu yüzden Allah yolunda savaşırken can veren mümin, kazandım vallahi diyerek kazandığını ilan eder. En sevdiği canını verirken, kazanan kimsedir mümin. Bi’r-i Maune hadisesinde davet elçisi Haram b. Milhan mızraklanıp son nefesini verirken şöyle haykırmıştı: Allahuekber! Kabe’nin Rabbine andolsun ki kazandım gitti. Benzer şekilde aynı hadisede mızraklanıp şehid olan Âmir b. Füheyre de kazandım vallahi diyerek son nefesini vermişti. Onun canına kasteden Cebbâr b. Sülmâ bu sözler karşısında adamı öldürdüğüm halde, o neyi kazandı ki diyerek şaşkınlığını gizleyememiş ve şehidin bu asil duruşu karşısında Müslüman olmuştu. (Köksal Asım, İslam Tarihi, IV, 260)

Kur’ân ayetleri, yapıp ettiklerimizin Allah katında değerli olabilmesi için onların iman ile yapılmasını özellikle ister. Çünkü iman olmadan yapılanların dünyada bir kısım faydaları olsa bile, Allah katında bir değeri yoktur. Nitekim inanmadan iyilik yapanların yaptıkları dünya ve ahirette boşa gidecektir. Onlar, yaptıklarının karşılığını, şan-şöhret, para, alkış gibi dünyevî kazanımlarla bu dünyada alacaklar, ahirette ise bu yaptıkları onlara Allah’ın hoşnutluğunu ve cenneti kazandıramayacaktır. Erkek veya kadın, mümin olarak, kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez. (Nisâ4/124, Ğâfir 40/40) Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz. (Nahl 16/97) Ahireti isteyip, inanmış olarak onun için gerekli çalışmada bulunan kimselerin, işte onların çalışmaları şükre değer. (İsrâ 17/19) İnanmış olarak, yararlı işler işleyen kimse, haksızlıktan ve hakkının yeneceğinden korkmaz. (Tâhâ 20/112) İnanmış olarak yararlı iş işleyenin ameli yok sayılmayacaktır. Biz onu yazmaktayız. (Enbiyâ 21/94)

Gerçek Anlamda Kazananlar

Hayat Düsturumuz Kur’ân gerçek anlamda kazananları bize şöyle tanımlar: Kim Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kazanım elde etmiş olur. (Ahzâb 33/71) Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kazanmıştır. Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden ibarettir. (Âlu Irân 3/185) Kazanan kimseler cennetliklerdir. (Haşr 59/20) Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran’da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük kazanımdır. (Tevbe 9/111)

Zaten mümin, vermekle kazanan, verirken kazandığının farkında olan kimsedir. O, Allah yolunda malını verirken kazanır, enerjisini Allah yolunda kullanırken kazanır ve nihayet Allah yolunda canını verirken yine kazanır. Nitekim Peygamberimiz aleyhisselam, son nefesini verirken Allahümme iler’r-Rafîkı’l-A’lâ/Allahım yüce dostluğuna diyerek bu dünyadan ayrılmış, öteki âleme intikal etmiştir. Zira mümin için ölüm, Dosta vuslattır, asıl yurduna hicrettir, sonlu dünyadan sonsuz âleme intikaldir.

O halde önce iman etmeliyiz. Bizi var eden Yüce Yaratıcımızı tanıyıp O’na bağlanmalıyız. O’nun bizim dünya ve ahiret hayrımıza belirlediği ölçülerine uymalıyız. Hayatı dünya ve ahiret bir bütün olarak görmeliyiz. Hesap ve planımızı yaparken iki dünyaya göre yapmalıyız. Hem bu dünyanın iyilik ve güzelliklerine, hem de öteki dünyanın iyilik ve güzelliklerine talip olmalıyız. Sonuçları görme konusunda aceleci olmamalıyız. Unutmayalım ki biz Yüce Allah’a kul olursak, O bize hep verir. Kul ister, Rabbi evet der hemen verir. Hayır der, daha iyisini verir. Acele etme bekle der, en iyisini verir. Ama O, hep verir, hem de en iyisini, en hayırlısını verir. Yeter ki kul, O’na layık olsun; inanarak ve samimi olarak O’ndan istesin; O’nun ölçüleri doğrultusunda hareket etsin; O’nu hesaba katarak yaşasın; yapıp ettiklerini O’nun rızasını kazanmak için işlesin. Bu konuda Peygamberimiz bizleri şöyle uyarır: Sizden biriniz, “Dua ettim de duam karşılık görmedi.” deyip acele etmediği müddetçe duası karşılık bulur.” Kulun duada acele etmesi “Dua ettim de kabul edildiğini görmedim, deyip dua etmeyi bırakmasıdır.” (Müslim Zikir 91-92)

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir