Evrensel Tevhid Çağrısı, Ezan!
İslam’ın Şiarı, Ümmetin Ortak Dili
Sözlükte ezân, bildirmek, duyurmak, çağırmak, ilan etmek gibi anlamlara gelir. Namaz vakitlerini bildirmek ve Müslümanları cemaatle namaz kılmaya çağırmak amacıyla okunan ezan cümleleri aslında Tevhid dininin temellerini özetler. Şöyle ki ezan cümlelerinde Yüce Allah’ın varlığı, birliği, tekliği ve büyüklüğü tekrarlanır. İkinci olarak Hz. Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna vurgu yapılır. Daha sonra Müslümanlar İslam’ın en temel ibadeti olan namaza ve kurtuluşa çağrılır. Ezan namaza yani Huzur’a çağrıdır. Müslümanlar ezanla Huzur’a dururlar ve huzur bulurlar.
Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma 62/9) ayeti yanında Namaza çağırdığınızda müşrikler onu alay ve eğlenceye alırlar (Maide 5/58) ayeti de ezana işaret eder. Ezanın ve müezzinliğin faziletine dair pek çok hadis gelmiştir. Bunlardan bir kaçı şöyledir: Ezan okunduğunda şeytan, ezanı işitemeyeceği yere kadar kaçar… Müezzini işiten cin insan, ağaç taş her şey onun lehine tanıklık eder… Kuru yaş her şey müezzinin bağışlanması için dua eder… İnsanlar ezan okumanın ve ilk safta bulunmanın faziletini bilselerdi bu konuda birbirleriyle yarışırlardı…
Ezan, İslam’ın en temel ibadeti olan namazın vakitlerini duyuran özel bir çağrıdır. Çoğu İslam mezheplerine göre ezan okumak hükmen sünnet-i müekkededir. Şafi mezhebindeki bir görüşe göre farz-ı kifaye, bazı Hanefî âlimlerine göre vaciptir. Yer kürenin güneş karşısındaki konumu ve kendi etrafındaki dönüşü dolayısıyla namaz vakitlerindeki kaymalarla Müslümanların meskûn olduğu her noktada ezan okunmaktadır. Bugün dünyanın her yerinde Müslüman varlığı söz konusu olduğunu göre, dünya üzerinde yirmi dört saat kesintisiz ezan okunmaktadır diyebiliriz. Bir ezan biter, bir başka ezan başlar. Bu uygulama yeryüzü bana mescid kılındı buyuran peygamberimizin yeryüzü mescidine ne güzel yakışmaktadır!
Ezan, İslam’ın şiârlarının en önemlisi, Müslümanlık göstergesi ve Müslümanlık hatırlatmasıdır. Zira savaş ortamında ezan okunan topluma saldırılmaz. Hz. Ebubekir, dinden dönenler üzerine gönderdiği ordusuna Ezan sesini işittiğiniz yerlerde geceleyin, zira ezan imanın alametidir diye tavsiyede bulunmuştur. (Kenz, III, 141) Şairimiz ‘Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli. Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.’ derken ezanın Müslümanlık şiarı ve özgürlüğün sembolü olduğunu ne güzel ifade eder. Evet, ezan, bizim özgürlük ve güvenliğimizin simgesidir. Bayrak özgürlüğümüzün somut, ezan ise soyut göstergesidir.
Yeni doğan çocukların sağ kulağına hafif sesle ezan, sol kulağına da kamet okunması mendubtur. Bu uygulama ile çocuğun, İslam’ı özetleyen cümlelerle hayata merhaba demesi sağlanır. Nitekim bilimsel araştırmalar, çocuğun dünyaya gelir gelmez ilk duyduğu seslerin onun kişiliğine etki edeceğini söylemektedir. Bu da Müslüman çocuklarının tevhid cümleleriyle dünyaya geldiğinin kanıtıdır. Asıl önemli olan da bu cümleler doğrultusunda bir hayat yaşamaktır. Aynı zamanda bu uygulama, anne babanın Müslüman olduklarını doğum gibi büyük bir nimetle bir kez daha hatırlayıp şükretmelerini sağlar. Yani yeni doğan çocuğun kulağına okunan ezan, önce anne babaya, sonra da çocuğa tevhid hatırlatmasıdır.
Ezanla dünyaya gelen hiçbir Müslüman, ezandan rahatsız olmaz. Tam tersine o ezana âşıktır, ezana saygılıdır. Onun için kültürümüzde ezanlar başladığında dünya işlerine, dünyevî konuşmalara ara verilir, oturuşlar düzeltilir, sigara gibi yanlış işlere son verilir.
Ezanla doğarız dünyaya. Ezan okunur kulaklarımıza, ama bu ezan ve kametin namazı kılınmaz. Doğduğumuzda kulaklarımıza okunan bu ezanın namazı, öldüğümüzde, dua niyetiyle üzerimize kılınacak cenaze namazıdır. Doğduğumuzda kulaklarımıza ezan, bizim irademiz dışında okundu; öldüğümüzde üzerimize kılınacak namaz da irademiz dışında olacaktır. Önemli olan ise, irademizle ezan okuyabilmek ve ezan ruhuyla yaşayabilmektir. Unutmayalım ki ne kadar uzun gibi görünürse görünsün ömür dediğimiz, yalnızca ezanla namaz arası bir vakit kadardır.
Ezan, aynı zamanda müslümanın zamanını ayarlayan, disiplinize eden önemli bir uyarıcıdır. Zamanın bütün ânlarının önemli olduğunu hatırlatan bir bildiridir. Eskiden çalışma, buluşma, tanışma saatleri namaz vakitlerine ve ezan saatlerine göre ayarlanırdı. Sabah namazında sonra, öğle namazından önce, ikindiden önce, akşam vakti, yatsıdan sonra gibi cümleler konuşma dilinde sıkça kullanılırdı. Bu uygulama ile namaz ve ezan merkezli bir hayat yaşanırdı. Çünkü ezanlı-namazlı vakitler mübarek vakitlerdi, o vakitler günah işlemeye alet edilemezdi. Onun için kültürümüzde ezanda kulağı olmayanın namazda gözü olmaz sözü meşhur olmuştur. Buna göre bir insan önce hakikate gönül kulağını açmalı, sonra da hakikatin gereğini yapmalıdır.
Eskiler, saatlerine baktıklarında saatin üçüne beşine bakmaz, namaz vakitlerini kastederek vakit tamam, vaktin çıkmasına çeyrek var, yarım saat sonra vakit giriyor, eli kulağında (yani müezzin ezan okumak için elini kulağını koymuş, vakit girmek-ezan okunmak üzeredir) gibi cümlelerle saati öğrenmekten asıl amacın ne olduğunu özetleyiverirlerdi. Kısaca onları, ezan ve namaz yönetirdi. Onlar hayatlarını ezan ve namaza göre programlarlardı.
Medine Mescidinden Dünyaya Ulaşan Çağrı
Bazı rivayetlerde bilinen ezan lafızlarıyla olmasa bile, Mekke devrinde de namaz için bir çağrıda bulunulduğu ve Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağrılmışlardı (Kalem 68/43) ayetinin buna işaret ettiği belirtilmektedir. (Köksal, İslam Tarihi, VII, 400, 404)
Bugün okunan ezan ise Hicretin ilk senesinde meşru kılınmıştır. Bu şekilde günde beş vakit okunacak ezan cümleleriyle 13 yıllık tevhid mesajı özetlenmiştir. Müslümanların namaza çağrılması için izlenecek yöntemle ilgili olarak Peygamberimiz Müslümanlarla istişarede bulunmuş, namaz vaktinin bilinmesi için yüksek bir yere bayrak dikilmesi yahut Mecusilerin yaptığı gibi ateş yakılması, Rumların yaptığı gibi def-davul çalınması, Yahudilerin yaptığı gibi boru çalınması, Hıristiyanların yaptığı gibi çan çalınması gibi teklifler başkalarının uygulaması olduğu için kabul edilmemiştir. Herkes gibi mesele üzerine derin düşüncelere dalarak uyuyan Abdullah b. Zeyd rüyasında kendisine bugün okunan lafızlarıyla ezanın öğretildiğini peygamberimize anlatır, Peygamberimiz de bu hak ve doğru bir rüyadır buyurarak yüksek sesli olan Bilal’e bu cümlelerle ezan okumasını emreder. Bunu işiten Hz. Ömer, peygamberimize gelerek benzer rüyayı kendisinin de gördüğünü söyler. Daha sonra sabah ezanına Hz. Bilal, es-Salâtü hayrun minen nevm ifadesini ilave eder, peygamberimiz de bunu onaylar. (Bkz. Köksal, İslam Tarihi, VII, 400-404; Ebû Hâtim Üsame b. Abdüllatîf, Kitâbu’l-Ezân, Müessesetü Kurtuba, 1987, s, 12-79.) İşte ezan o günden sonra günde beş vakit olmak üzere dünyanın dört bir yanında namaz vakitlerini bildirme ve Müslümanları cemaate çağırma amacına yönelik olarak kesintisiz olarak okunmaya devam eder. Bu uygulamayla namaz daveti de bu ümmete özgün bir çağrı olarak tarihe geçmiştir.
Ezanın on üç yıllık Mekke döneminden sonra Medine de meşru kılınmasında pek çok hikmet vardır: Şöyle ki, Müslümanların Mekke’de sayısı oldukça azdır. Müşrikler meydanlara hâkimdir. Birkaç müslümanın bir araya gelip namaz kıldığını, Müslümanlıktan bahsettiklerini görseler onları engeller ve onlara eziyet ederlerdi. Bu yüzden ezan Mekke’de meşru kılınmadı. Nihayet Müslümanlar Medine’ye hicret ettiler. Ancak Medine’ye hicret eder etmez ezan yine meşru kılınmadı. Önce Peygamberimiz liderliğindeki hareket organize oldu. Müslümanları bir araya getiren mescid inşa edildi. Müslümanlar arasında dinen var olan kardeşlik resmen ilan edildi. Medine’nin özgürlüğünün sembolü yazılı anayasa hazırlandı. İkinci yıla gelindiğinde ezan meşru kılındı. Artık beş vakit ezan şehir merkezinde/meydanında güvenle ve gürül gürül okunabilirdi. Ezan şehrin her yanından duyulsun diye gür sesli müezzinler okumalıydı, o günkü şartlarda ezan uzaklardan işitilsin diye eller kulaklara konulmalıydı ve yüksek bir yere çıkılarak okunmalıydı. Öyle de oldu.
Bu Nebevî uygulamadan da anlaşılacağı üzere ezan, bir toplumun Müslümanlık ve özgürlük göstergesidir. Ezanın Arapça dışında bir dilde okunması caiz değildir. Ezanın Arapça okunması, Müslümanlar arasında bir birliktelik ifadesidir. Zira ezan ortak dildir. İslam ümmetinin vahdetinin göstergelerinden biridir.
Mekke’nin Fethi günü de ilk yapılan işlerden birisi ezanın okunmasıydı. Ka’be’nin damına çıkan Hz. Bilal, ezan cümleleriyle tevhidi ve şehrin istiklalinin haykırıyordu. Bu uygulama müminlerin yüreklerine su serperken, müşrikleri rahatsız ediyor hatta kahrediyordu. Nitekim bir Mekke müşriği babam bu günleri görseydi kahrından ölürdü demiştir.
Ezan ile Müslümanlar, hem kulaklara, hem akıllara ve hem gönüllere hitap eden mesaj dolu bir çağrı ile insanlığı gerçek kulluğa ve kurtuluşa daveti sürdürmektedirler. Tarih boyunca en güzel/yanık sesli müezzinlerce dinmeden okunan ezanlar Müslümanların Tevhid coşkularını artırıp harekete geçirdiği gibi, Müslüman olmayan pek çok insanın da ilgisini çekmiş ve hatta onların Müslüman olmalarına vesile olmuştur. Artık ezan, Müslümanlar için günlük hayatın olmazsa olmazı bir tutku olmuştur. Nitekim ezansız beldelerde yaşamak zorunda kalan Müslümanlar da bu özlem, çok canlı ve hüzünlü bir şekilde kendini gösterir.
Şerefli meslek müezzinlik
Ezân, İslam’ın önemli göstergelerinden biri olduğu için en güzel ve en gür sedalarla okunmalıdır. Nitekim peygamberimiz bunun için sesi gür ve güzel olanları seçerdi. Onun Bilal Habeşî, Abdullah b. Ümmi Mektum, Ebû Mahzûre -Sa’d b. Aiz başta olmak üzere birden fazla müezzini vardı. Peygamberimizin bu müezzinlerinden Hz. Bilal, ilk Müslümanlardandır. İbn Ümmü Mektum ise, âmâ olmasına rağmen Peygamberimizin defalarca (13 kere) Medine’de kendi yerine vekil bıraktığı seçkin sahabîlerdendir. Demek ki Peygamber müezzinleri seslerinin gür ve güzel olmaları yanında erdem ve meziyet sahibi şahsiyetlerdi. Zira müezzin hakikatin şahididir ve şehadeti makbul, ahlak sahibi meziyetli kimselerden olmalıdır.
Muhammedî ezan sünnete uygun tarzda okunmalı, aşırı lahn ve teganniye kaçmadan, ölçüyü kaçırmadan, kimseyi incitmeden, gönüllere işleyecek şekilde okunmalıdır. Nitekim Peygamberimiz ezan cümlelerinin ağır ağır, cümle cümle okunmasını emir buyurmuştur. Ezanda sesi güzelleştirmek ve sesin gür çıkması için parmakları kulaklara koymak ve ezanı ayakta okumak matluptur. Hem ezan okuyanın hem ezanı dinleyenin, ezandan sonra Peygamberimize salavat ve vesile/ezan duasını okuması menduptur.
Müezzinlik, Müslümanları camiye, cemaate çağıran, onları namaza hazırlayan şerefli bir görevdir. Bazen okunan ezanlar insanın hücrelerine işler, coşkunluğunu artırır, en miskin insanı bile harekete geçirir. Bazı zamanlar da okunan ezan, böyle de ezan mı okunur diye insanları cami ve cemaatten soğutur.
“Kıyamet günü insanların en uzun boylusu/en şereflisi müezzinlerdir” buyuran Peygamberimiz, cemaat arasında kargaşa ve karışıklığa meydan vermemek için, insanları en güzel şekilde namaza çağırmak ve namazı sevdirmek için seçkin ve ehil kişileri müezzinliğe atamıştır. Hz. Ömer, üzerimde yöneticilik görevi olmasaydı, müezzin olmayı tercih ederdim diyerek müezzinlik görevinin şerefine işaret etmiştir.
İlmihal kitaplarımızda, ezanın namaz vakitlerini bildirip insanları namaz kılmaya ve cemaate çağırma demek olduğu gerekçesiyle müezzinlik yapacak olan kimsede Müslüman olma, fâsık olmama, büyük günahlardan kaçınan adalet sahibi kimse olma şartlarının bulunmasını özellikle zikredilmiştir. Buna göre müezzinlik yapacak olan kimse, özü sözü bir, örnek, güvenilir bir kimse olmalıdır ki inandırıcılığı olsun, çağrısı dinleyenlere tesir etsin.
Sonuç olarak diyoruz ki:
Doğar doğmaz kulaklarımıza okunan ezan ve kamet cümleleri, İslam’ı en güzel şekilde özetleyen cümlelerdir. Onları doğru bir şekilde anlamlarıyla birlikte öğrenmeli ve okumalıyız. Günün en önemli vakitlerinde beş kez tekrarlanan bu cümlelerle imanımızı yenilemeli ve Müslümanlığımızı diri tutmalıyız. Sahabeden bazıları, korkan çocuklarına korkmamaları için sesli ezan okumalarını tavsiye ederlerdi. Çünkü ezanı işiten şeytan, duyamayacağı yere kadar kaçar. Buna göre, bilinçli okuyup dinleyeceğimiz ezanlarla, tüm korkularımızı yenmeliyiz.
Her Müslüman, müezzinlik yapabilecek kapasitede kendini yetiştirmeli ve ihtiyaç anında müezzinlik yapabilmelidir.
Okunan ezanları müezzinin peşinden tekrarlamalıyız. Peygamberimiz “Ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediklerini siz de söyleyiniz” buyurur.
Ezana icabet, ezanı dinlemek, ezan cümlelerini tekrarlamak ve çağrıya uyup cemaate katılmaktır. Cemaate katılma imkânı bulamayanlar ise yine çağrıya uyup bulundukları yerde namazlarını kılmalıdırlar. Ezandan sonra da vesile duası okunmalıdır.
Her anne baba çocuğuna ezan okuma ve müezzinlik için gereken duaları öğretmelidir.
İmamlarımız ve cemaatimiz müezzinliğe heves eden mümeyyiz çocuk ve gençlerin önünü açmalı, güzel ezanımızı en güzel şekilde okuyabilmeleri için onları teşvik etmelidir.
Her Müslüman müezzinlik sevabına nail olmak için birbiriyle yarışmalıdır. Çünkü Peygamberimiz İlk safta durmanın ve müezzinlik yapmanın faziletini bilseydiniz birbirinizle yarışırdınız buyurmuştur. Ama daha liyakatli insanların olduğu yer ve meclislerde ise acele etmemeli, en liyakatli olanların bu görevi yerine getirmesine fırsat tanımalıdır. Unutmayalım ki okuyacağımız ezan ve kamet, bir kısım insanın cami ve cemaati sevmesine sebep olabileceği gibi, bir kısım insanın cami ve cemaatten soğumasına da neden olabilir.
Ezanla ilgili Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi (X, 186) adlı kitabında yer alan şu tarihi bilgiyi aktararak yazımıza son verelim:
“Ziya Gökalp, maalesef Türkçe Kur’ân ve Türkçe Ezan meselesini ortaya attı. 30 Ocak 1932 de Ayasofya’dan ilk Türkçe Ezan okundu. Bu uygulama 14 Mayıs 1950 ye kadar sürdü. 17 yıl tüm Türkiye’de zorunlu olarak ezan Türkçe okundu. Halk bu uygulamaya, ezandaki ‘Tanrı uludur’ cümlesini, ‘Tanrı ulutur’ yaparak tepkisini gösterdi… Nihayet zorlamalarla hüsn ü kabul görmeyen bu uygulamadan vazgeçildi.
Öyleyse Tevhidin ve özgürlüğün sembolü ezanlarımız hiç dinmesin, özgürlüğümüzün simgesi bayrağımız gönderden hiç inmesin! Biz kısık sesleriz… Minareleri, Sen ezansız bırakma Allahım… Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allahım! Sesimiz de Müslümanlığımız da gür olsun!
