İnfâk Ruhu ve İnfâk Adabı
Kur’ân-ı Kerîm’de maddî ve manevî arınma aracı olan yardımlaşma ile ilgili olarak infak, tasadduk, hayır, hasene, zekat gibi pek çok kavram yer alır. Bunların her biri vermenin farklı versiyonlarına işaret eder. Bu, Müslüman için verme zenginliğinin de göstergesidir.
Bu kavramlardan infak, sadaka, hayır, hasene bütün Müslümanları ilgilendiren ve hatta bütün müminlerin temel özelliği olan eylemlerdir. Şöyle ki her Müslüman sahip olduğu az veya çok variyet, saygınlık, makam, mansıp, ilim, birikim, beceri ve benzeri şeyleri Allah yolunda harcamak, Allah’ın kullarının hizmetine sunmakla yükümlüdür.
Sadaka sıdk ve sadakat kökünden gelir. Çünkü sadaka vermek, kullukta sadakatin göstergesidir. Zira sadaka veren mümin, Allah’ın malını, Allah’ın kullarına, Allah ver dediği için vermektedir. Hayır, her türlü hayrı; hasene ise her türlü iyilik ve güzelliği içine alır.
Temizlemek, arınmak, artmak anlamlarına gelen zekat/tezkiye kavramları da her mümin için söz konusudur. Ancak malî bir ibadet olarak zekat İslam’a göre zengin Müslümanların yerine getirmesi gereken bir görevdir.
Kutsal Kitabımız ilk sayfalarında bizlere gerçek müminlerin/mütttakîlerin tanımını yapar. Müttkîler/Allah’ı hesaba katarak yaşayanlar, O’ndan sakınanlar, O’na karşı sorumluluklarını yerine getirenlerdir. Onlar gözleriyle görmedikleri halde Allah’a inanırlar, namazı adamakıllı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler..
Görüldüğü üzere ayetlerde müminlerin üçüncü temel özelliği olarak infâk sayılıyor. İnfâk, zenginliğin değil, müminliğin temel şartı olarak sayılıyor. Tabidir ki, infâktan önce sayılan iki temel özellik, sahibini infâka hazırlayan esaslardır. İman ve namaz. Gerçek anlamda inanmak ve gereği gibi namaz kılmak. Üçüncü olarak da infâk. Şimdi bunu biraz açıklamaya çalışalım:
Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.. Her şeyden önce onlar infâkı sürekli yaparlar, kesintisiz infâk ederler. Fırsat buldukça infakta bulunurlar. Buna dikkat çekmek için muzarî/geniş zaman kipi kullanılmıştır.
Bizim verdiklerimizden verirler.. Sahip olduklarının asıl sahibi olarak Allah’ı kabul ederler. O’nun malını, O’nun kullarına verirler.. Fakirlere verdikleri gibi, zenginlere de verirler. Yakın akraba başta olmak üzere herkese ikram ederler. Dolayısıyla zorlanmadan verirler, minnet etmeden verirler.. Çünkü onlar bilirler ki sahip olduklarını onlara veren Yüce Allah. O, isteseydi onlara değil, başkasına verebilirdi. Halbuki imtihana tabi tutmak için onlara verdi. Onlar, sahip olduklarıyla sınanmaktadırlar. Onlar emanetçidirler. Asıl sahip vermelerini istiyorsa verirler. İşte bunun bilincinde, sınavı kazanmak için verirler.
Ayette, kendilerine verdiğimiz şeyler (mâ) denilerek genel ifade kullanılmıştır. Dolayısıyla onlar sahip oldukları her şeyi Allah’ın kullarının hizmetine sunmaya çalışırlar. Bu variyet, mal zenginliği olabilir; makam mansıp, saygınlık olabilir; güzel konuşma yazma olabilir; evlat olabilir.. Daha başka insanlığın yararına olan bir şey olabilir. Onlar neye sahiplerse onlardan verirler. Kıskanmadan, cimrilik yapmadan verirler.
Verdiklerimizden.. Kendilerine verdiğimiz her şeyi değil, bir kısmını verirler. Bu ifade, hesapsız harcamayı, savurganlığı yasaklamaktadır. Müslüman ne cimri olur, ne de savurgan. O, her zaman orta yolun adamıdır.
Rızık olarak verdiklerimizden.. ifadesi, verilen şeyin işe yarar, rızık olabilecek şey olması gerektiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla infak edilen şey, işe yaramaz tampon malzemeler değil, karşı tarafın ihtiyacına cevap verecek şeyler olmalıdır. Bir çok ilim adamı haram/zararlı olan şeyleri rızık olarak kabul etmemişlerdir.
İşte müslümanın infak anlayışını bu kısa cümle net bir şekilde belirlemektedir. Tabi ki Kur’ân’da infak ile ilgili pek çok ayet yer alır. Bunlardan birkaç örnek verecek olursak:
İNFÂKTA SEVGİ MÜHRÜ
İyiliği/biri en veciz bir şekilde tanımlayan Kur’ân ayetinde Sevdiği halde malı veren cümlesi yer alır. Sevdiği halde ifadesi, sevdiğinden verme, severek isteyerek verme, Allah sevgisi ile verme, verdiği kişiyi severek verme gibi birbirine yakın manalarda anlaşılmıştır. Ayetin cümle yapısı, bu anlamların hepsine uygundur. Demek oluyor ki infak, sevgi temelli bir ibadettir.
“Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” Ayet, sevdiğimiz şeylerden vermemizi istiyor, severek isteyerek vermemizi istiyor. Allah için verilen hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağına vurgu yapıyor.
“Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lutfu geniştir, O her şeyi bilendir.” Bu ayet de Allah yolunda yapılan harcamaların asla boşa gitmeyeceğini, verilenlere karşılık kat kat fazlasının bize geri döneceğini bildiriyor. Bu geri dönüş, sahip olduklarımızın bereketlenmesi şeklinde olabilir, dünya ve ahirette yeni nimetlere erme şeklinde olabilir. Bunun mahiyetini ve kemiyetini biz takdir edemeyiz. Ama biz şunu bilmeliyiz ki Allah için yapılan iç bir harcama karşılıksız kalmayacaktır.
“Doğrusu, sadaka veren erkek ve kadınlara, Allah’a güzel bir takdim de bulunanlara kat kat karşılık verilir; onlara cömertçe verilecek bir ecir vardır.” “Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır.” İnfâk kadın erkek her Müslüman için söz konusu olan bir ibadettir.
“Onlar bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.” Bu ayet, müslümanın yalnızca bollukta değil, darlıkta da infak ibadetinin içerisinde olduğuna dikkat çekmektedir.
“Daha önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı kökleştirmiş olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde en küçük bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri ihtiyaç/zaruret içerisinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Nefsinin cimriliğinden korunan kimseler, gerçek anlamda kurtuluşa erenlerdir” Ayet, Medineli Ensar’ın, Mekkeli Muhacir kardeşlerine karşı sergiledikleri bu kardeşlik, diğer kâmlık/îsâr ruhunu açıklamaktadır. İhtiyaç içerisinde iken verebilmek, severek verebilmek, kardeşini kendi nefsine tercih edebilmek. İşte ensâr böyle olunuyor
“Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmayacağı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarf edin. İnkar edenler ancak kendilerine yazık edenlerdir.” “Allah yolunda sarf edin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever.””Ey inananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlara zarar edenlerdir. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Rabbim, beni bir süre daha geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam’ demeden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın. Doğrusu Allah, eceli gelen hiç kimseyi ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Ayetler, ölüm gelmeden önce, fırsat elde iken infakta bulunmanın gereğini hatırlatıyor, infaktan kaçınanları tehlikenin içerisine düşmekle uyarıyor. Ölüm anında, fırsatları tüketen insan, her şeyini vermek isteyecektir, ama bu istek faydasız bir kuruntudan öteye geçmeyecektir. Önemli olan fırsatlar ede iken, sıhhat ve afiyet içerisinde iken verebilmektir. Nefse rağmen verebilmektir.
“De ki: ‘Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz her hangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır’.” Yukarıda da belirtildiği gibi rızkı veren, kulları arasında onu paylaştıran Allah Teâlâ’dır. Sahip olduklarımızın gerçek sahibi O’dur. O, zengin fakir insanları birbirleriyle sınamaktadır. Fakir kanaat edip zenginin malına göz dikmeyerek ve sabrederek; zengin de variyetinin bir kısmını yoksul kardeşleriyle paylaşarak bu sınavı kazanabilir. Allah yolunda ve O’nun rızasını kazanmak için yapılan hiç bir harcama karşılıksız kalmayacaktır.
Özetleyecek olursak, sahip olduğu değerleri meşrû zemin içerisinde kardeşleriyle paylaşmak demek olan infâk müminliğin temel şartıdır. Zekat vermek için belli bir zenginlik şartı var ise de zekatı da içine alan infâk için herhangi bir sınır yoktur. Zaten az iken veremeyen, çok iken hiç veremez. İnfâk, yalnızca malî yardımlarla sınırlı değildir. O malî yardımları içine aldığı gibi, diğer sosyal yardımların hepsini içerisine alır. İnfakın temel rükünlerinden biri, onun Allah Rızasını kazanmak için olması ve sevgi temeline dayanmasıdır.
İşte İslam Toplumunu kuran, bu infâk anlayışıdır. Bu ayetler, bugün de Ensar ve Muhacir ruhlu insanları yetiştirebilecek tazelik ve diriliktedir. Önemli olan onları doğru anlayıp gereklerini yerine getirme kararlılığı içerisinde olmaktır.
MÜMİNLER ZEKÂT İÇİN ÇALIŞANLARDIR
Müminlerin temel özelliklerini anlatarak başlayan Müminûn suresinin ilk ayetlerinde de müminlerin zekât için çalışanlar olduğu özellikle belirtilmiştir. Onlar ki, zekât için çalışırlar. Ayet, çoğu meâllerde onlar zekât verirler diye tercüme edilmiştir. Ancak ayetin lafzı Elmalılı’nın da dikkat çektiği üzere onlar zekât vermek için çalışanlar anlamına daha uygundur. Bu ifade Müslümanlara, tüm müminlerin zekât için çalışmaları gerektiği gibi büyük bir hedefi çizmektedir. Evet, müminler, zekât için çalışanlardır. Zekât verecek konuma gelmek için çalışıp gayret edenlerdir. Zekât ibadetinin layığı ile uygulanabilmesi için gerekenleri yapanlardır.
Nitekim Peygamberimiz de veren el, alan elden üstündür buyururken, Müslümanları veren el olmaya teşvik etmiştir. O halde Müslüman, zekât alan değil, zekât veren; yardım alan değil yardım eden olabilmek için çalışıp gayret etmelidir. Hz. Ömer’in, bizler tevekkül ehliyiz diyerek maişet temini için çalışmayı terk edip mescide kapanarak kendilerini ibadete verenleri sizler teekkül ehlisiniz, yani hazır yiyicilersiniz diye azarlaması da bu söylediklerimizi destekleyen güzel bir uyarıdır.
Bazı ilim adamlarımız, fakirlere nisap miktarının üzerinde zekât vermeyi teşvik ederken onları sürekli zekât alan olmaktan kurtarmayı hedefledikleri malumdur.
Konu ile ilgili ayetlerden biri de şöyledir: Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.(57 Hadîd 11) Ayet bize infâk adabını veciz bir biçimde özetler. Şöyle ki:
Ayette geçen Karz ı Hasen ifadesi, İnfak-faizsiz borç/kredi/ödünç vermek, bunları en güzel şekilde yerine getirmek demektir.
Ayette borç değil, en güzel borç buyrulmuş ve bu borç verme Allah’a verme olarak tanımlanmıştır. Buna göre kişi Allah’ın malını Allah’a verdiğini düşünmeli/O’nun malını O’na verir gibi vermelidir.
İnfak edilen ödünç gibi geri dönüşümü olan bir vermedir. O’nun için vermek, aslında almak ve kazanmaktır. İnfakın dünya ve Ahiret kazanımları, sınırsızdır. Zira infak edenin malını dünyada, O artırır, bereketlendirir, korur. İnfak edenin düşmanları olmaz, infak sahibine sevgi ve itibar kazandırır. Ahirette de Yüce Rabbin rızasını ve cennetini kazandırır.
Vermenin hasen/en güzel olması için şunlara dikkat edilmelidir:
Allah için vermek. O emrettiği için vermeli. O isteseydi, herkesi aynı seviyede kılardı. O, bize verdiği ile bizi sınamaktadır. O’nun bize emanet olarak verdiğini biz, O’nun ölçüleri doğrultusunda harcayarak bu sınavı kazanmaya çalışmalıyız.
Sevgi temelli vermek. Severek vermek, sevdiğinden vermek, sevgiyle vermek, verdiğini sevmek vermenin temeli olmalıdır.
Helalden vermek. Helal kazanıp helal yerlerde harcamaktır önemli olan.
Verdiğini az görmek. Ne kadar çok da verse, onu gözünde büyütmemek, verdikten sonra onu unutmak gerekir. Zira ahret karşısında dünya, oyun ve eğlenceden ibarettir.
Kendisine lazım olduğu halde vermek. Kendisine lazım olmayan, âtıl bir halde duranı vermek kolaydır. Zor olan, kendisine lazımken verebilmektir.
Verdiği için kendini üstün görmemek. Vermekle biz, malın asıl sahibinin emanetçisi olduğumuzu düşünmeli, kendimize bir paye çıkarmamalıyız.
Verdiği kimseyi hakir görmemek. Verirken, verdiğimiz kimseler için bunlar da asalak ve tembelliğe alışmışlar dememeli. Hüsnü zanda bulunmalıdır. Kim bilir belki çalışıp kazanacak gücü ve imkanı yok, aksi takdirde o da çalışır kazanır diye düşünmelidir.
En fazla muhtaç olana vermek. Küçülen dünyada yakın uzak farkı azalmış durumdadır. Bu yüzden araştırmamızı iyi yapmalı ve en muhtaç olanı tespit edip öncelikle ona vermelidir.
İncitmeden vermek. Verirken, verdikten sonra onur kırıcı, incitici ifade ve davranışlardan sakınmalıdır. Verdiğimiz kimseleri, bizlere sevap kazandıran kardeşlerimiz olarak görmelidir.
İstemeden vermek. İnsanları isteme zorunda bırakmamalı, zamanında vermeyi bilmelidir.
Gizli vermek. Mümkünse alan bile hissetmemelidir. Bunun için bir kısım kuruluş ve aracılardan yararlanabiliriz.
Verdiği ile övünmemek. Ne kendi nefsine karşı ve ne de başkalarına karşı övünmeye kalkmamalıdır.
Şimdi sayılan bu infâk adabını ne kadar yerine getirdiğimizi sorgulama zamanı! Unutmayalım ki verme adabı olarak saydığımız bu maddeleri ne kadar yerine getirirsek, o ölçüde verişimizin hayrını dünya ve ahrette göreceğiz demektir.
2 Bakara 177.
3 Alu Imran 92.
2 Bakara 261.
57 Hadîd 18.
12 Yusuf 88.
3 Alu Imran 134.
59 Haşr 9.
2 Bakara 254
2 Bakara 195.
63 Münafikûn 9-11.
34 Sebe’ 39.
23 Müminûn 4.
