Hakikati Yaymak ve Hakkı Batıldan Ayırmak için Koşturan Elçilere Andolsun! Vadedilen Mutlaka Gerçekleşecektir!
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا عُذْرًا أَوْ نُذْرًا إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah’ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak, için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
Mürsalât: Melekler, rüzgârlar, bulutlar, peygamberler… Bunların hepsi. Hepsi bir kısım haberleri vermek için art arda gönderilmiş elçilerdir. Hepsini gönderen Yüce Allah’tır. Hepsinin gelişi rahmet sebebidir. Helak için gönderilen meleklerin bile gelişi zalimler için helak, müminler için rahmet sebebidir.
Melekler, Yüce Allah’ın kendilerine tevdi ettiği görevleri yerine getirmek için art arda inerler, vazifelerini yerine getirirler. Vahiy meleği vahiy getirir. Mikâil aleyhisselam, kâinattaki işleri düzenler. Ölüm meleği, vadesi yetmiş canları alır. Müminlere yardım için gelen melekler, peşpeşe inerler ve kafirlere korku salarak, müminlerin yanında savaşa katılarak onlara yardım ederler.
Ardı ardına değişik yönlerden, değişik hız ve özelliklerde esen rüzgârlar, hep bir gayeye yönelik olarak eserler. Rahmet yağmurlarının gelmesine vesile olurlar, atmosferi temizlerler… Rüzgârlar bulutları sıkıştırıp sevk ederek Yüce Allah’ın uygun gördüğü zamanda, uygun gördüğü yerlere ve gerekli miktarda yağışların düşmesini sağlarlar
Farklı renk tonlarıyla gökyüzünde hiç eksik olmayan bulutlar da yine rahmet yağışlarının habercisidirler.
Yüce Allah’ın seçkin kulları Peygamberler de kutsal elçilik görevlerini yerine getirmek için peşpeşe gelirler, birbirlerini teyit ederek, önceki peygamberi hayırla yat ederek, sonraki gelecek peygamberin müjdesini vererek gelirler ve insanlığın kurtuluşu için durmadan dinlenmeden vazifelerini yerine getirirler. Peygamberlerin gelişi hak ile batılın ayırt edilmesi ve hakkın batıla galip gelmesi hedefine yöneliktir. Onlar da hem müjdeler vererek hem de hak edenleri helak ve azapla korkutup uyararak gelirler.
Rüzgârlar ve bulutların vesile olduğu yağışlar ölü arzı diriltir, kuru yerleri yeşertir; peygamberler de ölü kalpleri diriltir, ölüler mesabesindeki küfür şirk üzerinde olanları iman nuruyla diriltip hayırlı insanlar yaparlar. Ölü arzın dirilmesi için nasıl yağışlar gerekliyse, ölü kalplerin dirilişi için melekler ve peygamberler de gereklidir. Yerin canlılığını sürdürebilmesi için sürekli suya ihtiyacının olduğu gibi, insanların anlamlı bir hayat sürmeleri için de devamlı vahye ihtiyaç vardır.
Âsıfât: Fırtına gibi koşturanlardır. Geçmişte ve günümüzde de zaman zaman gerçekleşen helak edici tabiî âfetlerdir. Kâinattaki olaylar zaman zaman sert ve haşin olabilmektedir. Meleklerin gelişi de zaman zaman azap ve helak için olabilmektedir. Peygamberler de hem rahmet hem de savaş peygamberi olarak gelmişlerdir.
Nâşirât: Yayanlardır. Yağmur getiren rüzgârlar… Yeryüzünde bitkileri yeşerten yağışlar… Amel defterlerini yazan, hesap gününde de açıp gözler önüne seren melekler… Kanatlarını açan ve yayan melekler… İlahî emirleri yazan ilahî arşiv melekleri… Hakikatleri durup dinlenmeden neşreden davetçiler…
Fârikât: Hak ile batılı birbirinden ayırt edenler, melekler, peygamberler ve başkaları… Kur’ân’ın bir adı da furkândır. O da hak ile batılı ayırt edendir. Kur’ân düsturu doğrultusunda hakkı batıldan ayırt etmek ve hakkın batıla üstün gelmesini sağlamak için koşturanlar da bu gruba dahildirler. Rüzgârlar da bulutları ve onlardan dökülecek yağışları birbirinden ayırt ederler.
Mulkıyât: Vahiy getiren meleklerdir. Onlar, Peygamberlerin gönüllerine vahiy mesajını ilkâ ederler, peygamberler de bu mesajı insanlığa iletirler. Onlara ve Yüce Allah’ın veli kullarına ilham veren melekler. Onlar kullara vahiy getirmekle onlara öğüt vermekte, onlara gerçekleri hatırlatmakta, bu şekilde iyiliği hatırlatmakta, kötülüğü men etmektedirler. Onların gelişi, Allah’tan insanlığa bir hüccet olmuştur. Artık onlar, bizim bir şeyden haberimiz yoktu diyerek bir mazeret ileri süremeyeceklerdir. Onlar, yeryüzüne inen yağmurlar gibi, mümbit gönüllere inerler ve oralara hakikat filizlerini ekip dikerler.
Dikkat edilirse bu yeminlerde çok önemli görevleri ifa eden melekler üzerine yemin edilmektedir. Meleklerin de rahmet ve azap için görevlendirilenleri vardır. Rüzgâr, bulut ve yağışların da rahmet olanı, azaba sebep olanı vardır. Peygamberlerin tevhid mücadelesi de hep müjde ve inzâr üzerine kurulmuş; sonuçta kimi peygamberlerin davetinin sonucu izzet, kimi de kavimlerinin helak edilmesi olmuştur. Böylece hem manevî hem de maddî varlıklar üzerine yemin edilmiş oldu. Zira Kur’ân ayetlerinde bu kelimeler hem melekler, hem Rasüller, hem rüzgâr, bulut ve yağışlar için kullanılmıştır. Ayetlerde beş varlık üzerine yemin edilmiştir. Bunlardan ikisinde yemin vavıyla yemin edilmiş, üçünde ise fâ atıf harfiyle yemine atıf yapılmıştır.
Ayetteki sıralamaya göre peşpeşe gönderilen elçiler, hedefleri doğrultusunda koşturacaklar, kendilerine tevdi edilen mesajı yaydıkça yayacaklar, mesajları korkutarak ve müjdeleyerek sunacaklar, böylece hak batıl birbirinden ayrışacak, hakkın ve batılın taraftarları netleşecek, sonuçta herkes vadedilen hesap gününde yapıp ettiğinin karşılığını alacaktır.
Aslında tüm bu sayılanlar insanlık için örnektir. Onlar kendilerine düşen görevlerini gereği gibi yerine getirerek insanlığa ders verirler. Siz de görevlerinizi yerine getirin, siz de hayır ve rahmet için koşturun, mesajını tekrarlarlar. İnsan, zikredilen bu varlıkları ve vazifelerini, dikkatle düşündüğünde gönlüne hem korku düşer, bu korkuyla kendine gelir; hem de öğüt alır, kendine çeki düzen verir. Böylece kişi Allah’tan başka tüm her şeyden sıyrılır Yüce Allah’ın sevgisi ve marifetiyle O’na yönelir, O’na yaraşır kul olmaya gayret eder. Tıpkı İbrahim peygamberin, kendisine evlat müjdesiyle beraber Lût kavminin helak haberini getiren ve kurduğu sofraya oturmayan elçilerden endişe ettiği gibi. Tıpkı Peygamberimizin, Medine’de hava bulutlandığında, acaba bu bulutlar rahmet yağışlarının habercileri mi yoksa azap habercileri mi diye endişe duyduğu gibi.
Bu muhteşem ve mübarek yeminlerden sonra yeminin cevabı geliyor: Size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır. Vadedilen diriliş ve hesap günü mutlaka gerçekleşecektir. Zira mutlak adaletin gerçekleşmesi için bu kaçınılmazdır. Çünkü bu vadi yapan, vadinden asla dönmeyen Yüce Allah’tır. O halde kıyametin ve diriliş günün varlığında şüphe etmeyi bırakın da kendinizi o hesap gününe hazırlayın.
Akl-ı selim, o günün mutlaka olacağını söyleyip dururken, tarih boyunca bunca peygamber bu gerçeği haykırırken, o günü nasıl yok sayabilirsiniz, nasıl yalanlayabilirsiniz! Erişilmez kudretin sahibi olan, olmazları oldurmaya kâdir olan Yüce Allah, öldükten sonra diriltmeye de kâdirdir. Yüce Rabbimiz, kudretini göstermek için farklı farklı deliller serdetmekte; farklı seviye ve eğilimlere sahip olan kullarını uyarmaktadır. Hal böyle iken bu kadar aşikâr olan o günü yalanlayanlara yazıklar olsun, veyl olsun o yalanlayanlara. O günü yalanlamak, o günün gerçekliğine halel getirmeyecek ve o gün gelince onlar, yalanlamanın ne demek olduğunu görecekler, cezalarını çekeceklerdir. Surede bu cümle tam on kere tekrarlanmıştır. Aslında her tekrar, yeni bir anlam demektir. Buna göre insanların ahireti yalanlayıp inkâr etmeleri farklı şekillerde kendini gösterir. Dolayısıyla her farklı inkâr ve yalanlama, farklı farklı cezalarla karşılığını bulacaktır. Her suça karşılık, uygun bir ceza olacaktır. Özetleyecek olursak:
Yemin eden: Yüce Allah.
Kendisiyle Yemin Edilenler: Melekler, rüzgârlar, bulutlar, peygamberler…
Üzerine Yemin Edilen: Vadedilen kıyamet şüphesiz kopacaktır…
Alâka: Kâinatta tekrarlayıp duran tabiat olayları esen rüzgarlar, akıp giden bulutlar, yağan yağışlar diriliş ve ölümü tekrarlayıp durmaktadır. Vahiy melekleri başta olmak üzer tüm melekler ve peygamberler görevlerini yaparken öldükten sonra dirilişin, hesap gününün hak olduğunu, vakti geldiğinde mutlaka gerçekleşeceğini hatırlatıp durmaktadırlar. O halde insana düşen bu varlık âlemindeki hatırlatmaları fark etmesi, melekler ve peygamberler vasıtasıyla gelen ilahî mesaja kulak vermesi ve hesap gününe hazırlanmasıdır. Hesap gününü yok saymak, onun gerçekleşmesini engellemeyeceği gibi; onu görmezden gelip o güne hazırlanmamak hiç kimseyi kurtaramayacaktır. İnsan öldüğünde kendi kıyameti, ardından büyük kıyamet kopacak ve nihayet sura tekrar üfürüldüğü gün diriliş gerçekleşecek ve o günü yalanlayıp yok sayanlar pişmanlık içerisinde cezalarını çekecekler, cehennemin korkunç azabı içerisinde helak olup gittiklerine tanık olacaklardır.
