Sesimizi ve Yürüyüşümüzü Yöneten Kitap
Hayat düsturu olarak insana gönderilen Kur’ân, insanı bütün yönleriyle inşa ve ihya eden, çekip çeviren, değiştirip dönüştüren, geliştirip yetiştiren kitaptır. Öyle ki O, insanın her yönüyle ilgilenir, her yönüne seslenir ve onu her bakımdan kemale taşır. İnsanın aşırılıklarını törpüler, onu dengeli, ölçülü bir hale sokarak orta yolun adamı kılar. Şairin dediği gibi Kur’ân: İlacım, çorbam, sütüm o Kitab/ Suda mantarım, gökte paraşütüm o Kitab!
Kur’ân’ın sesini kullanırken insanın ölçülü ve dengeli olmasını ister. Çünkü insanın sesi, onun kimliğini yansıtır. İnsanın sesini yerli yerinde ve ölçülü kullanması, onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğidir. Kur’ân’ın yetiştirmeyi hedeflediği iman adamı, sesin frekansından çok kalitesini artıran kimsedir. Bu konuda Kur’ân şöyle seslenir:
Yürüyüşünde tabi ol; sesini kış. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir.
Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma, ikisi ortasında bir yol tut.
Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.
Ayetler, genel olarak sesi kullanırken mutedil, ölçülü olmayı emrediyor. Namazda dua da bile sesi ölçülü kullanmayı istiyor. Peygamberimizin huzurunda, din büyüklerinin yanında da bağırıp çağırmayı yasaklıyor. Buna göre Müslüman, her nerede olursa olsun konuşmasına dikkat eder. Lüzumsuz konuşmaktan sakınır. Konuşulması gereken yerde de susmaktan sakınır. Yerinde konuşur. Konuşurken de sesinin frekansını ayarlar.
Aynı şekilde Kur’ân, insanın yürüyüşünü de yönetir. Ondan yürüyüşünde de ölçülü ve dengeli olmasını ister. İman adamı yürüyüşünde ne kibirlidir, ne de süklüm püklümdür. O yürüyüşünde de ölçülüdür. Zira insanın yürüyüşü de onun kimliğini, asalet ve vakarını gösterir. Bu konudaki Kur’ânî yönlendirmeler şöyledir:
Rahman kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.
İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez.
Yürüyüşünde tabi ol; sesini kış. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir.
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.
İnsanın dış görünüşü iç dünyasının aynasıdır. Onun için suret/dış görünüş, sîret/iç dünya ve yaşantı kadar önemlidir. Bu manada İslam hem şekil, hem mana dinidir. Burada önemli olan şekle takılıp manayı ihmal etmemek, manayı hedeflerken şekli ihmal etmemektir. Zaten şekli düzeltmek, manayı düzeltmekten daha kolaydır. Kolayı yapamayan bir kimsenin zoru başarması daha zordur. Nitekim namaz hem şekil hem mana bütünüdür. Kıbleye yönelmek, kıyam, ruku, secde ve ka’dede yapılması gerekenleri yapmak tamamen şekildir. Ancak bunların manasını kavrayarak yapmak çok daha önemlidir. Sık okuduğu dualarının birinde Peygamberimiz şöyle derdi: Allahım yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi ahlakımı da güzelleştir. Aynaya bakarken, yani şeklimizi düzenlerken okuduğumuz bu nebevî duada, hem şekil hem mana güzelliğine vurgu yapılmaktadır.
İnsanın duruşu ve yürüyüşü de bu anlamda önemlidir. Her insan, duruşu ve yürüyüşü ile kişiliğini sergiler. Onun için meskenet içerisinde olana Hz. Ömer, şöyle der: Vakarlı yürü, İslam’ı küçük düşürme!
Görüldüğü üzere Kur’ân, bütün yönleriyle insanı şekillendiren hayat düsturdur. Ona, her alanda en doğruyu gösteren rehberdir. Ondaki aşırılıkları yöneten âmirdir. Kur’ân, insanı hem iç dünyasıyla inşa ve ihya eder, hem de dış dünyasıyla. O, insanın gönül dünyasını ihmal etmediği gibi, beden ahvalini de ihmal etmez. Onun için Kur’ân adamı kalbiyle ve kalıbıyla, sîreti ve suretiyle adam gibi adamdır. Onun için Kur’ân’ın müminleri, secde izleri simalarına yansıyan erlerdir. Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkârcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rukua varırken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. Ayetteki sima ise, müminlerin hem sîretleri hem de sûretleridir. Hem iç dünyaları, hem de dış dünyalarıdır. Hem ruhanî yönleri, hem de bedeni yanlarıdır. Ayette önce müminlerin olması gereken özellikleri olan inananlara ve inkârcılara karşı duruşları belirlenmiş, ardından onların namazlı ve hayır işlerinde koşturan kimseler olduğuna vurgu yapılmış, en sonunda da simalarının güzelliğine dikkat çekilmiştir. Demek ki sima/yüz güzelliği bütün bu sayılanlar yerine getirildikten sonra kazanılacaktır. İnsanlara karşı mümince bir tavır sergilemeden, Müslümanlığın en temel ibadeti olmadan namaz olmadan, helal rızık peşinde koşup üreten adam olmadan yüz güzelliği, sûret ve sîret güzelliği olmayacaktır.
O halde bu uyarıları dikkate alarak Kur’ân’ın rehberliğinde şekil ve manamızı güzelleştirmeye gayret etmeliyiz. İslam’ın emrettiği, Kur’ân ve Sünnetin bizden istediği hiçbir şeyi küçümsemeden, ötelemeden yapmaya çalışmalıyız. Unutmayalım ki yapabileceklerini yapmayan yahut yapmayı sonraya bırakanlar, zorlu sınavlardan geçemezler. Kolay olanları hafife alıp yapmayanlar, zor olanlarda başarısız olacaklardır.
