Xvı. Soru: Garibanlar

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلْ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللَّاتِي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنْ الْوِلْدَانِ وَأَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامَى بِالْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِهِ عَلِيمًا

4 Nisâ 127 Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: «Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor: «Bu fetva, kendilerine yazılan şeyi vermediğiniz ve kendileriyle evlenmeyi arzuladığınız yetim kadınlara ve bir de zavallı çocuklara ve yetimlere doğrulukla bakmanız hususunda Kitap’da size okunandır». Ne iyilik yaparsanız Allah onu şüphesiz bilir.

Bu ayetler inmeden önce, yanında yetim kız bulunan veli, yetim kızı yanında tutar, kız güzelse az çok mehir vererek onunla evlenir, güzel değilse, onun malına konmak için onu yanında tutar, evlenmesine izin vermezdi. Yine cahiliye döneminde, veliler ergen olmaya çocukları mirastan men ederlerdi. Yanında yetim kızlar olan duyarlı sahabîler, Peygamberimize gelip onlar hakkında fetva istediler. Bunun üzerine bu ayet indi.

Ayet, daha önce Kitapta yetimler ve onların haklarının korunmasına dair hükümlerin indiğini hatırlattı. Yetişkin yetimlerle evlenmek isteyen velilerin yahut onlarla evlenmek istemeyenlerin onları mağdur etmemeleri gereğini onlara hatırlattı. Yine ayet, verese durumundaki çocuğun yaşı ne olursa olsun miras hakkı olduğunu beyan etti.

Ayet, yetim kızlar başta olmak üzere bütün yetim öksüzlerin haklarını korumayı içine aldığı gibi, anne babalarının evinden çıkıp kocalarının yanına gelmekle adeta öksüz-yetim konumunda olan kadınların haklarına riayeti de içine almaktadır.

Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor ifadesi, gelen hükümlerin ne kadar önemli olduğunu, ciddiye alınmasının ve uygulanmasının gerekli olduğunu hatırlatıyor, müminleri uygulamaya teşvik ediyor. Peygambere sorulan soruya bizzat Yüce Allah’ın cevap vermesi, konunun ne kadar önemli olduğunu gösterir. Fetvayı veren, herhangi bir kimse değil; bizzat Yüce Allah’tır. Artık bu fetva karşısında kullara düşen, vakit kaybetmeden gereğini yerine getirmektir.

Fetva, genç anlamına gelen fetâ kelimesi ile aynı kökten gelir. Bu, fetvanın soru/sorun sahibini dinçleştirip kuvvetlendirmesi sebebiyledir. Zira soru/sorun sahibi, onunla meşgul olduğu için zayıf konumdadır. Fetva ile bu zayıflıktan kurtulmaktadır. Öte yandan kavram, verilen fetvanın, yaşanılabilir olması gereğine de işaret eder. Buna göre fetvayı veren kimse de, ilim ve ihlas bakımından güçlü, dinç ve dinamik olmalı, muhataba da gücünden güç katmalıdır.

Ayetin ne iyilik yaparsanız Allah onu şüphesiz bilir ifadesi ile sona ermesi, yetimler/garibanlar konusunda ve diğer konularda yapılan iyiliklerin asla boşa gitmeyeceğini bildiriyor. Elbette Yüce Allah, kimin neyi, ne niyetle yaptığını bilir, ona göre de yapılanın karşılığını verir. Zerre kadar hayır da zerre kadar şer de asla zayi olmaz. Herkes yaptığını, karşısında hazır bulur ve yapıp ettiklerinin karşılığını görür.

Kur’ân, hem bu ayetin geçtiği Nisa suresinde hem de başka pek çok ayetinde yetim haklarının korunması üzerinde durdu. Zira yetimler, toplumun gariban kesimlerinin başında gelir. Onların mağdur edilmesi, haklarının yenilmesi toplumda onulmaz yaralar açacaktır. Bugün toplumların başına dert olan sorunlu insanların çoğunun, anne baba yahut veli şefkati altında sağlıklı bir çocukluk dönemi geçirmedikleri tespit edilmiştir. Onun için Kur’ân yetimin malına yaklaşmayın diyerek yetim malı yemeyi düşünmenin bile müslümana yakışmayacağını beyan etti.

İlk yıllardan itibaren inen ayetlerde yetimlerin haklarına dikkat çekildiği gibi, Medine döneminde inen ayetlerde de bu konu ısrarla işlenmeye devam etmiştir. Zira toplumun bu kesimi, her zaman mağdur edilebilmiş, velileri yahut çevresindekiler onların küçük, güçsüz ve kimsesizliğinden cesaret alarak haklarını yemekten çekinmemişler yahut onların mallarını kendi malları gibi titizlikle koruyamamışlardır. Oysa onların kimsesi Yüce Allah’tı. O’nun ve Rasülünün katında kim olursa olsun, hak sahibi olan her zaman güçlü olandı.

Arapçada tek kalmış anlamına gelen yetim, babası vefat etmiş çocuğa dendiği gibi, annesi vefat etmiş öksüze de denir. Çocuğa bakmakla baba sorumlu olduğu için, öksüz ve yetimler daha çok malî konularda mağdur edildikleri için, onlardan yetimler diye bahsedilmiştir. Kur’ân’da yirmi iki ayette yetimlerden, onların haklarından söz edilmiştir. Bu da Kur’ân’ın bu konuya verdiği önemi gösterir. Arapça da kocasız kalmış kadın için de yetim kavramı kullanılmıştır. Zaten hadislerde yetim ve kadın toplumun iki zayıf kesimi olarak birlikte kullanılmıştır. “Yetim ve kadın, bu iki zayıf hakkında Allah’tan korkunuz.”

Kendisi de yetim ve öksüz olarak büyüyen Peygamberimiz, yetim ve öksüzlüğün ne olduğunu çok iyi bilen ve her zaman onların üzerine şefkat kanadını indirendi. İlk inen ayetlerde bu husus ona şöyle hatırlatıldı: Rabbin seni yetim bulup da barındırmadı mı? Öyleyse sakın yetime kötü muamele etme.

Medine’ye teşriflerinde Peygamberimiz Mescid yapılacak yerin iki yetim kardeşe ait olduğunu öğrendi, onların arsalarını bağışlamak istemelerine rağmen, bunu kabul etmedi ve arsayı onlardan satın aldı. Onun bu uygulaması da yetim hakkı konusunda ne kadar hassas davrandığının açık göstergesidir.

Medine döneminde savaşa izin verildi ve Müslümanlar kendilerini Bedir, Uhud, Hendek, Mute başta olmak üzere pek çok savaşın içerisinde buldular. Bu savaşlarda şehidler verildi, geride onların yetimleri kaldı. Dolayısıyla o yetimlere, şehitlerin emaneti olarak bakmak, onlarla ilgilenmek, onların haklarının korunması gerekiyordu. İşte Medine döneminde inen pek çok ayette bu konuya temas edildi:

Yetimlere mallarını verin. Temizi mundara değişmeyin, onların mallarıyla kendi mallarınızı karıştırarak yemeyin, çünkü bu büyük bir suçtur.

Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahit bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.

Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın.Ayetlerde yaklaşmayın ifadesi oldukça dikkat çekicidir. Bu, yetim malını yemeyi düşünmeyin, yetimin malını yiyebilecek noktalara yaklaşmayın demektir.

İslam, başkasına ait olan bir çocuğu kendi üzerine geçirme demek olan evlatlık edinmeyi yasaklamıştır. Onun bu yasaklaması, nesebin karışmaması amacına yöneliktir. Yoksa kimsesiz çocuklara bakmak, onların haklarını korumak, onların yetişmesine katkıda bulunmak İslam’ın değer verdiği ibadetlerdendir. Kur’ân, kıyamet günü sarp yokuşları aşmanın yolunun yetim ve yoksul kimselere bakmaktan geçtiğini haber verir: O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yemek yedirmektir, Yakınlığı olan bir yetime. Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula vermektir.” Buna göre yetim ve yoksullara yardım etmeyen kimse yollarda kalacak, sarp yokuşları geçemeyecek, menzile ulaşamayacak, Rızaya erip cennete giremeyecektir.

Nitekim Peygamberimiz, Ben ve yetimin hamisi, kıyamet gününde birbirimize şu iki parmağım arası kadar yakın olacağız buyurmuştur. Rabbimiz, bizi Cennette Peygamberimize yakın ve komşu et diye dua eden müminler olarak Peygamberimize gerçekten yakın olmak istiyorsak yetimleri korumalı, onlarla ilgilenmeli ve onlara yardım etmeliyiz. Özellikle maiyetlerinde yetim bulunan Müslümanlar buna daha da dikkat etmelidir.“Müslümanlar içinde en hayırlı ev kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir.”

Peygamberimiz, babası Uhud’da şehit düşmüş olan Beşîr b. Akrabe’yi ziyaret etmiş, çocuğun ağladığını görünce, “Ağlama ey sevgili çocuk, ne diye ağlıyorsun? Ben baban, Ayşe de annen olsun, istemez misin?” diyerek onu teselli etmiştir. O, bu sözleri yalnızca yetimin gönlünü almak için söylememiş, o yetime gösterdiği yakın ilgi, sevgi ve yardım ile söylediklerinin gereğini yerine getirmiştir.

Günümüzde toplumsal problemlerin başında gelen sokak çocukları, şehit çocukları, savaşın çocukları, bakıma ve korunmaya muhtaç çocuklar konularına İslam’ın bu hassasiyeti çerçevesinde bakılmalıdır. Tabi ki bu çocukları kimsesiz çocuklar haline getirenler en başta sorumludurlar. Sonra onların zayıf ve güçsüzlüğünden yararlanarak onların sosyal ve mâli haklarını gasp edenler sorumludurlar. İmkânları olduğu halde bu garibanlara duyarsız kalanlar sorumludurlar. Bu garibanları çocuk yuvalarında bir başlarında kalmaya mecbur ve mahkûm edenler sorumludur. Kendileri hayatta oldukları halde, dünyevî basit sebeplerle yuvayı yıkan ve çocuklarını analı-babalı yetim öksüz halinde bırakan ebeveynler sorumludur.

O halde Müslümanlar olarak öncelikle toplumda gariban, kimsesiz, öksüz-yetim bırakmamak için tedbirleri almalıyız. Ardından var olan bu garibanlara maddî ve manevî şefkat ellerimizi uzatmalı, gönüllerimizi açıp onları bağrımıza basmalıyız. Rabbin Rızasına ermenin ve Cennete giden yolların buralardan geçtiğini unutmamalıyız.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir