İçimizdeki Beyinsizler Yüzünden!
Kur’ân’ın tanımına göre beyinsizler/süfehâ münafıklardır. Müminleri aşağılayan, sulh yanlısıyız diyerek bozgunculuk yapan münafıklar.
Hz. Musa’nın zor zamanlarda yaptığı dualarının birinde beyinsizlerden, onların yaptıklarından duyduğu endişe şöyle anlatılır:
Musa, tayin ettiğimiz müddette milletinden yetmiş kişi seçti; onları sarsıntı tutunca dedi ki: «Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? Bu, Senin imtihanından başka bir şey değildir, bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin; bizim dostumuz Sensin; bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en iyisisin.»
Aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi yok eder misin? Bu dua aynı surenin 173. Ayetinde bir kez daha geçmektedir.
Yüce Rabbimiz, Hz. Musa peygambere bir buluşma yeri ve zamanı belirlemişti. Bu buluşmada ona Tevrat verilecekti, yahut Yüce Rabbimiz onunla bizatihi konuşacak beraberindekiler de buna tanıklık edecekti, yahut da Musa peygamber dua edecek kavminin yaptığı yanlışlar yüzünden Cenab-ı Hak’dan af dileyecekti. Sözgelimi daha önce onlardan buzağıya tapanlar, bir araya gelip tevbe edeceklerdi.
Tam da belirlenen günde buluşma yerine geldiklerinde onları şiddetli bir sarsıntı tuttu. Bu sarsıntının sebebi, onların Hz. Musa’ya karşı mesnetsiz ithamlarda bulunmaları, dua ve kulluk adabına aykırı tutumlarda bulunmaları, Yüce Allah’tan anlamsız şeyler istemeleri, kendi aralarında iyiliği emredip kötülükten sakındıran kimseler olmaması gibi sebeplerdi. Bir rivayete göre onlar, Hz. Musa’ya, sen Rabbinle konuş, biz bir dinleyelim dediler. Bu istekleri gerçekleşince hayır ey Musa rabbini açıkça görmedikçe biz sana inanmayacağız diyerek taşkınlık yaptılar. Bunun üzerine onların bu yersiz talepleri karşısında bunalan Musa peygamber Rabbim! Dileseydin daha önce beni ve onları yok ederdin, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin, diye inledi. Başkalarının işledikleri günahlar yüzünden bizi helak etme Allahım! Zaten Sen, böyle yapmazsın. Zira Senin ilahî yasanda her günahkâr kendi günahından sorumludur! Ama biz, yine de bu beyinsizlerin yaptıkları yüzünden emin değiliz, zira onlar aramızda yaşıyorlar ve onların yapıp ettiklerinden biz utanıyoruz! Zira toplum olarak onlar da bizim bir parçamız sayılır!
Peki, Hz. Musa’yı bu kadar tedirgin eden bu beyinsizler kimdi? Kendini milletine adayan davet elçisi peygambere rağmen, onu dinlemeyen, ona karşı gelen, ona eziyet eden nasipsiz kimselerdi.
Demek ki Musa Peygamber gibi ülü’l- azim, büyük bir peygamberin kavminin arasından seçtiği kişiler içerisinde bile süfehâ/beyinsizler vardı. Musa peygamber, onlar yüzünden helak edilme endişesi taşıyordu. Demek ki toplumda iyilerin olması, hatta peygamberin yaşıyor olması, beyinsizlerin olmasına mani değildi. O iyiler, peygamber bile olsa, aralarında bulunan beyinsizler yüzünden helak edilme endişesi taşımalıydılar. Tabi ki tek başına endişe taşımak yeterli değildi. Yapılması gereken duanın yanında, o beyinsizlerin yanlışlarına mani olmak, onları doğru yola davet etmekti. Musa peygamber de öyle yaptı ve bu konuda da bizlere en güzel örnekliği sundu.
Toplumun bir ferdi olan insan, toplumun aynasıdır. İnsan küçük âlemdir. Pek çok yönüyle insan ve âlem arasında benzerlikler vardır. Şöyle ki, olaya fiziken baktığımızda, insan hayatta olduğu sürece, vücut sisteminin birbiriyle uyumlu ve organizeli olarak çalışması gerekir. Sözgelimi insanda solunum, kan dolaşımı, sindirim sistemi yanında bir de boşaltım sistemi vardır. Bu sistemler sayesinde insanın dışarıdan aldığı hava, su ve gıdalar öğütülür, sindirilir, ayrıştırılır, ilgili yerlere paylaştırılıp gönderilir ve işe yaramayan kısımlar boşaltım sistemi ile dışarıya atılır. Şayet bu sistemlerden biri çalışmazsa, bünye hasta olur. Canlılığını sürdüren bünyede kana, cana, enerjiye dönüşen gıdalar olduğu gibi, boşaltım sistemi ile dışarıya atılması gereken zararlı şeyler de olacaktır. İnsanın damarlarında kan olduğu gibi, bağırsaklarında zararlı pislikler de olacaktır. Bunlar, zamanı geldiğinde ve usulüne uygun bir şekilde atıldığında bir problem söz konusu olmayacaktır. Ama bunlar uzun süre bünye içerisinde kaldığında, bünyeye zarar verecek ve sistemin diğer parçalarını da yıpratacaktır. Bunun için sindirim ve boşaltım sistemi, solunum sistemi kadar önemli ve gereklidir.
Toplum da böyledir. Toplum içerisinde de faydalı parçalar olduğu gibi, toplum bünyesine zarar veren ve usulüne uygun bir şekilde bertaraf edilmesi gereken zararlı unsurlar da olacaktır. Bu toplumun var olma sürecinin olmazsa olmazlarındandır. Bütün peygamberlerin yaşadığı toplumlarda, çok iyi insanlar olduğu gibi, zararlı unsurlar da olmuştur. Hz. Peygamberin birlikte yaşadığı toplum içerisinde altın nesil sahabe olduğu gibi, münafıklar da vardı. Bunlar toplumun parçası oldukları halde onu rahatsız eden unsurlardı ve bunların etkisiz hale getirilmesi/bertaraf edilmesi gerekirdi. İyilerin bu zararlı unsurlara karşı uyanık olması gerekirdi. Bir taraftan onları ıslah için gayret ederken, bir taraftan da onlardan gelebilecek tehlikelere karşı tetikte durmaları ve gerektiğinde onları etkisiz hale getirmeleri kaçınılmaz olabilirdi. İşte Mekke döneminin işkenceli zorlu günleri; Medine döneminde yaşanan Hicret, Bedir, Uhut, Hendek, Tebuk savaşları bu ayrışma/sindirim ameliyelerinden bazılarıydı. Kıblenin değiştirilmesi, İfk hadisesi, Zarar Mescidinin yıkılması gibi olaylar da bu sınavlardan yalnızca bir kaçı idi. Bunlar vasıtasıyla toplumda iyiler ve kötüler birbirinden ayrılıyor, kötülerin iyileri etkilemesi ve onlara zarar vermesi önleniyordu. Nitekim cihadın meşru kılınış hikmetlerini açıklayan ayetlerde bu hususa şöyle işaret edilmekteydi:
And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, «İnandık» deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.
Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenlere müjdele.
Demek ki yaşadığımız zorluklar, sıkıntılar, bela ve musibetlerin her biri sınav içindir. İyilerin, kötülerden ayrışması içindir. Tarafların saflarını belirlemeleri içindir. Cennetliklerle cehennemliklerin ortaya çıkması içindir. Birbirine karışmış olan sap ve samanın ayrışması için rüzgârlara ihtiyaç vardır.
Öyleyse yaşadıklarımızdan ders almasını bilmeli, şer gibi gördüklerimizde hayır olacağının inancıyla, olan her şeyi hayra dönüştürmeye gayret etmeliyiz.
