Örümcek Ağı Misali
مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا
وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.
Hayat Kitabımız Kur’ân, hayatın içerisinden örnekler vermeye devam ediyor. Herkesin, her yerde görebileceği örnekler. Bir örümceğin yuvasını örnek olarak dikkatlerimize sunuyor.
Örümcek anlamına gelen Ankebût suresinde bu ayetten önceki ayetlerde helak edilen kavimlerden bahsedilir. Çok güçlü imkânlara sahip olan Nûh kavmi, Lût kavmi, Şuayb kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi gibi kavimler… Nemrut, Kârûn, Firavun, Hâmân gibi siyasî, askerî, ekonomik gücü ellerinde bulunduran azgınlar… Bunlar çok büyük imkân ve fırsatların içerisinde yasıyorlar, güçlü̈ devletler, saltanatlar kurmuş büyük variyet sahibi kimselerdi. Ancak bunlar sahip oldukları fırsatları hayra dönüştüremediler, imkânları hayırlarda kullanamadılar. Tam tersine kendilerine verilmiş bu imkanları hep şerde kullandılar, Allah’ın peygamberlerine onların hak davalarına karşı kullandılar, sonuçta helâktan kurtulamadılar. Onları helak etmek için de çok büyük ordular falan gönderilmedi. Ondan sonra kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık yetti… O kadar, hemen sönüp gittiler.162
Onları helak için su, tek bir ses, bir yıldırım, bir kasırga yeterli oldu. Sönüverdiler, çerçöpe dönüverdiler, sökülmüş ağaç kütükleri gibi etrafa saçıldılar, diz üstü çöküverdiler, yerin dibine geçtiler, var iken yok oldular, variyetli iken yokluk içerisinde kalakaldılar… Onların güçleri çok şatafatlı, çok görkemli görünüyordu. Tıpkı örümceğin yuvası gibi. Örümcek yuvası da çok ince bir nakışla, dışarıdan harika görünür. Ancak o yuvanın yıkımı bir basit rüzgâr yahut üfleme yahut da parmak ucu veya bir süpürgenin ucu ile gerçekleşiverir. Çünkü o yuva, bir sinek avlayacak kadardır. Müşrik plan ve düzenlerinin de vahiy esintileri karşısında varlıklarını devam ettirme imkânları yoktur. Allah’tan başkasını dost edinen, O’ndan başkasına güvenip dayananların hali de böyledir. Kuytudaki iki duvara yahut iki ağaç dalına incecik iplikle tutuşturulmuş bir örümceğin ağı gibi zayıf ve cılız!
Bir evin ev olabilmesi için onun tehlikeleri engelleyen duvarı, soğuktan sıcaktan koruyan- gölgeleyen bir tavanı, kilitlenen bir kapısı, kendisinden faydalanılan bir takım şeylerinin olması gerekir. Örümcek yuvasında ise bunların hiç biri yoktur. Örümceğin yuvası, nakışlı bir tül perdeden ibarettir. O yuvanın bir duvarı yoktur, aksine o yuva bir başka evin duvarına dayanmış/yamanmıştır. Bir kıl çadırın bile gölgesi vardır. Örümcek yuvasının doğru dürüst bir gölgesi bile yoktur, sahibini soğuktan sıcaktan, yağmurdan yaştan, düşmandan koruyacak bir özelliği de yoktur. Örümceği göstermeyecek bir sütresi de yoktur. Örümceğin tükrüğünden yapılmış bir yuva. Çoğu zaman yıkılan, sahibi ile birlikte çöpe atılıp süprüntü olan bir yuva.
İşte Allah’tan başkasına bel bağlayanların, O’ndan başkasını dost-tanrı edinenlerin durumu da böyledir. Onlar, güçlerini Allah’tan almayanlardır. Yüce Allah’a güvenip dayanmayanlardır. Onlar Allah’tan başka şeylerden medet umanlardır. Onların edindikleri dostları, onları aldatır, gözlerini boyar, dış görünüşe aldanırlar onlar. Hâlbuki onların gücü, Allah’ın gücü yahut gücünü Allah’tan alanların karşısında bir hiçtir. Allah’ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler. Oysa onlar onlara yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler/onlar onların hazır askerleridir.Putları itibarlı yapan putçuların onlara verdiği destektir, putçuları tatmin eden de putlara yüklenen gizemli şeylerdir. Aslında ne putçuların ve ne de putların bir güçleri vardır. Onların güçleri geçici ve sınırlıdır.
Örümcek yuvaları, evlerde kirlilik alameti olarak sayılmıştır. Zira genellikle temizlik yapılmayan yerlerde örümcekler ağlarıyla yuva yaparlar. Yüce Allah’ın hakikatlerini bırakıp batıl şeylerin peşine düşen kimseler de süprüntüler içerisinde dolaşan kimseler gibidir. Onların temizlenmeye, arınmaya ihtiyaçları vardır. Yine örümcek, ağını kuytu yerlere örer. Kâfirlerin işleri de böyle gizli, saklı, hile ve aldatmacadır. Mümin ise olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, hakikati bütün berraklığıyla net bir şekilde söyleyen, duruşu net ve duru olandır.
O halde örümcek ağının dışardan işlemeli olması gibi, küfür ehlinin düzenlerinin dış görünüşleri aldatmamalıdır. Onlar ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler, onların gücü saman alevi gibi sönen geçici bir parıltıdan ibarettir. Aslında onların güçlü görünmesi, tevhid ehlinin güçsüz olmasından kaynaklanmaktadır. Öyle değil mi gücünü Allah’tan alan bir ordunun karşısında kim durabilir! O’na karşı kimin gücü bir şeye yeter? Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O’ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah’a güvensinler. Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız, mutlaka siz en üstünsünüz.
İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalplerine güven indiren O’dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah’ındır. Allah bilendir, Hakîm olandır. Ey inananlar! Allah’ın size olan nimetini anın; üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görüyordu.
Keşke bilseler. Ayetin bu ifadeyle sona ermesi, oldukça dikkat çekicidir. Örümceğin ağının zayıf olduğunu herkes bilir. Asıl olan şeytanî düzenlerin zayıf, cılız, temelsiz, yıkılmaya mahkûm olduğunu bilmektir. Keşke kâfirler bilseler, dinlerinin ne kadar basit ve temelsiz olduğunu bilseler… Müminler keşke bilseler ve bu ilahî meseli hiç unutmasalar! Evet, müminler, Yüce Allah’ın gücü̈ karşısında Allah düşmanlarının gücünün ne kadar zayıf olduğunu bilseler ve buna hakkıyla inansalar, Allah düşmanlarından, onların hile ve tuzaklarından asla korkmayacaklardır.
Kur’ân’ın bu çarpıcı örneklerini anlayabilmek için derinlemesine üzerinde durup düşünmek gerekir. Nite- kim iki ayet sonra aynı surede buna şöyle işaret edilmektedir: İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. 170 Demek ki verilen örneklerden tam anlamıyla ders alabilmek için bilenlerden olmak gerekiyor. Gerçek dostun kim olduğunu bilmek gerekir, Yüce Allah’ın erişilmez gücünü bilmek gerekir, O’nun gücü karşısında tüm güçlerin örümceğin ağı gibi zayıf olduğunu bilmek ve bütün bunlara inanmak gerekir.
Aslında her akıl sahibi anlatılanlardan bir şeyler anlar, ama âlimler çok yönlü olarak anlar ve gereğini yerine getirirler. Zira bilmek ve anlamak tek başına yeterli değildir. Önemli olan bilginin gereğini yerine getirmektir. Bunu da ilmiyle âmil olan âlimler yaparlar.
Kişi Yüce Allah’ı tanıdıkça, O’nun erişilmez kudretini anlayacak, artık O’nun sınırsız gücü karşısında diğer tüm her şeyin örümcek ağı gibi zayıf olduğunu anlayacaktır. Bunun için de Allah’ın yardımına mazhar olmak için gayret edecektir. Elbette ki Allah’ın yardımı O’na layıkıyla kulluk yapanlara gelir. Ey inananlar! Siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı savaşta sabit kılar. İnkâr edenlere ise, yıkım ve yokluk olsun! Allah onların işlerini boşa çıkarır.
(Siz Bedir’de) Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, «Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim» diye cevap vermişti. Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalplerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.
İnananlara: «Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mı?» diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle imdat edecektir.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
İslam insanı, gücünü Yüce Allah’tan alan kimsedir. Gücünü Yüce Yaratıcıdan alan kimseyi yenebilecek hiçbir güç yoktur. Yüce Allah’ın yardımına mazhar olabilmek için O’na yaraşır kul olmak gerekir. Yüce Allah’a güvenip dayanan ve gücünü O’ndan alan kimselerin karşısındaki tüm güçler örümceğin ağı kadar zayıf ve cılızdır.
Örümceğin evi işlemeli görünse de son derece zayıftır. Bir kere onun ham maddesi bir böceğin tükrüğüdür. Yapıldığı yer genellikle süprüntülerin olduğu yerdir. O ev, bir böcek için yeterli olabilir, ama o güvenli bir ev değildir. Her an bir rüzgâr, bir esinti yahut bir süpürgenin ucuyla yıkılıp yok olmaya mahkumdur. Örümcek kendi ördüğü ağından kendisi faydalanabilir, ancak o müşriklerin dayandığı güvendiği, bel bağladıkları putlardan ve sahte tanrılardan onlara hiçbir fayda gelmez. Dolayısıyla onların kendi hevalarından uydurdukları güçlerin örümcek ağı kadar da bir değeri, bir yararı yoktur. O halde, akıllı insana düşen erişilmez gücün sahibine bel bağlayıp O’na güvenip dayanmasıdır. Yüce Allah’tan güç alanların ise başka güçlerden korkmalarına gerek yoktur. Yeter ki Yüce Allah’ın emri doğrultusunda düşmanlarına karşı maddî ve manevî hazırlıklarını yapsınlar, sonra da yalnızca O’na güvenip dayansınlar.
