Vı. Emir
ÂLEMLERİN RABBİNE TESLİM OLMAKLA EMROLUNDUK
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَمَّا جَاءَنِي الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبِّي وَأُمِرْتُ أَنْ أُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
De ki: Sizin, Allah’ı bırakıp da kulluk ettiklerinize kulluk etmek bana yasak kılınmıştır. Zira bana Rabbimden belgeler gelmiştir. Ben, kendimi âlemlerin Rabbine vermekle/O’na teslim olmakla emr olundum. (40 Ğâfir 66)
İslam fıtrat dinidir. Yüce Yaratıcı, mahlûkatın en şereflisi olarak yarattığı insanın özüne, tevhid üzere kalma yetisini koymuştur. Onun için tevhid üzere kalmak insanın yaratılışına en uygun olandır. Zaten ilk insan tevhid üzeredir ve tevhid şirkten öncedir. Tevhid, insanın fıtratına, aklına en uygun olanıdır. Bu yüzden tevhid üzere kalmak daha kolaydır. Şirkin mantığı yoktur ve şirk insan fıtratına aykırıdır. Onun için şirk, fıtrattan kopma ve fıtrata yabancılaşmadır. Bu nedenle şirk koşmak ve şirk üzere kalmak zordur.
Bütün bunlara rağmen tarih boyunca insanlar bir kısım şeyleri Yüce Allah’a ortak koşabilmişlerdir. Yüce Rabbi, açık ve aleni olarak inkâr edemeyen insanlar, bir kısım şeyleri O’na ortak koşarak sonuçta O’nu inkâr noktasına gelmişlerdir. Bu inkârlarını da biz Allah’ı inkâr etmiyoruz, ancak bizi O’na yaklaştırsınlar diye bu putlara tapıyoruz, diyerek örtmeye çalışmışlardır. Dikkat edin, halis din Allah’ındır; O’nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: Onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler.
Şirk, Allah’ın yetkilerini O’ndan başka herhangi bir varlığa vermenin adıdır. Bu varlığın adı ne olursa olsun. İster insan mahsulü bir taş, ağaç yahut bir metal olsun; ister insan yahut cin olsun; isterse para, makam, dünya-dünyalık gibi soyut şeyler olsun. Yüce Rabbin, herhangi bir sıfatını âtıl hale getirmek de şirktir. Zira Yüce Yaratıcıdan alınan bir yetki, bir başka varlığa verilecek demektir, bu da şirktir.
Şirk Allâh’a inandığını söylemekle birlikte, başka şeyleri güç ve kuvvette O’na denk tutmak, O’na ortak koşmaktır. Bu başka şeyler her çeşidi ile put, tâğut, şeytan, para, makam, kadın, erkek vb. şeyler olabilir. Göklerin yaratanı olarak Allah’ı kabul etmekle beraber, yeryüzünde yönetim hakkını / yetkisini başkalarına vermek de şirktir. Camide Allah’ı kabul ettiği halde işyerinde, çarşıda, evde, okulda hâkim güç olarak başkalarını kabul etmek… Ramazan’da Allah’ın kulluğuna razı olduğu halde, diğer aylarda başka arayışlara girmek… Rızık verici olarak (razzak) Allah’ı bildiği halde, rızık endişesiyle, Allah’ın ölçülerini çiğnemek, O’nun kanunlarının dışındaki yasaları kabullenmek… Allah’tan başkasına ibadet yapmak, O’ndan başkasına dua etmek… Allah’a oğul, kız isnat etmek; melekler Allah’ın kızlarıdır demek… Varlıkları aşırı övüp ilahlaştırmak, yaratılanlardan Allah’tan korkar gibi korkmak, Allah’tan başkalarının söylediklerini dinin gerekleri gibi kabullenmek şirk çeşitleridir. Kibir ve riya da birer şirk versiyonudur. Kur’ân’ın deyişi ile birden fazla efendilerin (Rab), emredicilerin birbirleriyle çelişen emirleri arasında bocalayıp kalmaktır. Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.
Şirk Yüce Allah’ın asla razı olmadığı ve asla bağışlamayacağı bir sapmadır.
Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.
İnsanın fıtratına tevhid üzere kalmayı yerleştiren Yüce Allah, ona hak ile batılı ayıracak akıl nimeti bahşetmiştir. Yanısıra tarih boyunca peygamberler insanları tevhid üzere kalmaya çağırmışlar ve şirke bulaşmama konusunda onları uyarmışlardır. Kâinat kitabının ayetleri tevhide çağırır, insanın aklı tevhide çağırır, peygamberler ve onların takipçisi davetçiler tevhide çağırır. Tevhid üzere kalmak için o kadar açık ve o kadar çok belge, ayet vardır ki! Ne var ki insanlar şirke bulaşmaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Bunda şirke bulaşmış atalarının, büyüklerinin, yaşadıkları çevrenin etkisi olmuş; insanlar şirk sayesinde dünyevî bir kısım menfaatler elde etmişlerdir. Ancak bütün bunlar onlara kıyamet gününde bir fayda sağlayamayacaktır. Ne onları şirke sevk edenler, ne şirk materyalleri onlara bir fayda sağlayamayacaktır.
Sonra onlara: Allah’ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir, denir. Bizden uzaklaştılar; hayır; biz zaten önceleri hiç bir şeye kulluk etmiyorduk, derler. İşte Allah inkârcıları böyle saptırır.
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmalarından ötürü, inkâr edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin durağı ne kötüdür! Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
Yoksa Allah’tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir.
Akıllı insan, bulunduğu zamanda ve mekânda, kim ne yaparsa yapsın, tevhid üzere kalmasını bilendir. Nitekim peygamberler bir başlarına tevhid mücadelesini başlatmış kahramanlardır. Herkesin şirke bulaştığı bir toplumda ve ortamda tevhid üzere kalmak mümkündür. Peygamberler bize bu konuda da en güzel örnekliği sunmuşlardır.
Peygamberimiz, Mekke’de şirk üzere olan insanları sürekli tevhide çağırıyordu, onlar da Peygamberimizi atalarının şirk yoluna çağırıyor ve şirk dini üzere olması için ona olmadık tekliflerde bulunuyorlardı. Yüce Allah, sonu gelmeyen bu müşrik tekliflerine karşı bu ayetle onlara net ve kesin cevabını vermesini istedi. Ve Peygamberimiz bu ayetle müşriklere meydan okudu. Kendisine ayetler geldikten ve apaçık belgeleri gördükten sonra, asla onların çağrısına uymayacağını ve Allah’tan başka şeyleri ilah makamına çıkarmasının mümkün olmadığını ilan etti. Ben, bana ayetler gelmeden önce dahi, kendi akıl ve irademle sizin bu putlarınıza tapmamışken; şimdi bu ayetler geldikten sonra nasıl onlara dönebilirim, diyerek duruşunu sergiledi. Mana çok açıktı: Şirkten uzak kalmak için selim akıl yeterken, bir de Rabbimden bu kadar güçlü uyarılar gelmişken, benden nasıl şirke taviz vermemi bekleyebilirsiniz? Aslında bu ayetler, bugün bizlerin de nefsimizden yahut çevremizden gelebilecek şirk çağrılarına karşı tevhid üzere dimdik durabilmemizi ve onlara net cevaplar verebilmemizi sağlamalıdır. İşte Kur’ân’ın bu konudaki çağrılarından biri:
De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.
Şirkten korunabilmek için Yüce Rabbi tanımak ve O’na her konuda teslim olmak gerekir. Zira tevhid, Yüce Allah’ı tanıdıkça gönüllere ve beyinlere işleyecektir. O, isim ve sıfatlarıyla tanındıkça O’nun isim ve sıfatları, O’ndan başkasına verilemeyecektir. Kul, Allah’ı tanıdıkça O’na olan teslimiyeti artacak ve O’ndan başkasına kul köle olmayacaktır. İşte bu yüzden konumuz olan ayetten hemen sonra gelen ayetlerde Yüce Rabbimizin erişilmez kudreti bizlere şöyle açıklanır:
Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O’dur. Kiminiz daha önce öldürülür, kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz. Dirilten, öldüren O’dur. Bir şeye karar verirse «Ol» der, o da oluverir. Ayete göre Yüce Allah yoktan var edendir, varlıklara hayat veren, onları yaşatan ve öldürendir. Dilediğini, dilediği gibi yapandır. Şirk koşulan hiçbir şeyin bunları yapmaya gücü yetmez.
Gizli açık şirke bulaşmamak için elbette dua etmek de gerekir. Tıpkı Peygamberimizin yaptığı gibi: O, sürekli okuduğu şu dua ile şirkten Allah’a sığınırdı: “Allah’ım şüphesiz ben bile bile şirk koşmaktan Sana sığınırım. Farkında olmadan yaptıklarımdan dolayı da affını dilerim.”
