Vıı. Emir
ADALETLE EMROLUNDUK
فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَقُلْ آمَنْتُ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنْ كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمْ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Bundan dolayı artık sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: «Allah’ın indirdiği Kitap’a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O’nadır. (42 Şura 15)
İnsanın karşısında iki yol, iki alternatif vardır. Ya fıtrat üzere kalacak ve Allah’a teslim olacak, O’nun ölçülerine uyacak; ya da şeytana, kendi heva ve hevesine uyacak. Ya Allah’ın çağrısına kulak verip vahye tabi olacak; ya da şeytanların çağrısına kanıp onların dediklerine uyacak!
Yüce Allah’ın çağrısına uyarsa insan, Allah’a ve O’nun katından gelen Kitaba iman etmiş olacaktır. Kitaba inanmanın gereği ise onun hükümleri doğrultusunda bir hayat yaşamakla gerçekleşecektir, bu ise insanı adalet ve hakkaniyete götürecektir.
Yüce Allah, tüm varlıkların Rabbi, sahibi, yaratıcısı ve yöneticisidir. O, inanan inanmayan, iyi kötü herkesin yaratıcısı ve Rabbidir. Herkese rızık verir. İslam’da belli kesimlere özgü tanrı anlayışı yoktur. İslam’a göre Yüce Allah, tüm âlemlerin Rabbidir. Varlıklar O’na teslim olmakla, O’nun ölçüleri doğrultusunda hareket etmekle huzur bulurlar, mutlu olurlar. Zira O’nun ölçüleri, varlıkların yaratılışına uygun, onların dünya ve ahirette yararınadır. Çünkü Yüce Rabbimiz, kullarının hayrına olan şeyleri onlara buyurur.
İnsanın önünde iki yol vardır ve insan bu iki yoldan birine uymakta serbest bırakılmıştır. Dileyen Rabbe giden yolu tutar, dileyen öteki yola girer. Ancak her iki yola giren de o iki yolun dünya ve ahiret sonuçlarına katlanır. Hakka tabi olan dünya ve ahirette aziz olur, batıla uyan ise zelil olur. Bu iki yola göre insanlar iki gruba ayrılırlar: İnananlar ve inanmayanlar, iyiler ve kötüler, cennetlikler ve cehennemlikler. Sonuçta her iki grubun da kendilerine özgü davranışları olacaktır. İnananlar, iyiliklerin adamı olarak cennete giden davranışları yapacaklar; inanmayanlar ise kötülüklerin adamı olarak cehennemlik işler işleyeceklerdir. İstikamet ve adalet iyilerin yolu olacak, sapkınlık ve zulüm kötülerin yolu olacaktır. İki yol da o kadar açık ve nettir ki, ilk yaratılıştan itibaren her iki yol için deliller ortaya konmuştur. Hak yolun delileri de açıktır, batılın delilleri de. Kâinat kitabının ayetleri bunun şahididir, ilk Peygamberden son peygambere bütün peygamberler ve onların izinde giden davetçilerin insanlığa sundukları deliller de ortadadır. Hak da bellidir, batıl da. Hakkın hak olduğu da ortadadır, batılın batıl olduğu da.
Elbette hakkın davetçileri delillerini sunmaya devam edeceklerdir. Onlar, yılmadan bıkmadan tevhidi anlatmaya devam edeceklerdir. Ancak tüm deliller ortaya konduktan sonra, yapılması gerekenler bütünüyle yapıldıktan sonra, sözün bittiği yerde artık sabırla sonuç beklenecektir. Hz. Nuh’un yıllar boyu davetini yaptıktan sonra, meşru tüm davet yollarını denedikten sonra sonucu beklediği gibi. Diğer Peygamberlerin, sorumluluklarını yerine getirdikten sonra sonucu bekledikleri gibi. Zira mümin davetçi seferden sorumludur, zaferden değil. Davetçi sefere çıkmakla yükümlüdür, sonuçta zaferi bahşedecek olan Yüce Allah’tır. O ise, zaferi dilediği zaman, dilediği şekilde bahşedecektir. Davetin mükâfatı bazen dünyada gelir, bazen ahirete kalır. Bazen hemen gelir bazen gecikmeli gelir. Ama hiçbir hayırlı iş karşılıksız kalmaz.
İman, Kitap, davet, istikamet ve adalet. Son ilahî kitap Kur’ân, tüm insanlığa ulaştırılmak için indirilmiştir. O, müslümanın elinde davet kitabıdır. Mümin, kendisi Ona inanıp ona göre yaşayacak ve insanları, o kitabın metoduyla o kitabın ilkelerine çağıracaktır. Mümin, İslam’ı dava edinmekle ve insanları ona çağırmakla yükümlüdür. Davetçi, insanları kendi kurduğu oluşumlara değil, doğrudan Allah’ın dinine ve O’nun kitabına çağırmalıdır.
Mümin, iman üzere olduğunu net bir şekilde ortaya koymalıdır. Yüce Allah’ın Kitapta indirdiği tüm her şeye inanmalı ve bunu açıklamalıdır. İstikamet, tevhid üzere olmaktır. Tevhid davetini sürdürmektir. Şirke sapmak da istikametten sapmadır, tevhid davet mücadelesini bırakmak da istikametten çıkmadır.
Davetçi, davet vazifesini layıkıyla yapacak, kendisi de emrolunduğu üzere dosdoğru olacaktır. Asla yapmadığı şeyleri insanlara emretmeyecektir. Kendisi istikamet üzere yaşadığı hayatıyla insanlara örnek olacaktır. Tıpkı peygamberlerin yaptığı gibi. Üstelik davetçi, dosdoğru olma konusunda herkesten daha titiz olacaktır. Zaten davetinin sonuç vermesi de söylediklerini öncelikle kendisinin yaşamasına bağlı olacaktır. Davetçiler, istikamet üzere oldukça, davalarında başarıya ulaşacaklardır. İman ve istikamet üzere olmak, sahibini adaletli olmaya götürür.
Adalet, her şeyi yerli yerine koymak, her hak sahibine hakkını vermektir. Adalet, Yüce Yaratıcının koyduğu ölçüdür. Kâinat o ölçü üzerinde hakkıyla durur. Adalet, hak sözü söylenmesi gereken yerde ve layıkıyla söyleyebilmektir. Hakkı gizlemek, hakkı anlaşılmaz bir şekilde sunmak, hakkı batıl ile karıştırmak yahut yanlış yorumların içerisinde sunmak haksızlık ve zulümdür.
Burada şu soru sorulabilir, batılın batıl olduğu ortada olduğu halde neden insanlar batılın peşine düşer, ona inanır ve kanarlar? Batıl, salt batıl olarak ortaya çıkmaz. Çoğu zaman hak ve güzel sözlerle karıştırılarak sunulur. Yanlışlar doğru bir kısım cümlelerle servis edilir. İnsanlar da o süslü sözlere kanarlar. Yahut batılın sunduğu peşin ve geçici menfaatler insanları aldatır. Cehennem süslü taşlarla çevrilmiştir. İnsanlar, aceleyle dış görünüşe aldanırlar ve ona uyarlar. Yahut da batılın peşinde giden insanlar, bilinçsizce ve körükörüne onun peşine düşerler; derinlemesine düşünmezler, araştırıp soruşturmazlar, onlar uydum kalabalığa yaşarlar. Onlar sapık yolda ataların izi ve dini üzeredirler. Gittikleri yol üzerinde biraz düşünseler, o yolun yanlış olduğunu anlayacaklar, ama düşünmezler, düşünmek istemezler. Kimi zaman da batıldan menfaatlanan insanları, bu geçici çıkarlar aldatır. Onlar batıl üzere kurulu düzenlerini, iktidarlarını, makam mansıplarını, o yoldan elde ettikleri gelirleri kaybedeceklerinden korktukları için batıl üzere olmaya devam ederler.
Bütün bunlara rağmen insanlık tarihi boyunca peygamberler başta olmak üzere pek akıllı, asaletli insan hakkın adamı olmuştur. Yani yeryüzünde sadece batıl hüküm sürmemiştir.
Şu sonlu imtihan dünyasında kim ne yaparsa yapsın, sonunda herkes Yüce Yaratıcının huzuruna çıkacak ve yapıp ettiklerinden sorgulanacak ve yapıp ettiklerinin dünya sonucunu gördüğü gibi, ahiret sonucunu da görecektir. Yüce Allah’ın hiç acelesi yoktur, O insanlara fırsat verir, onların cezalarını hemen verivermez. O isteseydi bütün insanlar iman ve İslam üzere olurdu. O isteseydi, bir tek inkarcıya bile fırsat vermezdi. O, isteseydi tüm insanları tek bir ümmet olarak hakkın etrafında toplayabilirdi. Ama sınavın gereği olarak O, insanları muhayyer bıraktı. Ancak O’nun insanları serbest bırakması, yapanın yaptığının yanına kalacağı anlamına gelmez. Sonunda herkes O’nun huzuruna çıkarılacak ve yapıp ettiklerinin sonucuna katlanacaktır. Yüce Rabbimiz, bu konuda sürekli olarak kullarını uyarmış, bunun böyle olacağını haber vermiştir.
Dönüşün O’na olacağı ve herkesin yaptıklarının hesabını vereceği gerçeği, davetçiler için teselli, davet edilenler için de bir uyarıdır.
