Sana Ruhtan Soruyorlar 17/85

وَيَسْأَلُونَكَ عَنْ الرُّوحِ قُلْ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنْ الْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا

Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar, de ki: Ruh, Rabbimin emrinden ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir.

Ruh, nefes, rahatlık ve rüzgâr anlamlarına gelir. Ruh, insan bedenini diri tutan candır. Yüce Rabbimiz, insanın yaratılışını anlatırken ellerimle yarattım, canımdan can kattım buyurur. Buna göre bedendeki ruh, Yüce Rabbin hay sıfatının tecellisidir. Allah’ın rahmeti için de ravh kelimesi kullanılmıştır. Allah’ın rahmetinden (ravhullah) ümidinizi kesmeyin; doğrusu kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden (ravhullah) ümidini kesmez.

Vahiymeleği için de Rûh kavramı kullanılmıştır. Vahiy meleğinin Hz. Meryem’e gelişi şöyle anlatılır: Ruhumuzu (Cebrail’i) ona göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü. Hz. Meryem’e ruhun üfürülmesiyle o Hz. İsa’ya hamile kalmıştı: Namusunu koruyan Meryem’e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.

Kur’ân’ın pek çok ayetinde ruh, melek ve özellikle de vahiy meleği hakkında kullanılmıştır. Cibrîl’in bir adı da Ruhu’l-Kudüs’tür. Ayetlerde melekler zikredilir, özel olarak da ruh anılır. Çünkü ruh, meleklerin şahıdır. Topluma hayat veren, yöneticidir. Vahiy meleğine ruh denmiştir. Çünkü o, cana can katan, var olmanın sırrına erdiren ve hayatı anlamlandıran vahyi getiren melektir. Vahiy de ruhtur, hayattır, candır. İnsanı diri tutan gücün, enerjinin adıdır. Onun için Ruh’un getirdiği Kur’ân, hayat düsturudur. O, dirileri uyarmak, onlara hayat vermek için gelmiştir.

Meryem oğlu İsa’ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs ile destekledik.

Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.

Melekler ve Ruh (Cebrail) miktarı ellibin yıl olan o derecelere bir günde yükselirler.

Ruh (Cebrail) ve meleklerin dizi dizi durdukları gün…

Allah kullarından dilediğine buyruğunu bildirmek için meleklerini vahiyle (ruhla) indirerek söyle der: «İnsanları uyarın ki, Benden başka tanrı yoktur. Benden sakının.» Ayette vahiy için ruh kelimesi kullanılmıştır. Ayetlere göre ruh vahiy meleğidir. Vahiy meleğinin insanlığa getirdiği vahiy, ruhtur. İnsan vahiyle hayat bulur. Vahiy meleği olmadan insan vahyi alamaz, insan vahiysiz canlı kalamaz. Çünkü vahiy candır, ruhun gıdası da vahiydir. Nitekim ayet, melekler ruhla yani İlahî emirle inerler şeklinde de anlaşılmıştır. Çünkü Yüce Allah’ın bütün emirleri ruhtur, hayatı anlamlandıran candır. Yine ayetteki ruh ile kastedilenin Kur’ân olduğu da söylenmiştir. Onun için Kur’ân’ın bir adı da ruhtur. Özetle vahiy meleği, vahiy, Kur’ân ve ruh, bunların hepsi birbiriyle irtibatlıdır.

Konumuz olan yukarıdaki ayetteki ruh kavramını çoğu müfessir, insan cismine canlılık veren ruh olduğunu söylemiştir. Buna göre Yüce Rabbimiz, insana üflediği/nefes ettiği ruhun mahiyeti bilgisini kendine ayırdığı işlerden olduğunu haber veriyor. İnsana can veren ve onu diri tutan ruhta, Yüce Yaratıcının erişilmez kudretinin apaçık ve muhteşem tecelli ve tezahürü vardır. İnsan, onun keyfiyetini bugüne kadar çözememiştir. Çözseydi, ruhun bedenden ayrılmasının önüne geçebilir, ölüme çare bulur ve ölülere can verebilirdi.

Ayetteki ruhtan kastedilenin vahiy meleği yahut Kur’ân olduğunu söyleyen müfessirler de olmuştur. Buna göre mana şöyle olur: Sana vahiy meleğinden soruyorlar, de ki onun mahiyetini siz kavrayamazsınız… Sana Kur’ân’dan soruyorlar, de ki Kur’ân Rabbimin vahyidir, insan sözü değildir.

Emir kelimesi, iş ve buyruk anlamına gelir. İş anlamına gelen emrin çoğulu ümûr, buyruk anlamına gelen emrin çoğulu evâmir şeklinde gelir. Ruh Rabbimin emrindendir cümlesi, Ruh Rabbimin buyruğu altındadır şeklinde de anlaşılmıştır. Zaten ruhun diri kalarak huzurlu olması, vahiyle beslenmesine bağlıdır. Onun için, ahlak ve insanlık dışı davranışlarda bulunanlara ruhsuz, ruhu ölmüş denir.

Rivayete göre bir grup Yahudi Peygamberimize ruh hakkında, onun mahiyeti hakkında sordular. Yahudiler, müşriklere gelip şu üç şeyi Muhammed’e sorun, ikisini cevaplar, üçüncüsünde sükut ederse biliniz ki o peygamberdir. Mağara ehlinden sorun, Zülkarneyn’den sorun ve ruhtan sorun diye akıl verdiler. Onlar da gelip Peygamberimize bu üç soruyu yönelttiler. O, ilk ikisini cevapladı, üçüncüsünde sükut etti, bunun üzerine bu ayet indi.

Güya onu sınamak için sordular. Öğrenmekten ziyade onu zor durumda bırakmak için sordular. Üstlerine iş olmayan şeyden sordular. Çünkü ruh hakkında bilgi, müteşabihat bilgisiydi. Açıklansa da insanın tam olarak kavrayamayacağı bir bilgi idi. Oysa Peygamberimizin nübüvvetine delalet eden çok açık deliller, onun getirdiği vahiyde, Kitabın anası olan muhkem yüzlerce ayet vardı. Halbuki soru, öğrenmek için sorulurdu. Onlar ise gerçek bilginin peşinde olan, iyi niyetli kimseler değildi.

Yüce Rabbimiz, ilk insan Hz. Âdem’i yarattı ve ona ruh üfledi, ona canından can kattı. Ondan sonra insanları yarattı, onlardan her birine de ruh üfledi. Yine o, insana vahiy meleği Ruhu’l-Kudüs’ü göndererek vahiy indirdi ve onun ruhî ihtiyaçlarını karşıladı. İnsan bu şekilde dünyada huzurlu ve anlamlı bir hayatın adamı oldu, ahrette de huzur yurdu ebedî cennet hayatını kazanacaktır. Peygamberlere vahiy meleğini gönderen Yüce Rabbimiz, Hz. İsa’nın annesine de ruh meleğini göndererek, onun hamile kalmasını sağladı. Tüm bunları bize öğreten de Yüce Rabbimizdir. Biz, bunları O’nun bize öğrettiği gibi ve öğrettiği kadar bilebiliriz.

Bakara 269. Ayette kime hikmet verilirse, ona hayırdan çok şey verilmiştir, dendiği halde bu ayette size ilimden çok az şey verilmiştir denmesi çelişki değil midir? Hayır, çelişki değildir. Çünkü insanlara/peygamberlere hikmet verilse de Allah’ın ilmine göre yine de çok az bir şey verilmiş demektir. Onun için insan, ne kadar ilim-hikmet sahibi olursa olsun, asla gurur ve kibire kapılmamalı, haddini bilmeli, daha öğreneceği/öğrenmesi gereken çok şeyin olduğunu bilmelidir. Zira gerçek mümin, cennete girene kadar hayır dinlemeye doymaz. İlk insan Hz. Âdem ve onun şahsında insanlığa tüm eşyanın isimlerini öğreten Yüce Rabbimizdir. O, ilminden dilediğine dilediği kadar verir ve dilediğinden de dilediği zaman alır. Bu konuda hiç kimsenin güvencesi yoktur. Her şey O’ndandır ve O’nun kontrolü altındadır.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

İster insana hayat veren nefes/can olsun, ister vahiy yahut vahiy meleği anlamına gelsin Ruh, Yüce Yaratıcının erişilmez kudretinin açık bir göstergesidir.

Vahiy hayattır. Vahyi insana ulaştıran vahiy meleği de gerçek ve anlamlı hayatı insana ulaştıran, kutsal ruhtur. İnsan vahiysiz yaşayamaz. Hayatı anlamlı hale getiren de vahiyle irtibatlı, vahyin doğrultusunda olmasıdır.

Soru öğrenmek için sorulursa anlamlı olur.

Ne kadar bilgi ve hikmet sahibi olursa olsun insana ilimden çok az şey verilmiştir. İnsan bu konuda haddini ve acziyetini bilmelidir.

Özellikle müteşabihler hakkında ayet ve hadislerdeki bilgi ile yetinilmeli, kesin yargılardan kaçınılmalıdır. Asıl olan Kitabın temeli olan manası açık muhkem ayetlerde yoğunlaşmalı ve müteşabihleri onların ışığında açıklayıp anlamalıdır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir