Üç Ayette Üç Mizân
Bir Kur’ân kavramı olan mizân, ölçmek, tartmak, terazi, adalet ve şeriat/din anlamlarına gelir. Mizân, hem dünyevî, hem de uhrevî bir kavramdır. Dünyada adalet ve terazi için kullanıldığı gibi, ahirette insanların amellerin değerlendirileceği alete ve değerlendirme işlemine de mizân denilmiştir.
Yüce Rabbimiz, kâinatta her şeyi ölçülü ve dengeli yaratmıştır. Kâinatta her şey bu ölçü ve dengeyi muhafaza eder. İnsan da ölçü ve dengeyi muhafaza etmekle emrolunmuştur. Zaten kâinatta var olan bu ölçü ve dengeyi bozmaya kalkanlar insan ve cinlerdir. Yaratılış itibarıyla her şey yerli yerinde, dengeli ve ölçülüdür. Her şeyi yoktan var den Yüce Yaratıcı, yarattığı her şeyi muvazeneli bir şekilde halk etmiştir ki buna fıtrat denir. İnsanın fizikî yönü de öyledir, ruhî yönü de. Canlı cansız diğer yaratıkların durumu da öyledir. Ancak yeryüzündeki bu dengeyi muhafaza etmekle görevlendirilen ve yeryüzü halifesi kılınan insan; kendisine emanet edilen yeryüzünü imar edeceğine, o dengeyi koruyup geliştireceğine tam tersine, onu bozmaya ve tahrif etmeye kalkışmıştır. Sonuçta çevreyi ifsat eden insan, kâinattaki dengeleri altüst etmiş, yeryüzünde bozgunculuğu başlatmış ve dünyayı kan gölü-gözyaşı seline çevirmiştir. Öyle ki insan, kendi fizikî yapısını bile bozmaktan çekinmemiş, yaratılışı ile oynamış, kâinatın genlerini değiştirmeye yeltenmiş, sonuçta fizikî dengesi gibi kendi ruhî dengesi da tahrip olmuştur. Çare ise, insanın fıtratına dönmesi, yeryüzü halifeliği görevini liyakatle yerine getirmesidir. Bu ise kendisine yüklenen emaneti, adalet ve hakkaniyetle yerine getirmesi, bu konuda Rabbinin koyduğu ölçülere uyması ile mümkün olacaktır. Kısaca insanın üç mizanı hesaba katarak yaşaması onun gerçek anlamda kurtuluşu olacaktır.
Yazımızın temelini teşkil eden Rahman suresinin üç ayetinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
O, göğü yükseltmiştir; mizanı/tartıyı koymuştur.
Artık mizanda/tartıda tecavüz etmeyin.
Mizanı/tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.
Üç ayette mizan kavramı üç kere tekrarlanmıştır. Elbette Kur’ân’daki tekrarlar, kuru bir tekrar değildir ve tekrar yalnızca tekit için de değildir. Burada da üç kere tekrar edilen mizanın birbirini tamamlayan üç farklı anlam alanı vardır. Şöyle ki:
Ayetlerde geçen mizan, terazi, adalet ve şeriat olarak anlaşılmıştır ki üçü de birbiriyle irtibatlıdır. Tartı/ölçü aleti, adalet ve hakkaniyeti temin etmek için kullanılır. Şeriat ise her hak sahibine hakkını vermeyi ve her alanda adaleti sağlamayı temel hedef kabul eden ilahî sistemin adıdır. Yani üç mizan vardır. Fıtratta var olan mizan, dindeki mizan ve ahiretteki mizan.
Ayetlerde geçen üç mizandan ilki, kâinatta var olan mizandır. Gökler başta olmak üzere Yüce Rabbin yarattığı ve fıtratı üzerine kalmış olan her şeyde ölçü/denge vardır. Canlı cansız bütün eşya arasında eşsiz ve muhteşem bir muvazene mevcuttur. Cazibe kanunu, yer çekimi kanunu, fizikî, ruhû dengeyi sağlayan tüm ilahî yasalar bu çerçevede değerlendirilebilir. Ayette önce göklerdeki mizandan bahsedilerek mizanın her şeyin üstünde olması gerektiği ve her şeyi yücelten değer olduğu hatırlatılmıştır. Elbette göklerin yaratılışında olduğu gibi yeryüzünün yaratılışında da mizan vardır. Âlemin istikamet ve intizamı, her şeyi yerli yerine koymak, hak edene hakkını vermek, her bir şeyi yerinde kullanmak yani mizanı muhafaza etmekle mümkün olacaktır.
Yüce Rabbimiz insanlığın hayrına olarak Kitabı ve Mizanı birlikte indirmiştir: Gerçekten Kitabı ve mizanı indiren Allah’tır. And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve mizan indirdik; pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de var ettik.
İkinci mizan, şeriatın kanunlarıdır. Hayatın her alanına dair konulan bu ölçüler, her şeyin ve herkesin hayrınadır. İnsanlık bu ölçülere uyduğu sürelerde, huzur ve izzet içerisinde yaşamış; bu ölçülerden uzaklaştığı yahut onlara riayetsizlik ettiği sürelerde de kaos ve zillet içerisinde bir hayata mahkum olmuştur. İnansın inanmasın toplumlar, bu ilahî yasalara uydukları ölçüde ilerlemiş, bu yasalara aykırı davrandıkları ölçüde de gerilemiştir. İnsanlık tarihi bunun canlı şahididir.
Yüce Rabbimiz, hayat düsturu olarak Kitabı indirmiş, huzurlu bir toplum için adaleti emretmiştir. Aslında adaletle hükmetmek de Kitabın içerisindedir. Ama Kitabın rehberliğinde özellikle adalet zikredilerek adaletin önemine vurgu yapılmıştır. Adalete, tartı/terazi anlamına gelen mizan denmiştir. Çünkü tartı, insanlar arasında hak ve adaleti ölçülü bir biçimde belirleyen alettir. Bunun için adalet terazisi denmiş ve terazi adaletin sembolü olmuştur. Cenab-ı Hakkın teraziyi indirmesi, onun gereği adaletli olmayı insanlara emretmesi ve ilham etmesidir.
Şuayb peygamber başta olmak üzere bütün peygamberlerin kavimlerine ortak çağrısı şöyle olmuştur: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır. Ayetten de anlaşılacağı üzere şayet tevhid ve mizan varsa yeryüzünde adalet ve huzur olacak; mizan yoksa yahut eksikse yeryüzünde bozgunculuk kaçınılmaz olacaktır.
Üçüncü mizan ise ahiretteki mizandır. Buna göre dünyada yaratılışta var olan mizanı koruyanlar, bunun için Yüce Yaratıcı tarafından konulan mizan ölçülerine riayet edenler için ahiret mizanı hayır olacak, onların lehine sonuçlar ortaya koyacaktır. Ama var olan ölçüyü/dengeyi korumak şöyle dursun, onu bozan ve tahrip edenler; var olan mizanı muhafaza için konulan ilahî yasalar manzumesi olan mizanı terk edenlerin ise ahiret mizanı, aleyhlerine tecelli edecektir.
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
Elbette ahiretteki mizânın keyfiyeti bizce meçhuldür. Keyfiyetini bilmesek de zerre kadar yahut kıl kadar bile haksızlığın yapılmayacağı bir hesap işlemi olacağına iman ederiz. Hesap gününde mizanın hak olduğuna inanırız.
Bu açıklamalar ışığında bizlere düşen ayetlerde vurgu yapılan üç mizanı da hesaba katarak yaşamaktır. Önce kâinatta var olan mizanı muhafaza etmeli, bunu layıkıyla yapabilmek için konulan ilahî ölçülere/mizan-ı şeriata uymalı, sonra da ahiret mizanının lehimize tecellisini hak etmeliyiz. Önce kendi fizikî v ruhî hayatımızdan başlayarak mizanı hayata taşımalıyız. Bunun için de Ahiret mizanının hak olduğu bilincini her zaman muhafaza etmeliyiz. Muvazeneli mümin olmanın yolu buradan geçmektedir. Şimdi Rahmanın mizan ayetlerini bir kez daha bu gözle okuyalım:
O, göğü yükseltmiştir; mizanı/tartıyı koymuştur. Artık mizanda/tartıda tecavüz etmeyin. Mizanı/tartmayı doğru yapın, tartıyı eksik tutmayın.
Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır. Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.
