İslam Ümmeti ve Kitap Ehli

Kur’ân, Ehl-i Kitap’tan Niçin Bahseder?

Hayat Düsturumuz Kur’ân, bizi hayata hazırlayan kılavuzdur. O, anlattıklarıyla bizim yolumuzu aydınlatır, bu dünya hayatında karşılaşabileceğimiz olaylara karşı takınacağımız tavırları bize öğretir, dünyada izzetli ahirette cennetli bir hayatın sahibi olabilmek için gerekenleri bize açıklar. İşte bu meyanda Kur’ân, pek çok ayetinde bizden önceki kavimlerden bahseder, bizim dışımızdaki inanç sahiplerini söz konusu eder. Kur’ân’ın pek çok ayetinde ısrarla durduğu konulardan biri de Ehl-i Kitap/Yahûdi ve Hristiyanlardır.

Ehl-i kitab kavramı, 2’si Mekkî toplam 47 ayette; Benî İsrâîl kavramı, 12’si Mekkî 4’ü Medenî 16 surede 40 ayette; Yahûdi kavramı ise 3’ü Mekkî 19’u Medenî 22 surede 22 ayette geçer.

Bunlardan Ehl-i Kitab, kendilerine ilahî kitap verilmiş kimseler demektir. Benî İsrâîl, İsrâîl oğulları; Yâhûdî, günah işleyip dönenler anlamına övgü anlamına gelir. Aslında bu kavramların hepsi olumlu anlamlar taşır Şöyle ki:

Kitap ehli derken, siz kendilerine kutsal kitap verilmiş, ilâhî hikmet ve uyarılardan haberdar olmuş kimselersiniz. Size Kitaba göre yaşamak, dosdoğru yolda olmak ve her bakımdan insanlığa güzel örnek olmak yaraşır, mesajı verilmektedir. Bu anlamda biz Müslümanlar da Kitap ehli sayılırız. Zira bize de bütün önceki kitapların mesajını kapsayan son ilahî kitap Kur’ân verilmiştir.

İsrâîl, Allah’ın kulu manasına gelir ve Hz. Yakub peygamberin öteki ismidir. İsraîloğulları, Yakub peygamberin oğulları demektir. Bu tıpkı Benî Âdem/Âdemoğulları ifadesi gibidir. Bu hitap ile olanlara, peygamber çocukları olduğu hatırlatılmakta ve onlardan peygamber evladına yakışır insanlık beklendiği hatırlatılmaktadır.

Yahûdi, ifadesinde de olumlu bir çağrışım vardır. Evet, onlar Peygamberlerini dinlemeyerek, hatta onlara eziyet ederek, buzağı putuna taparak pek çok günah işlemişlerdir. Ancak sonunda tevbe ettiklerini söyleyerek günah ve isyandan hidayet yoluna döndüklerini ifade ettikleri için bu ismi almışlardır.

Ne var ki tarih boyunca bu insanların çoğu bu isimlerinin gereğini yerine getirememişlerdir. Ne Kitap ehli gibi medenî, insancıl, insaflı, hak ve adalet sahibi olabilmişler; ne peygamberin evladı olmaya yaraşır insanlık sergileyebilmişler ve ne de hidayet yolunda istikrarlı bir şekilde durabilmişlerdir. İstisnaları olsa da bunların çoğu milyonlarca insanın ölümüne sebep olan dünya savaşlarını çıkaran, yapan ve destekleyenlerdir. Dünya coğrafyasının büyük bir kısmını asırlarca köleleştirip sömürenlerdir. Yıllar süren Haçlı seferleriyle, Endülüs katliamlarıyla, Körfez harbi, Afganistan-Irak işgali gibi unutulmaz olaylarla geçmişleri ve bugünleri karanlık, sabıkalı kimselerdir. Hak hukuk ihlali, ırz namus tecavüzü, mal mülk gaspı gibi pek çok şenaati yapan engizisyon mahkemeleri, Kazıklı Voyvodalar, köle tâcirleri bu güruhun içerisinden çıkmıştır.

Bu kısa hatırlatmalardan sonra başlıktaki sorumuza cevap arayalım: Kur’ân, ayetlerinde niçin, çokça bunlardan bahseder?

Her şeyden önce bunlar Allah inancı, Peygamber ve Kitab bilgisine sahip olmalarına rağmen öncelikle Müslüman olmaları umulan, buna rağmen yoldan çıkan ve sapan kimseler olmuşlardır. Ayetler öncelikle onların bu tutarsız durumlarına dikkat çekmektedir. Elbette bu ayetleri öncelikle okuyacak olanlar biz Müslümanlarız. Yüce Allah, Kitap ehli üzerinden bizleri eğitmektedir.

Şu özellikleriyle onları tanıtarak bizleri bütün bu konularda uyarmaktadır: Onlar, Allah’ın ayetlerini tahrif edenler, Allah’a iftira atanlar, İlahî yasakları çiğneyenler, Hakikatleri gizleyenler, Peygamberleri Allah’ın oğlu yaparak şirk koşanlar, Peygamberleri katledenler, Peygamberleri incitenler, Peygamberimizi bile bile inkar edenler, Meleklere düşman olanlar, Tağuta tapanlar, Din adamlarını putlaştıranlar, Buzağıya tapanlar, Haram yiyenler, Müslümanlara haset edenler, Fitne ve fesat için koşturanlardır…

Bütün bu yaptıklarından sonra onlar hakettikleri cezaların bir kısmına dünyada maruz kaldılar: Peygamberlerin diliyle lanetlendiler. Allah’ın gazaba uğradılar. Tefrika belasına duçar oldular. Sürgünlerle cezalandırıldılar. Zillet-Meskenetle damgalandılar. Sîret ve suretleriyle domuz ve maymunlara çevrildiler…

Bizler, onları tanıtan bu ayetleri okuyarak, onları iyi tanıyarak onların düştükleri durumlara düşmeyeceğiz. Onların şerlerinden emin olacağız. Zira onlar, Müslümanları dinlerinden soğutmak ve uzaklaştırmak için her şeyi yaparlar: Kitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. (Bakara 2/109) Ey İnananlar! Kitap verilenlerin bir takımına uyarsanız, inanmanızdan sonra sizi kafir olmaya çevirirler. (Âlu Imrân 3/100)

Onlar gibi dini/kitabı tahrif etmeyeceğiz. Onlar, kendilerine emanet edilen ilahî kitapların kıymetini bilememişler, onun gereklerini yerine getirmedikleri gibi, onun hem lafzını hem manasını tahrif etmişlerdi. Vay, Kitap’ı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, «Bu Allah katındandır» diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına! (Bakara 2/79) Ey Peygamber! Kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla, «İnandık» diyenler, Yahûdi’lerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkâra koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, «Böyle bir (fetva) size verilirse alın, verilmezse kaçının» derler. (Mâide 5/41)

Onlar gibi dünyevileşmeyeceğiz. Allah, kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür! Allah, kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. Onlar ise onu, arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alış verişleri ne kötüdür! (Âlu Imrân 3/187)

Onlar gibi kitap ile sapmayacağız. Onlar gibi, dinde ifrat ve tefrite düşmeyeceğiz. Onlar ellerinde Kitap olduğu halde yoldan saptılar, yanlış işler yaptılar. Bir kısım aşırılıkları ihdas ettiler. Dinin aslında olmadığı halde din adamları içit edip onların dini değiştirmesine izin verdiler. Yüce Allah buyurmadığı halde dünyadan el etek çekip mabetlere çekilmeyi/ruhbanlığı icat ettiler. Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. (Tevbe 9/31) Hahamlar ve rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler. Allah yolundan alıkoyarlar. (Tevbe 9/34) Üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah’ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları ruhbanlığa bile gereği gibi riayet etmediler. (Hâdîd 57/27)

Yani onlara benzemeyeceğiz, kendimiz olacağız, bize verilen Kitaba uyacak ve bize gönderilen Peygambere yaraşır ümmet olacağız.

İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan Yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın «Biz Hristiyan’ız» diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahipler bulunmasından ve büyüklük taşlamamalarındandır. (Mâide 5/82)

Ey İnananlar! Yahudileri ve Hristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez. (Mâide 5/51)

Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hristiyanlar senden asla hoşnut olmayacaklardır. De ki: «Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur». Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur. (Bakara 2/120)

O halde bunca ayetteki uyarıları dikkate alarak dostumuzu düşmanımızı ayırt etmeliyiz. Zalimlerle olan gönül, beyin, söylem ve eylem beraberliğimize son vermeliyiz. Zalimlere destek olan kurum yahut kuruluşların ürettikleri ürünleri dikkatlice tespit edip onları satın almamalıyız. Bu konuda spekülasyondan uzak doğru tespit ve yönlendirmeler için konu ile ilgili kuruluşlara da görev düşmektedir. Yine bu konuda Müslümanlar olarak kendi kaliteli ürünlerimizi üreterek, onlara sahip çıkarak başkalarına bağımlı olmaktan kurtulmalıyız.

Bu konuda şu ayetteki uyarı her zaman aklımızda olmalıdır: Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra O’ndan da yardım göremezsiniz! (Hûd 11/113) Evet, zalimlere şöyle yahut böyle meyletme, onlara destek olma, onlara sevgi besleme, onların zulmüne karşı duyarsız kalma sonucunda ateş dokunacak, dünyamız da cehenneme dönecek, ahiretimiz de. Zalimlere olan bu yöneliş, Yüce Rabbimizle aramızı açacak ve O’nun yardımının bize gelmesine de mâni olacaktır.

Müslümanlar olarak ümmet bilinciyle biz bize düşeni yapmazsak, kendimiz olmazsak, her bakımdan güçlü ve izzetli olmazsak dünyamız fitne ve fesattan kurtulamayacaktır. Bu konuda Kur’ân’ın uyarısı nettir: İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşa, fitne ve büyük bozgun çıkar. (Enfâl 8/73)

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir