51 – Kıyametler Kopmasın Diye Emanete Riayet Gerekir!
Emanet, güvenmek, korku ve endişeden emin olmak anlamına gelir. Güvenilir bir kimseye koruması için geçici olarak bırakılan şeye de emanet denir. Emanet, sorumluluktur. Emanetin zıddı hıyanettir. Emanet, iman, mümin, emniyet, emân hep aynı kökten gelen kelimelerdir.
Yeryüzünün halifesi olarak bu sınav dünyasına gönderilen insan, kendisine yüklenen emanetle değer kazanmıştır. O, yerlerin, göklerin ve dağların yüklenmekten kaçındığı emaneti yüklenerek diğer varlıklardan farklı olduğunu göstermiştir. Tabi ki bu değer ve farklılık, onun emaneti fark etmesi, sahiplenmesi ve onu asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmasıyla mümkün olacaktır. İnsan, bu sorumluluğunun farkında olduğu sürece şerefli ve saygın bir varlık olacak; bu sorumluluğu yerine getirmediği zaman da hayvanlardan daha aşağı sefil bir varlık olacaktır.
Doğrusu Biz, bu emaneti göklere, yere, dağlara sunmuşuzdur da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler ve ondan korkup titremişlerdir. Pek zalim ve çok cahil olan insan ise onu yüklenmiştir.
Ayette insana yüklenen emanet, ruhî ve bedenî kabiliyetler, marifetullah, dini vecibeler, ibadet ve taatlerin tamamı, Allah’ın ve kulların hakları, namus, gizli sırlar, okuma yazma ve benzeri nimetlerin hepsidir. Buna göre Yüce Allah’ın kullarına gönderdiği hak din onlara emanettir. Yüce Rabbimiz, insana güvendiği için ve onu buna layık gördüğü için emaneti ona yüklemiştir. İnsana düşen ise, Rabbinin bu güvenine layık olmaya çalışmasıdır.
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür. Bu ayet Osman b. Talha hakkında inmiştir. Cahiliye döneminde Ka’be’nin anahtarlarını muhafaza etme şerefi onda idi. Mekke fethinde Peygamberimiz anahtarı ondan istemiş, Ka’be’nin içerisine girmiş, Ka’be’yi put ve resimlerden temizlemiş, sonra Osman’ı çağırıp bu gün vefa iyilik günüdür buyurarak bu ayeti okumuş ve anahtarı Osman’a vermiştir. Halbuki kendisinden anahtarları Hz. Abbas ve Hz. Ali de istemişti.
Emanete riayet müminlik alameti, emanete hıyanet ise münafıklık alametidir. O müminler, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, va’d edince sözünden döner ve emânet edilince hıyanet eder. Bir başka rivayette ise bu hadis şöyledir: Konuşunca yalan söyler, sözleşince ahdini bozar, tartışınca aşın gider.
İman adamı, var olan her şeyi kendisinde emanet olarak görür. Her şeyden önce, sahip olduğu canı/ruhu ve bedeni onda emanettir. O nefesini boş ve anlamsız yere tüketmez, bedeni rastgele şekilde kullanıp tüketmez.
Üzerinde yaşadığı mekân, içerisinde yaşadığı zaman, kendisine sunulan her türlü imkân onda emanettir, o bu emanetleri asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kullanarak zamanı kokutmaktan, mekânı kirletmekten, imkânı hoyratça tüketmekten korur.
Çoluk çocuğu insanda emanettir. Karı koca, anne baba, çocuk ve akraba tüm aile fertleri de birbirine emanettir. O, onlarla sınamakta olduğunun bilincinde onları Yüce Rabbin ölçüleri doğrultusunda sahiplenir ve onlarla birlikte O’nun rızasını ve cennetini kazanmaya çalışır.
İşverenin yanında işçi, âmirin yanında memur, yöneticinin yanında tebaa emanettir. İşçiye, memura da çalıştığı yer ve imkânlar emanet edilmiştir. Onlar, kendilerine sunulan bu imkânları emanet olarak görmeli ve onları yerli yerince kullanarak değerlendirmelidirler.
Okulda öğrenci öğretmene emanettir. Öğretmenin zamanı ve öğrettikleri de öğrenciye emanettir. Onlar da kendilerine bahşedilen bu emaneti en güzel şekilde değerlendirmelidirler.
Varlık sahibinin elindeki mal-mülk emanettir. Onların asıl sahibi Yüce Allah’tır. Dolayısıyla variyet sahibi, benim malım diyerek meşru olmayan yollardan onu edinemez ve o yollarda harcayamaz. Kazanıp harcadıklarından sorumlu olduğunu asla unutmaz.
Hâkimin katında kendisine tevdi edilen dava emanettir. Elbette o da bu emanetin hakkını vermekle yükümlüdürler.
Dostlarımızın sırları bizde emanettir. Bize korunması için tevdi edilen şeyler emanettir. Bu köşeler yazarda emanettir, yazılar da okuyucusunda emanettir. Örnekleri çoğaltabiliriz.
Kısaca söylemek gerekirse bize sunulan her nimet, içerisinde yaşadığımız her imkân bizde emanettir. Tüm bu emanetlerin asıl sahibi Yüce Allah’tır ve biz bu emanetleri nerede nasıl kullandığımızdan sorgulanacağız. Onun için biz, emaneti sahiplenmekle, onu korumakla ve onu ehline vermekle yükümlüyüz. Zira emanet ehline verilmediği zaman kıyametler kopacaktır. Bu kıyamet ille de ahir zamanda kopacak olan büyük kıyamet olmayabilir. Emanete riayetsizlik, insanın hayatını zindana çeviren, huzur ve düzeninin bozan kıyametlere davetiye çıkarabilir. Onun için hadiste şöyle buyrulmuştur: Emanet zayi olduğunda, iş ehil olmayana bırakıldığında kıyameti bekle! Hayat düzenimizin bozulmaması, hayatımızda kıyametlerin kopmaması için emanetlere riayet etmeliyiz. Büyük saat kıyamete hazır olmamız için emanetlerin farkında olmalı ve emanet bilinciyle onları korumalıyız.
