Allah’ın Verdiğini O’nun Emriyle O’nun için Harcayanlar

مَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.

Mallarını Allah yolunda sarf edip sonra sarf ettikleri şeyin ardından başa kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

İnfak, gerçek müminlerin en temel özelliğidir. İnfak, mümini münafıktan ayıran en önemli ayraçtır. İnfak, müminin sahip olduklarının gerçek sahibinin Yüce Allah olduğunun bilincinde hareket etmesinin adıdır. Evet, asıl ve gerçek sahip Yüce Yaratıcıdır. Mümin ise emanetçidir. O, sahip olduklarını nasıl kazandığından, nerelerde ve nasıl harcadığından sorguya çekileceğinin bilincinde hareket eder. Gerçek mümin O’nun verdiğini, Onun emriyle, O’nun ver dediği yerlere, O’nun öğrettiği şekilde, sırf O’nun hoşnutluğunu kazanmak için veren kimsedir.

Yüce Allah, müminleri tanımladığı pek çok ayetinde onların temel özelliklerinden biri olarak Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden infak edenler olduğunu özellikle belirtir. Buna göre infak, zenginliğin değil müminliğin temel özeliklerinden biridir. İnfakta rızık olarak verilen ve karşı tarafa rızık olacak her şey söz konusudur. Bu bir mal/eşya olabileceği gibi, para, makam, saygınlık ve benzeri şeyler olabilir.

İnfâk yalnızca Allah için yapılır. Yapılırken herhangi bir karşılık beklenmez. Karşı tarafın teşekkür etmesi onun için bir erdemdir, ancak infâk eden bir teşekkür bile beklemeden veren kimsedir. Bu konuda iyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir anlayışıyla hareket etmektir. Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız derler.

İnfâkta kardeşliği merkeze almak, önce kardeşi düşünmek vardır. Kendisi ihtiyaç içerisinde olsa bile kardeşini kendine tercih etme vardır: Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

İnfâk, herhangi bir karşılık beklenmeden yapılır. Ne var ki Yüce Allah, infâk edenleri karşılıksız bırakmayacağını açıklamaktadır. O, infâk edenlere hem dünyada kat kat vereceğini, hem de ahirette vereceğini beyan eder. Onun için infâk, malda/kazançta bereket sebebidir. İnfak, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Yüce Allah’a ödünç vermenin adıdır. Allah’a kim güzel bir ödünç takdiminde bulunursa, Allah karşılığını kat kat verir, ona cömertçe verilecek bir ecir de vardır. Eğer Allah’a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; Halim’dir. Allah’a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. O halde verirken O’na ödünç verir gibi vermeliyiz. Geciktirmeden, istenmeden, en iyisinden, çokça ve en güzel şekilde vermeliyiz.

İnfâk, kişiyi bencillikten temizleyerek, cömertlik, diğerkâmlık sıfatlarını kazanmasını sağlayarak onu kemale taşır. İnfâk, her şeyden önce yarattığı varlıklara karşılıksız veren Yüce Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak, ardından Peygamberler ve sâlihlerin yolunu izlemektir. Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Konumuz olan ayette Yüce Rabbimiz, bir harcamanın infak olabilme sınırını belirliyor. Buna göre infâk, Allah yolunda, Allah için, O’nun onayladığı yerlerde olmalı. Ayet, bir buğday tanesi infak ifadesiyle, infakın en alt limitini belirliyor. Tıpkı hadiste, yarım hurma ile de olsa, kendinizi ateşten koruyun buyurulduğu gibi. Yarım hurmayı herkes verebilir, bir buğday tanesi kadar şeyi de. Burada önemli olan yapılan hiçbir hayrı küçük görmemektir. Nitekim bu konuda şöyle denilmiştir: Sevabı/iyiliği küçük görme, kim için işlendiğine bak. Değil mi ki bir iyilik büyük olan Allah için işleniyor, kıymetlidir, değerlidir. Kötülüğü/günahı da küçük görme, basite alma! Kime karşı işlendiğine bak! Değil mi ki büyük Allah’a karşı yapılıyor, ondan uzak dur.

Ayet, Allah için yapılacak hayır harcamalarının karşılığının kat kat artırılacağını belirterek infâka teşvik ediyor. Bu konuda gelen haberlerde bir iyiliğe en az iki kat karşılık verileceği, bunun yedi kat, yedi yüz kat ve Yüce Allah’ın belirleyeceği daha fazla miktarlarda artırılacağı bildirilmektedir ki üst sınır ayette şöyle açıklanmıştır: Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir. İnsan, yalnızca Allah için yapacağı infâklarla kemale erişecek ve Rabbine yaklaşacaktır. İnançsız insanların yaptıkları bir kısım hayır ve iyiliklerle tatmin olmaları, terapi yapmaları dünyevî bir kazanımdır. Ahirette onlar için herhangi bir kazanım olmayacaktır. Allah için infâk eden müminlerin kazanımları ise hem dünyevîdir hem de uhrevî. Bu miktarların farklı oluşu, yapılan amelin ihlas ve samimiyet derecesine göre karşılık verileceğine işaret etmektedir. Zira aynı zaman ve aynı yerde, aynı miktarda harcama yapan kimselerin niyet/düşünce ve veriş şekilleri farklı olacağından, mükafatları da buna göre farklı olacaktır. Yine yapılan bir hayır, kimi zaman karşı tarafın çok önemli ve acil bir ihtiyacını karşılayacaktır. Kimi zaman miktarda az olan bir yardım, karşı taraf için hayat kurtarır, kimi zaman da normal bir ihtiyacını görür. Onun için her zaman, her şartta, her ihtiyaç sahibine yardım etmeye gayret etmelidir. Farz demeden nafile demeden vermeli, infâkı farz olan zekâttan ibaret görmemelidir. Dört dirhemi olan Hz. Ali’nin bunlardan birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini açıktan vermesi ve belki Rabbim bunlardan birini kabul buyurur demesi ne kadar anlamlıdır!

Bir sonraki ayet de infâkın şekliyle ilgili çok önemli hususlara dikkat çekmektedir: Başa kakmadan, eziyet etmeden, küçük görmeden, söz ve tavırla incitmeden, gururlanmadan, tiksindirmeden vermek. Öyle ki sağ elinin verdiğini sol elinin haberi olmadan vermek. Vereceğiz ve verdiğimiz bizim zihnimizde, gönlümüzde yer etmemelidir. Verdiğimizi unutmalıyız ve kendimizi yeni verişlere hazırlamalıyız. Verdiğimizi dile dolamamalı, sızlanma sebebi yapmamalıdır. Tam tersine vermekle rızaya ve sevaba nail olacağımızı düşünmeli, infâk ettiğimiz kimselerin bize sevap kazandıran vesileler olduğunu düşünüp iyi ki varsınız diyerek onlara dua etmelidir.

İnfâk edilen şeyin toprağa ekilen bir tohum gibi yeşermesi, hayat kaynağı olan Yüce Allah için yapılan harcamanın çürüyüp ölmeyeceğini bildirmek içindir. Çünkü infâk, ahiret yatırımıdır, ama onun kazanımları dünyada da bereket ile kendini göstermeye başlar. Dünyadaki bereket sadece meblağ artışından ibaret değildir, infâkın sahibine kazandıracağı huzur, mutluluktur; malının hayrını görmektir; ağız tadıyla ondan faydalanmaktır; insanların duasını almaktır; mal ve servet düşmanlığının, kıskançlığın dostluğa dönüşmesidir. Bunların hepsidir.

Misaldeki bir tanenin, yüzer taneli yedi başakla yediyüz taneye dönüşmesi, kurallarına uygun bir tarım işiyle elde edilecek verime de dikkat çekilmektedir. Nitekim bir tohum yahut çekirdekten elde edilen fideler çoğaltılarak binlerce taneler elde edilebilmektedir. Burada önemli ve gerekli olan bu hedefe ulaşabilmek için yapılması gereken teknik çalışmaları yapabilmektir.

Fîsebîlullah/Allah yolunda infâk. Bundan maksat öncelikle Allah yolunda yapılan cihad için yapılan harcamalardır. Ama bu ifade, Allah için hac yolculuğunda, ilim yolunda olanlara ve diğer Allah için yapılan harcamalara da şamildir.

Yüce Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O, kullarını sınamak için kimini zengin, kimini fakir kılmıştır. Zengin variyetiyle sınanır, fakir yoksulluğu ile sınanır. Her iki kesim de birbirleriyle sınanır. Önemli olan bu sınavı başarabilmektir. Zengin şükrederek ve şükrünün göstergesi olarak variyetinin bir kısmını Allah için Allah yolunda harcayarak sınavı kazanacaktır. Yoksul da sabrederek, kanaat ederek ve infâk nimeti karşılığında şükür ve dua ile bu sınavı kazanacaktır. Zenginlik de fakirlik de ebedî ve değişmez değildir. Gün gelir zengin olanlar yoksul olabilir, fakir olanlar da variyet sahibi olabilirler.

Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi

İnfâk, mümini münafıktan ayırt eden en temel özelliktir. İnfâk, kulun ahirete yatırımıdır. Dünyada bu yatırımı yapanlar, ahirette karşılığını kat kat fazlasıyla alacaklardır. İman adamına özgü olan infâk, Allah için ve Allah yolunda yapılan her türlü harcamanın adıdır. İnanmayanlar da bir kısım hayır harcamaları yapabilirler. Ancak onların bu yaptıklarından kazanacakları dünya ile sınırlıdır. Onlar, dünyada ihtiyaç sahiplerine yardım etmekle mutlu olurlar, tatmin olurlar, yoksulların düşmanlıklarından korunabilirler… Ama müminler, yalnızca Yüce Allah’ın rızasını kazanma adına, sevabını Yüce Allah’tan umarak infak ederek hem dünya kazanımlarına hem de ahiret kazanımlarına talip olurlar.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir