Ayet: Peygamberlerin Mûcizeleri Birer Ayettir
İnanmışsanız bu mucizede size ayet/delil vardır.
Kur’ân’da aciz bırakma anlamında yirmi yerde acz kökünden türemiş kelimeler geçer, ancak Mûcize kelimesi geçmez. Göklerde ve yerde Allah’ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O her şeyi bilendir, her şeye güç yetirendir. Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur. Siz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah’ı aciz bırakabilirsiniz. Allah’tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz.
Kur’ân, inkârcılara karşı nübüvvetlerini ispat için peygamberlerin eliyle gerçekleşen olağanüstü hadiseleri ayetler başlığında anlatır. Onun için ayet kavramında mûcize anlamı da vardır. Ayet, doğruya götüren işaret olunca, mûcizenin temel hedefi de kişileri hidayete götürmesi, onların hidayetini artırmasıdır.
Peygamberlik mûcize ile sabit olur. Sözlükte aciz bırakan anlamına gelen mûcize kavramı, Peygamberlik iddiasında bulunan bir kimsenin, bu iddiasında doğru olduğunu ispatlamak için Allah’ın kudreti ile göstermeyi başardığı olağanüstü hallerdir. Kavram, bu manada sonraki dönemlerde (Hicrî 4. Yüzyıldan sonra) kullanılmıştır. Mûcize bir peygamberin, nübüvvetini ispat için münkirlere karşı bir meydan okuma şeklidir. Bir olayın mûcize sayılabilmesi için peygamberin eliyle gerçekleşmesi, peygamberliğini ispat etmek için gerçekleşmesi ve herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde net olması gerekir. Bunun dışında gerçekleşen olağanüstü hadiseler, keramet, ilahî yardım (meûnet) ve benzeri şeyler olup onlara mûcize denmez. Mûcize sadece Peygamberlere mahsustur. Bunun için bu kelimeyi başka şeyler için kullanmaktan şiddetle kaçınmalıyız. Kazadan kurtuluşu mûcize idi, bir mûcize yaşandı gibi cümlelerden uzak durulmalıdır.
Mûcizenin hedefleri arasında nübüvvet davasında olan kimseyi desteklemesi, muarızları susturması, onları ikna edip hidayete erdirmesi, ilahî yardım ile müminlere moral olması gibi şeyler sayılabilir.
Mûcizeler üç grupta değerlendirilmiştir:
Hissî/kevnî mûcizeler: Bunlar insanların duyularına hitap eden harikulade olaylardır. Hz. Sâlih’in devesi, Hz. Musa’nın asasının yılana dönüşmesi, Hz. Musa’nın kayadan su çıkarması, gökten bıldırcın ve helva indirmesi, Hz. İsa’nın çamurdan yaptığı kuşun canlanması, Hz. İsa’nın gökten sofra indirmesi, Bedir ve benzeri gazvelerde meleklerin müminlerin yardımına gelmesi gibi. Bunlar tabiat kanunlarını aşan ve Yüce Mevlâ’nın ilahî kudretini gösteren olaylardır. Bizler bunlara şahit olmadık. Ancak bunları bize hep doğru söyleyen Yüce Rabbimiz haber vermektedir. Dolayısıyla biz, bunlara şahit olmuş gibi iman ederiz. Bu anlatılanlar bizim imanımızı artırır, Yüce Rabbimizin erişilmez kudretini bize gösterir. Bunun için Kur’ân’da bu mûcizeler anlatılmaktadır. Yoksa bu anlatılanlar yalnızca tarihî bilgiler vermek için değildir. Hiç kimse de ben bunları gözümle görmedim diyerek bunları yok sayamaz, inkâr edemez. Nitekim bunlara bizzat tanık olanların bir kısmı bu mûcizeleri inkâr etmişler, bunların sihir/büyü olduğunu söylemişlerdir. Demek ki mûcizeye bizzat tanık olmak yetmemektedir. Mucizelere bizzat tanık olanların içerisinde inananlar da olmuştur, inkâr edenler de.
Haberî mûcizeler: Peygamberlerin gabya dair verdiği haberlerdir. Onların isyankâr toplumların helak olacağını önceden bildirmesi, Hz. İsa’nın muhataplarına onların evlerinde ne yiyip biriktirdiklerini haber vermesi, Peygamberimizin İranlılarla savaşta yenilen Rumların yakın bir gelecekte galip geleceğini bildirmesi, İslam’ın doğuda ve batıda yayılacağını haber vermesi gibi örnekler sayılabilir.
Aklî/manevî/bilgi mucizeler: İnsanların akıl yürütme güçlerine hitap eden, belli bir zaman ve mekânla sınırlı olmayan gerçeklerdir. Peygamberlerin seçkin, güvenilir örnek kimseler olması; onların öğretilerinin erişilmez özellik ve güzellikte olması gibi. Evrensel mesaj Kur’ân mûcizesi bu grupta değerlendirilebilir.
Peygamberler tarih boyunca değişik özellik ve seviyedeki insanlara gönderilmişler ve insanlara tebliğlerinde değişik metotları denemişler, çeşit çeşit sıkıntılara katlanmışlar ve çeşitli sonuçlar elde etmişlerdir. Mesela kimileri denizin yarılması, asâ, sofra, ölüleri diriltme, hastaları iyileştirme gibi mûcizelerle kavimlerini gerçeğe çağırmışlar. Kimileri sihir ve büyüye kendilerini kaptırmış toplumlara karşı onların sihir ve büyülerini etkisiz kılacak değişik mûcizelerle gelmişlerdir.
Peygamberimizin en büyük mucizesi eşsiz lafız ve manasıyla Kur’ân-ı Kerimdir. Bunun dışında Peygamberimize hissî bir kısım mucizeler de verilmiştir. Ayın yarılması, Bedir gazvesinde meleklerin yardıma inmesi, Peygamberimizin attığı bir avuç kumun müşriklerin gözlerine isabet etmesi, İsra ve Mirac mûcizesi, az yemekle birçok kişinin doyması, az suyun çoğalması, elindeki taşların Yüce Allah’ı zikretmesi, bazı hayvanlarla konuşması, çağırdığı ağacın yanına gelmesi gibi. Kur’ân dışındaki bu mucizelerin mahiyeti ilim adamlarınca tartışılmıştır.
Önceki Peygamberler kendi dönemlerine ve kendi toplumlarına gönderilmişlerdi. Dolayısıyla onların davet metotları kendi toplumlarının ve dönemlerinin özellikleriyle ilgili olmuştur. O peygamberler, kavimlerine daha çok somut hissi mûcizeler göstermişlerdir. O mucizeler, gösterilen o zaman ve mekanla sınırlı kalmış, ona şahit olan sınırlı sayıdaki insanlar ona tanık olmuşlardır. O mûcizelerin sonraki kuşaklara yalnızca haberleri kalmıştır.
Peygamberimiz ise kendi dönemi başta olmak üzere bütün zaman ve coğrafyaların insanlarına ve hatta cinlere peygamber olarak gönderilmiştir. Dolayısıyla onun en büyük mûcizesi muhatabı olan her kesime yönelik olması bakımından Kur’ân olmuştur. Gerçekten de Kur’ân, eşsiz lafzıyla, erişilmez mükemmel mana ve mesajlarıyla evrensel bir mûcizedir. Kur’ân’ın bu özelliği indiği dönemde hüküm sürdüğü gibi, kıyamete kadar da hükmünü sürdürmeye devam edecektir.
Peygamberlerden Hissî Mûcize Örnekleri
Şimdi Kur’ân’da ayet olarak anlatılan bazı peygamberlerin mûcizelerinden örnekler sunalım:
Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. «Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi: Allah’ın bu dişi devesi size bir ayet/delildir, onu bırakın, Allah’ın toprağında otlasın; ona kötülük etmeyin, yoksa can yakıcı azaba uğrarsınız.
Firavun, Musa’ya «Bir ayet/mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın» dedi. Musa, asasını yere atar atmaz apaçık bir yılan oluverdi; elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler.
Musa’ya şöyle seslenildi: Değneğini at. Musa, değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. «Ey Musa! Dön gel; korkma; şüphesiz güvende olanlardansın» denildi. Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânına karşı Rabbinin iki burhân/delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir denildi.
Allah: «Ey Musa! Bırak asânı» dedi. Bırakınca, değnek hemen, koşan bir yılan oluverdi. Allah: «Onu al, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz. Daha büyük ayet/mucizelerimizi sana göstermemiz için elini koltuğunun altına koy da, diğer bir ayet/mucize olarak, kusursuz, bembeyaz çıksın» dedi.
İsa, İsrailoğullarına şöyle diyecek: «Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah’ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah’ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size ayet/delil vardır».
Hissî mûcizeler, beraberinde ağır sorumlulukları getiren sınav soruları mesabesindedir. O mûcizeleri gördükleri halde onlara inanmayanlar yahut gereğini yerine getirmeyenler ilâhî azaplarla cezalandırılmışlardır. Bu husus Hz. İsa’nın gökten indirilen sofra mûcizesinde şöyle açıklanmaktadır:
Havariler, «Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi de, «İnanıyorsanız Allah’tan sakının» demişti.
Onlar ise, biz ondan yemeyi, kalplerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şahit olmayı istiyoruz, dediler.
Meryem oğlu İsa, «Allah’ım! Rabbimiz! Bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve Sen’den bir delil/ayet olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın» dedi.
Allah, «Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, dünyalarda kimseye azap etmeyeceğim şekilde ona azap edeceğim» dedi.
Demek ki Kur’ân, peygamberlerin eliyle gerçekleşen harikulade olaylar için ayet kavramını kullanmakta ve onlardan ders almamızı bizden istemektedir. Eşsiz lafız ve manalarıyla Kur’ân âyetleri, mûcizeleri de bize ayet adı altında sunmaktadır. Bizlere düşen bu ayetleri ibretle okuyup, onlardaki erişilmez kudreti temaşa etmektir. Mûcizeler gaye değil, sonuçtur. Asıl olan mûcizeye şahit olmak değil, ondan alınması gereken dersi alabilmektir. Mûcize istemek inkârcıların yahut şüphe bataklığından kurtulamayanların şiârıdır. Mûcize istemek, Yüce Alalh’ın gücünü deneme cüretidir. Onun için mümin mûcize istemekte ısrar etmez, mûcize istemeyi düşünmez bile. O, günlük hayatında yaşadığı, tanık olduğu en sıradan gözüken olaylarda bile ilahî kudreti görmeye gayret eder.
