Âyetlerden İstifade Edemeyenler
Hayat Düsturumuz Kur’ân, her seviyede insana, her alanda anlayabileceği ayetleri apaçık bir şekilde sunar. Onun ayetlerinden herkes bir şeyler anlayabilir. Her insan, kapasitesi kadar, gerçeğe tutkusu ölçüsünde, âyetler üzerinde ne kadar durur düşünürse o ölçüde ayetlerden nasiplenir. Onun ayetleri farklı farklı alanlardan seçilerek sunulur. İnsanların farklı eğilimlerine hitap eden ayetler vardır.
Tabidir ki bu ayetlerden istifade edebilmek için insanın onlara alıcılarını açması gerekir. Hem de tüm alıcıların açık olması lazımdır. Öncelikle gönül alıcıları açık olmalıdır. Zira taşlaşmış katı kalplere ayetler tesir etmez. Beyin alıcılarının açık olması gerekir. Çünkü kalple irtibatlı olarak düşünemeyenler âyetlerden nasipdâr olamazlar. Gönül gözlerinin açık olması gerekir. Zira gönül gözü kör olanlar ayetleri göremezler. Âyetleri gönül kulağıyla dinlemek gerekir. Zira gönül kulakları sağır olanlar ayetlerin yanından geçer giderler. Onun için Kur’ân, ayetlerin bazı insanların imanlarını artırdığını söylerken, bazılarının da küfür, inkâr ve nefretini artırdığını söyler. Güneşe gözünü kapatan ışığı göremez. Sese kulağını tıkayan kimse onu işitemez. Taş zemine isabet eden yağmur yahut su onun üzerinden akar gider, onun içine işlemez. Ancak bu durumlar hiçbir zaman güneşin, sesin, suyun varlığını ortadan kaldırmaz. Körler görmese de ışık vardır, sağırlar işitmese de ses vardır, taş zemin fark etmese de su vardır.
Şimdi Kur’ân ayetlerinden kimler istifade edemez, bunu bizzat Kur’ân’dan okuyalım:
Âyetleri ciddiye almayanlar: Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Onlara ayetlerimizi getirdiği zaman, bunlara gülüvermişlerdi.
Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara ki onlara iğrenç ve can yakıcı azap vardır. Ayetlerimizde Bizi aciz bırakmaya yeltenenler, işte onlar, azapla yüz yüze bırakılırlar.
O, size Kitap’da «Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe, onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz» diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkları ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. Ayetlerimizi tartışmaya dalanları görünce, başka bir bahse geçmelerine kadar onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmedenlerle beraber oturma. Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler.Burada ayetler üzerinde tartışanlar, üzerinde derinlemesine düşünüp hikmetleri kavramak için değil, eğlenmek için, inkâr etmek için, seviyesizce ve saygısızca lüzumsuz ve gereksiz tartışmaya dalanlardır. Böylelerinin hakikati dinlemeye bile tahammülleri yoktur. Çünkü önyargılıdırlar, küfre-batıla şartlanmışlardır. Apaçık ayetleri görseler bile, peygamberlerin elinde mucizelere şahit olsalar dahi hakikati teslim etmezler. İşte Kur’ân, böyle kimselerle tartışmaya girmeyi yasaklar. Yoksa Kur’ân pek çok ayetinde, ayetler üzerinde derinlemesine düşünmeye tefekkür, tezekkür ve tedebbüre davet eder.
Allah’la, ayetleriyle, peygamberiyle mi alay ediyordunuz? Sonra Allah’ın ayetlerini yalan sayıp, onları alaya alarak kötülük yapanların sonu pek kötü oldu.
Ayetleri nasıl türlü türlü açıkladığımıza bir baksana, sonra da onlar yüz çevirirler. Allah’ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azapla cezalandıracağız. Demek ki âyetlerden istifade edebilmek için ona yönelmek gerekir, onu okuyup anlamayı istemek gerekir, âyetin rehberliğini kabullenmek gerekir. Âyetlerin sahibi Yüce Yaratıcıyı düşünüp o âyetlerini ciddiye almak gerekir. Sahibini düşünerek âyeti ciddiye almak, hem ayeti okuyup anlama, hem de gereklerini yerine getirme konusunda hassasiyet göstermeye sevk edecektir. Yüce Allah’ın ayeti ile karşı karşıya olduğunu düşünen kimse onu hafife alamaz, onu rastgele okuyamaz ve yorumlayamaz, onunla dalga geçemez.
Hakikat peşinde koşmayan inkârcılar: Allah size âyetlerini gösteriyor. Allah’ın delillerinden hangisini inkâr edersiniz? Ayetlerimizi ancak inkârcılar bile bile tanımazlar. Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak! Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz. Zaten ayetlerimizi bilerek ancak hain nankörler inkâr eder.
Kur’ân, inkâr için farklı kelimeler kullanmıştır. İnkâr, tekzîb, cahd, küfür, istihzâ gibi. Bu kavramların her biri inkârın farklı yönlerine ve farklı sonuçlarına işaret eder. Zira kimi bilmezine inkâr eder, kimi bile bile inkâr ede. Kimi görmezden gelerek inkâr eder, kimi görmediğini açıkça itiraf ederek inkâr eder. Kimi gerçeği unutarak inkâr eder, kimi unutmadığı halde onu inkâr eder. İnkâr eden bir kimse ya inkârını açığa vurarak zulüm ve isyanlarıyla inananlara zarar vermeye başlar. Ya da inkârı kendinde kalır, kendine zarar verir.
İnatçılar: Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır. Şeytan, pek çok şeyi bildiği ve yakınen gördüğü halde kibrine yenildi ve küfründe inat etti. İnsan şeytanlarında da benzer durumlar her zaman görünmektedir.
Kibirliler: Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlar, işte onlar cehennemliklerdir, orada temelli kalacaklardır. İnkâr eden kimselere denir ki: Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz değil mi? Doğrusu ayetlerimizi yalan sayıp, onlara karşı büyüklük taşlayanlara, göğün kapıları açılmaz; deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. Suçluları böyle cezalandırırız. Kibir, insanın alıcılarını körleştirir ve gerçeğe kapatır. Gerçeği görebilmek için kibir kabuğunu kırmak gerekir, hakikat arayışı içerisinde olmak gerekir. Hakikate talip olanlar, onunla buluşunca onu kabullenmeyi bir zül değil şeref kabul ederler. Hakikat adamı, karşılaştığı her gerçekle beraber tevazusu artan kimsedir. Meyveli ağacın, meyveleri arttıkça ve olgunlaştıkça dallarının yere basması gibi; ilmi irfanı artan kimsenin de tevazusu, ilmi ve irfanı seviyesince hat safhaya çıkar.
Zâlimler: O gün tartıları hafif gelenler, ayetlerimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerini mahvetmiş olanlardır.Zulüm, hakkı teslim etmemektir. Her şeyi yerli yerine koymamaktır. Zulmetmeyi yol edinenler, âyetleri görmezden gelirler. Âyetlerin söylediği hakikatlere teslim olmazlar. Sonuçta hem kendilerine yazık ederler, hem de başkalarına. Hem dünyalarını kaybederler, hem de ahiretlerini.
Gâfiller: Yeryüzünde haksız yere büyüklük taşlayanları, ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalan saymaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir. Âyetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimizden habersizdir. Kişi âyetleri umursamazsa, sahibini umursamazsa Yüce Allah’ta buna karşılık onun kalbine, kulağına ağırlıklar koyar, gözlerine perde çeker ve o kişi âyetleri görmez, bilmez ve onlara inanmaz olur. Yani kul bunu hak eder, Yüce Yaratıcı da halk eder. Onun için âyetlerle kuşatıldığımız şu sınav dünyasında, hem kendi nefislerimizdeki hem de kâinat kitabındaki âyetleri fark etmeliyiz. Hem kevnî âyetleri, hem de Kur’ân’ın âyetlerini saygı ve itina ile, tefekkürle, tedebbürle okumalıyız.
Kör, sağır ve dilsizler: Âyetlerimizi yalan sayanları suda boğduk, çünkü onlar kör bir toplumdu. Benim Kitap’ımdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak hasrederiz. O zaman: «Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim» der. Allah: «Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun» der. Buradaki körlük, sağırlık ve dilsizlik hakikati göremeyen kalp körlüğü, kalp sağırlığı ve kalp dilsizliğidir. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalpler de körleşir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler. Onlar Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden akletmezler.
Demek ki âyetlerden istifade edebilmek için hakikatin peşinde koşmak gerekir. Ön yargılardan kurtulmak gerekir. Gerçeği ciddiye almak gerekir. Hele bir de âyetin sahibi Yüce Allah ise, onun karşısında esas duruşa geçmek gerekir. Hakikatin aşığı ve tâlibi olmak gerekir. Kibir ve inadı bırakıp hakikate teslim olmak gerekir. Zulmü bırakıp hak, adalet ve insaf ehli olmak gerekir. Gafletten kurtulup uyanık olmak gerekir. Âyeti, doğru bir şekilde anlayıp gereğini yerine getirmek için okumak, görmek gerekir. Âyetten azami ölçüde nasiplenebilmek için ayete, gönül kulağını, gönül gözünü açmak ve âyeti gönül aklıyla derinlemesine tefekkür etmek gerekir. Kısaca âyeti fark etmek, âyetle dolmak, âyetle olmak gerekir.
