Dünya Bahçesini Cenneti Sanan Kişinin Misali
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا
كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئًا وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا
Onlara iki adamı misal olarak göster: Birine iki üzüm bağı verip, etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik. Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık. Onun gelirleri de vardı. Bu yüzden, arkadaşıyla konuşurken: «Ben malca senden zengin, nüfusça da senden daha itibarlıyım» dedi.
Kendisine böylece yazık ederek bahçesine/cennetine girerken: «Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, and olsun ki orada bundan daha iyisini bulurum» dedi.
Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: «Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda de seni insan kılığına koyanı mı inkâr ediyorsun? İşte O benim Rabbim olan Allah’tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam. Bahçene girdiğin zaman, her ne kadar beni kendinden mal ve nüfus bakımından daha az buluyorsan da: «Maşallah! Kuvvet ancak Allah’a mahsustur, demen gerekmez mi? Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de bahçen yerle bir olabilir. Yahut suyu çekilir bir daha da bulamazsın» dedi.
Nitekim, ürünleri yok edildi; bağın altüst olmuş çardakları karşısında, sarf ettiği emeğe içi yanarak ellerini ovuşturup «Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım» diyordu. Ona, Allah’tan başka yardım edebilecek adamları da yoktu, kendi kendini de kurtaramadı. İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı gerçek olan Allah’ındır. Mükafatlandırma bakımından hayırlı olan da sonuçlandırma yönünden hayırlı olan da O’dur.
Onlara, dünya hayatı misalinin tıpkı söyle olduğunu anlat: Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır, ama sonunda rüzgârın savuracağı çerçöpe döner. Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.
Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevap olarak da emel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır.
İki adam var, bunlar arkadaşlar. İyi ve kötünün temsilcisi iki adam. Bu tip insanlar, her zaman ve her yerde olabilirler. Kötünün temsilcisinin iki bahçesi var, güzel mi güzel, özel mi özel. Meyve, sebze ve ekinleriyle donanımlı iki bahçe. Ortasından nehir akan, en önemli ihtiyacı suyu kendinden olan iki bahçe. Bunların hepsi Allah vergisi. Adam da çalıştı çabaladı ama asıl bunları veren Yüce Allah. Onlardan birine iki üzüm bağı verip, etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik… İki bahçenin arasından bir de ırmak akıtmıştık.
Adam, bu sahip olduklarıyla şımardı, bunları arkadaşına hava atma fırsatı olarak gördü. Bahçesini cenneti sandı. Bahçesine sanki cennetine girer gibi girdi. Oysa onlar cennet değil, cennet vesilesiydi. Değerlendirebilen için cenneti kazanma aracı idi. Bahçenin güzelliği gözünü bürümüş, kendisini ebedileştireceğini sanmıştı. Oysa bu dünya bahçeleri hiç kimseye yâr olmamış ve kimseye kalmamıştı. Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum.
Onun bu inkârcı tavrını gören arkadaşı duyarsız kalmadı. Zira gerçek dost/arkadaş yanlış yaptığında arkadaşını uyaran, onu sapmaktan alıkoyandı. O da öyle yaptı. Ona bir damla sudan yaratanı hatırlattı. Bütün sahip olduklarını ona vereni hatırlattı. Bu nimetlere karşı nankörlük değil, şükretmesi gerektiğini ona hatırlattı. İşte O benim Rabbim olan Allah’tır, Rabbime kimseyi ortak koşmam diyerek kendinden örnek verdi, söylediklerini öncelikle kendisinin yaptığını özellikle belirtti. Onu önce ikna edici delillerle uyardı, ardından bahçesinin helak olabileceğini hatırlatarak onu korkutmaya/inzâr etmeye başladı.
Adam, bu dost uyarılarından alacağı dersi almadı, sonunda bahçesi yok oldu. Çardakları göçtü, ürünleri mahvoldu. Sonunda adam yanlış yaptığını anladı, keşke demeye başladı. Ama iş işten geçmiş, olan olmuş, bütün emekleri boşa çıkmıştı. Zira dünya fâni idi, kimseye kalmayacaktı, ona da kalmadı. Çünkü dünya hayatı, gökten inen rahmet yağışlarıyla yeşeren, bir süre sonra sararıp kuruyan ve çerçöpe dönen bitkilere benzemekteydi. Güvenilmezdi. Tarihte hiç kimseye yâr olmamış, hiç kimseyi kurtarmamıştı. Asıl güvenilecek olan ebedî ve ezelî olan Yüce Allah’tı. Ona güvenip dayananı O, dünya ve ahirette yardımsız bırakmazdı. Gerçek dost O’ydu ve O’nun dostluğu hem dünyada hem ahirette devam edecekti. Bizi, O’nun Rızasına kavuşturacak olan ise O’nun ölçüleri doğrultusunda yapacağımız sâlih amellerdi. Dünyalıkların her biri ise birer sınav aracı idi. Nice sâlih insan, bunlarla Rabbin rızasını ve cennetini kazanmış; nice bahtsız insan da bunlarla hep kaybetmişti. Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevap olarak da emel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır.
Ayetlerde bu kötü adam zâlim, kâfir/nankör, müşrik olarak nitelendirilmiştir. Demek ki kişi sahip olduklarını yerli yerine koyup değerlendiremezse zulmetmiş olur. Nimetin asıl sahibini bilip O’na şükretmez ve bu şükrünü sahip olduklarını O’nun yolunda kullanmazsa nankör/kâfir olur. Malı putlaştırır, kendisini ebedileştireceğini sanır, onu ilah mesabesinde görürse şirk koşmuş olur. Bütün bunlara rağmen arkadaşı ona nasihat etmeye devam ediyor. Zira muhatabın kafir, müşrik, münafık, günahkâr olması, ona daveti götürmemizi engel olmamalıdır. Nitekim tarih boyunca Peygamberler de onların yolunu izleyen davetçiler de hep kötülere davetlerini ulaştırmışlardır.
Anlatılan kıssada olayın geçtiği yer, yaşandığı zaman ve bahçe sahibinin kimliği anılmadı. Böylece mesajın evrensel olması hedeflendi. Okuyucular ayrıntılara takılıp kalmasınlar, anlatılanlarda kendilerini bulsunlar diye kıssa, mesaj verici şekliyle sunuldu.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
Sınav dünyasında her insanın sınandığı bir bahçesi vardır. Bu bahçe ekili dikili bir yer olabileceği gibi, bir makam, bir iş yeri, bir ofis, bir mağaza, bir fabrika yahut bir çalışma alanı olabilir. Her insan bulunduğu yeri sınav bahçesi olarak görmeli, helalinden kazanıp helalinden harcayarak sınavı kazanmaya gayret etmelidir.
Kazanım alanları birer araçlardır, asla amaç haline getirilmemelidir. Rızkı veren/verecek olan Razzak olan Yüce Allah’tır. Rızkı helalinden O’ndan istemeli, O’nun emrettiği çizgide, O’nun ölçüleri doğrultusunda kazanmaya çalışmalıdır. Madem ki sahip olduklarımızın asıl sahibi Yüce Allah’tır, o halde O ver dediğinde, vermekten/harcamaktan/feda etmekten kaçınmamalıyız. Zira O, emri doğrultusundaki harcamaları katmerli bir şekilde bereketlendirip artıracaktır. Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin durumu, her başağında yüz tane olmak üzere yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir. Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Sahip olduklarını Allah için harcamaktan kaçınan cimriler ise dünyada da ahirette de kaybedenlerden olacaklardır. Allah’ın bol nimetinden verdiklerinde cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, bilakis bu onların kötülüğünedir. Cimrilik yaptıkları şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele. Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, «Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın» denecek. Cimrilik yapan bilsin ki, ancak kendine karşı cimrilik etmiş olur. Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimriliği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet va’deder. Allah’ın lütfu boldur, O her şeyi bilir.
Şimdi şu soruları kendimize soralım:
Bizim sınav bahçemiz neresidir?
Sahip olduklarımızın asıl sahibinin Yüce Allah olduğunu ve bizim onların emanetçisi olduğunu biliyor muyuz?
Sahip olduklarımız bizi şımartıyor ve O’nu anmaktan alıkoyuyor mu, yoksa şükrümüzü mü artırıyor?
Sahip olduklarımızı, yeri ve zamanı gelince O’nun yolunda harcayabiliyor muyuz?
Unutmayalım, bu dünyada sahip olduklarımızla ya cenneti kazanacağız ya da cehennemi boylayacağız!
