Geceye ve Gündüze/karanlığa ve Aydınlığa And Olsun: Şerefli Elçinin Sözü, Elçiyi Gönderen Yüce Allah’ın Sözüdür!

فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ الْجَوَارِي الْكُنَّسِ وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ

Kararmaya başlayan geceye and olsun… Ağarmaya başlayan sabaha and olsun ki… Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

Yüce Rabbimiz, kullarının çok yönlü olarak dikkatlerine çekmek için, yarattığı her varlığın önemini bildirmek için her şeye yemin eder. Ama O, daha çok her cismin en yücesine yemin eder. Sözgelimi nefse yemin eder, ama nefislerin en değerlisi insan nefsine yemin eder. Söze yemin eder, ama sözlerin en güzeli Kur’ân’a yemin eder. Yüce(lik)lere yemin eder, ama bunların en şereflisi olan göğe, güneşe, aya ve yıldızlara yemin eder. Zamana yemin eder, ama zamanın en değerlisi olan Asr-ı saadete yahut on mübarek geceye yemin eder.

Bu ayetlerde de Yüce Rabbimiz, her insanın geceleri sürekli olarak tanıklık ettiği yıldızların üç haline yemin etmektedir. Doğuşuna, akışına ve batışına. Yıldızın doğuşu gecenin gelmesidir, onun akışı sürekli hareket etmesi, ışık yaymasıdır. Yıldızın batışı ise gündüzün gelmesiyle birlikte gözden kaybolmasıdır. Yıldızın her üç hali de erişilmez kudrete ve pek çok hikmete delalet eder. Yıldızın doğuşu, Yüce Yaratıcının erişilmez kudretine, onun akışı yaratılanların varoluş gayeleri doğrultusunda hikmetle hareket edişine, batışı ise onun faniliğine delalet eder. Bunun sürekli tekrarlanması aslında öldükten sonra dirilişin varlığını haykırır durur. Tabi ki gönül gözü açık olanlar bunu fark ederler.

İnsanın da aslında üç hali vardır. İnsan da doğar, yaşar ve ölür. Onun yoktan var edilmesi de erişilmez kudretin bir göstergesi, onun yaşarken koşturması yaratılış gayesi doğrultusunda olursa anlamlı ve değerli olacaktır. İnsanın üçüncü hali ise her fani gibi ölmesidir. Ancak ölüm bir yok oluş değil, yeni bir hayata doğuştur. Zaten diriliş ile bunun böyle olduğu görülecektir. Yıldızın periyodik olarak doğup batması gibi, insan da günlük olarak küçük ölüm uykuya dalarak, sabahleyin tekrar uyanarak bu ölüm ve diriliş provasını tekrarlar durur.

Ayetteki hunnes, gizlenme anlamındadır. Nitekim sinsi şeytan için de aynı kökten hannâs kelimesi kullanılmıştır. As’as kelimesi gecenin gidişi yahut gelişi anlamınadır. Gece de tıpkı gündüz gibi, Yüce Yaratıcının koyduğu plan ve düzen içerisinde sürekli gidip gelmekte, uzayıp kısalmaktadır. Gecenin gidişi gündüzün gelmesi içindir. Gündüzler geldikçe geceler gitmeye mahkûm olacaktır. Gecenin gidişi ve gündüzün gelişi ile ortalık ışıyacak, varlıklar rahat nefes alacak, hareketlilik ve canlılık başlayacaktı.

Kur’ân’ın gece ve gündüz anlatımları, müşahede âleminde şahit olduğumuz karanlık geceye ve aydınlık gündüze işaret eder. Aynı şekilde gece cahiliyedir, küfür-şirk-nifak karanlığıdır. Gündüz de İslam’dır, imanın nuru/aydınlığıdır, ihlâstır. Vahyin gelişi ile insanlığın hayatı aydınlanmış ve insanlık, aydınlık gündüze gözünü açmıştır. Vahyin insan hayatında olmayışı ise insanlık için karanlıkların başlaması demektir. Öte yandan evrende gece ve gündüzün sürekli deveran edip durması gibi, hak batıl mücadelesi de kesintisiz devam eder. Kimi zaman hakkın taraftarlarının vazifelerini yapmaları sonucu onlar izzetli ve aydınlık günler yaşarlar; kimi zaman da karanlık adamlar günlerini gün ederler. Karanlık taraftarlarının söz sahibi olması, aydınlık taraftarlarının vazifelerini gereği gibi yapmamaları sonucudur.

Yüce Yaratıcı, yarattığı andan itibaren âlemi güneşsiz-zıyasız bırakmadığı gibi, insanlığı da vahiysiz bırakmamıştır. Ne var ki insanlık kimi zaman yönünü o vahyin aydınlığına çevirmiş ve gözünü o ışığa açıp aydınlık içerisinde huzurlu bir hayat yaşamış; kimi zaman da aydınlığa arkasını dönmüş, ona gözünü kapatmış bu sefer de karanlıklar içerisinde mutsuz ve doyumsuz bir hayat yaşamıştır. Güneş nasıl ki hep varsa, vahyin aydınlığında hep var olacaktır. Ama dünyanın güneşe sırtını döndüğü yer ve zamanlarda karalıkta kalması gibi, insanlık da vahye ardını döndüğü sürece karanlıklarda kalmaya devam edecektir.

Hâkka suresinde Şerefli/kerîm elçiden kasıt Muhammedü’l-Emindi, buradaki kerîm elçi ise Cibril-i Emîndir. Her ikisi de Yüce Yaratıcının kutlu elçisidir. Elçinin sözü, kendi sözü değil, onu elçi olarak gönderenin sözüdür. Vahiy meleği Kur’ân cümlelerini Yüce Allah’tan almış, Hz. Peygamber de vahiy meleğinden alıp bize ulaştırmıştır. Elçiler söze kendilerinden bir şey katmamışlardır. Buna göre Kur’ân ne vahiy meleğinin sözü, ne de onu bize ulaştıran Hz. Peygamberin sözüdür. O, doğrudan Yüce Allah’ın sözü/Kelamullahtır. Her iki elçi de O’nun mesajını eksiksiz bir şekilde muhataplara ulaştırırlar. Her iki elçi de bir melek yahut bir insan olarak kendi adlarına değil; Yüce Allah adına konuşurlar ve O’nun sözünü aktarırlar. Dolayısıyla her iki elçiye düşmanlık, onları gönderene düşmanlıktır. Her iki elçi hakkında saygısızlık, onları gönderene saygısızlıktır. Her iki elçiyi sıradanlaştırma da yine onları göndereni hafife almadır. De ki: Cebrail’e düşman olan kimse Allah’a düşmandır. Çünkü O, Kuran’ı Allah’ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir. Allah’a meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olan kimse inkâr etmiş olur. Allah şüphesiz, inkâr edenlerin düşmanıdır.

Ayette Kur’ân’ı getiren elçinin en temel özellikleri sıralanmıştır: Şüphesiz bu Kur’ân, Arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elçinin sözüdür… Kerîm/şerefli bir elçi… Hayrı çok, her şeyiyle özel ve güzel bir elçi. Güçlü kuvvetli bir elçi. Onun vahyi getirişine hiç kimse müdahale edemez, getirdiği vahyi değiştiremez, iptal edemez, onu engelleyemez, onu aciz bırakamaz, ona düşmanları yaklaşamaz, zarar veremez. Elbette gücünü erişilmez kudret sahibinden alan, O’na güvenip dayanan güçlü kuvvetli olur. O, melekût âleminde sözü dinlenen, emrine itaat edilen bir elçidir. Onun maiyetindekiler onun emrine amadedir. O, emanete hakkıyla riayet eden güvenilir bir elçidir.

Bütün bu gerçeklerden sonra sizler, nasıl olur da böyle bir elçinin getirdiği Kur’ân’a şiir, sihir, kehânet, eskilerin masalları, insan sözü diyerek onu hafife alabilirsiniz? Onun hükümlerine karşı nasıl duyarsız olabilirsiniz? Başka beşer mahsulü şeyleri ona alternatif görüp nasıl ona tercih edebilirsiniz? Bu ifadeler, Kur’ân karşısında bizleri titretmesi gereken ve mümince duruşumuzu belirlemesi gereken uyarılardır.

Şimdi bir kere daha tekrarlayacak olursak, ayetlerde:

Yemin eden: Yüce Allah.

Kendisiyle Yemin Edilen: Yıldızların doğuşu, akışı ve batışı; gece ve gündüz/karanlığın gidişi ve aydınlığın gelişi…

Üzerine Yemin Edilen: Kutlu vahiy elçisi Cibril-i Emîn’in getirdiği Kur’ân.

Alaka: Yıldızlar nasıl ki yolcuların doğru yolu bulması ve o istikamette ilerlemesi içinse; kutlu elçinin sözüyle de insanlar doğru yollarını bulurlar ve o yolda ilerlerler. Yıldızlar, gaybî haber hırsızlığı yapmaya yeltenen şeytanları taşlayıp etkisiz hale getirirler. Kutlu Elçinin sözü Kur’ân’da insan ve cin şeytanlarını, onların salvolarını etkisiz hale getirir. Yıldızlar göğün süsüdür. Kur’ân da gönüllerin süsüdür. Yıldızların ışığı nasıl karanlıkları aydınlatıyorsa, Kur’ân’ın nuru da cahili karanlıkları aydınlatacaktır.

Gece karanlığı gidince gündüzün aydınlığı gelir. Kutlu elçinin sözüyle cahiliye karanlıkları gider, manevî aydınlıklar gelir. İster vahiy meleği olsun, ister Hz. Peygamber olsun kutlu elçi kendi sözünü değil, elçi olarak gönderen Yüce Allah’ın sözünü iletirler. Dolayısıyla o sözü Yüce Allah’ın sözü olarak okumak, anlamak ve gereğini yerine getirmek gerekir. O halde insana düşen, karanlıkta kalmamak için, yüzünü-gözünü-gönlünü ışık kaynağına/Nura çevirmesidir. Güneşe ardını dönenler yahut gözünü kapatanlar, güneşe asla zarar veremeyecekler ancak kendileri aydınlıktan mahrum kalacaklardır. Alıcılarını Nura çevirmeyenler de benzer şekilde karanlıklarda kalmaya, karanlık adamlar olmaya devam edeceklerdir.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir