Iı. Soru

Sana Hilallerden soruyorlar 2/189

يَسْأَلُونَكَ عَنْ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Sana doğan aylardan soruyorlar. De ki: Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. Evlere arkalarından girmek iyilik değildir. İyilik, Allah’tan sakınanın iyiliğidir. Evlere kapılarından girin ve Allah’tan sakının ki, başarıya eresiniz, umduğunuzu bulasınız.

Muâz b. Cebel ile Sa’lebe b. Ğanem: “Ya Resûlallah, bu hilâle ne oluyor? Başlangıçta, iplik gibi ince olarak ortaya çıkıyor, daha sonra da dolunay oluncaya kadar artıyor, sonra da durmadan eksilerek baştaki durumuna geliyor. Güneş gibi, tek bir halde kalmıyor” dediler. İşte bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Yine Muâz’dan rivayet edildiğine göre yahudîler, hilâl hakkında sormuşlardı, ardından bu ayet indi.

Onlar, Peygamberimize soruyorlar, Yüce Allah cevaplıyor. Sanki soru soranlar şöyle uyarılıyor: Peygambere niye soruyorsunuz bu soruyu, O astronot mu ki? Peygambere, sizi ilgilendiren ve sizin istikamete ermeniz ve o yolda kalmanızı sağlayan sorular sorun.

Cahiliyyede, bir kimse bir şeye kastedip, o şeyi elde etmek kendisine zor gelince, bu kimse evinin kapısından içeri girmeyip, tam aksine evine arka tarafından girip çıkmaya başlar, bunu bir yıl sürdürür ve bunu iyilik olarak görürdü. Yüce Allah, bu ayeti ile onları böyle yapmaktan sakındırmıştır. Buna göre ayetin tefsiri şöyle olur:

Uğursuzluk sayarak, evlerinize arka tarafından gelmeniz iyilik değildir. İyilik ancak, Allah’tan başkasından değil, Allah’tan korkan ve kendisinde uğursuzluk hissettiği şeyden çekinmeyip, aksine Allah’a tevekkül ederek, sadece Allah’tan sakınan kimsenin hareketidir.

Siz ayın halleri ile ilgili soruları soracağınıza, cahiliye döneminden kalma, evlere bacadan girme gibi saçma adetlerin hükmünü sorsanız daha iyi olurdu. Zira Peygambere sorulacaksa soru, böyle sorulmalıdır. Bu usulüne uygun bir sorudur. Tıpkı evlere kapılarından girmek gibi. Aksi takdirde hilallerle ilgili soru, evlere, kapıları dururken, pencere yahut bacadan girmek gibi bir şey olur. Öte yandan evlere arkadan/bacadan girmekle, bir kısım cahiliye âdeti hurafelerden medet ummakla sorunlar çözülmez, başarısızlıklar son bulmaz. Böyle yapacağınıza başarısızlığın sebeplerini araştırın, aynı durumları tekrarlamayın, kul olarak yapmanız gerekenleri yerine getirin ki başarıya nail olasınız. Sizin başarısızlığınızın, evin kapısı yahut bacası ile ne ilgisi olabilir ki!

Hac İbadetinin Göstergeleri Hilaller!

Haccın belli bir vakti vardır ki bu da, ay takvimine göre belirlenir. Mübarek gün ve geceler de ay takvimine göre belirlenir. Oruç günleri, kadınların iddet hesabı ay takvimine göre yapılır. Oruç günlerinin ay hesabına göre yapılması ile Ramazan ayı bütün mevsimleri gezer. Böylelikle Müslümanlar bütün mevsimlerde oruç tutmanın zorluğunu ve lezzetini tadarlar. Otuz beş sene oruç tutan bir kimse, güneş hesabına göre hem bir sene fazla oruç tutmuş olur, hem de senenin bütün günlerinde oruç tutmuş olur.

Zekât hesabı da ay takvimine göre yapılır. Bu, fakirlerin lehinedir. Çünkü bu hesaba göre, sene 354 gündür ve güneş hesabına göre on gün erken gelir, yani bir önceki seneden on gün önce zekat verilmiş olur. Bu da güneş hesabına göre otuzbeş senede bir sene fazla zekât vermek demektir.

Bu ayetle bir cahiliye geleneğine son veriliyor. Evlere kapılarından girin buyruluyor. Çünkü kapılar, evlere giriş için yapılmıştır. Herkes, evlere kapılarından girilmesini bekler. Evlere kapıdan girmeyenler ya hırsızlardır, yahut kötü amaçlı kimselerdir. O halde evlere kapılarından girin, soruları da usulüne uygun olarak sorun. Soruyu doğru sor, hangi soruyu kime soracağını bil, eve kapısından gir, her şeyi usul ve adabına göre yap deniyor. Zira usulsüzlük, vusulsüzlük sebebidir. Yine kem âlâttan, kemâlât olmaz. Yanlış yollarla doğru sonuçlara ulaşılamaz.

Kâinatta hiçbir şey boşuna ve anlamsız değil. Her şey yerli yerince ve belli bir ölçüye göredir. O Allah, tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, güçlü olanın, her şeyi bilenin nizamıdır. Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O’dur. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yüzerler. Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.

İman adamı, Yüce Allah’ın ayetleriyle dopdolu olan Kâinat Kitabını, ibret nazarıyla izler ve okur. Onlara karşı ilgisiz ve duyarsız kalmaz. O Kitabın muhteşem ayetlerinden biri olan ay ayetini de ibretle izler, okur ve üzerinde tefekkür eder. Yüce Mevlâ’nın kullarına ikramı olan, enerjisi bitmeyen, pörsümeyen o bedava takvimden istifade eder, onu ibadet göstergesi olarak görür. Yüce Allah’ın erişilmez kudretini o ayet üzerinden bir kez daha fark eder ve şükür secdelerine kapılır.

Ayet, asıl iyiliğin takva olduğunu söylüyor. Takva, Yüce Allah’ı hesaba katarak yaşamaktır. Takva, O’ndan sakınıp emirlerini tutmak ve yasaklarından kaçınmaktır. Takva, kalbin O’nun sevgisiyle dolması ve diğer organların bu sevda doğrultusunda hareket etmesidir. Takva, zorlu yolda yapılan izzetli yolculuğun adıdır. Sınavın gereği, bize sorulan zorlu soruları doğru cevaplayabilmek, zorlu yokuşları başarıyla aşabilmektir.

Kâinat kitabının ayetleriyle Kur’ân’ın ayetlerini birlikte okuyup üzerinde derinlemesine düşünenlere ne mutlu!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir