Iv. Emir
RABBE KULUKLA, MÜSLÜMAN OLMAKLA, KUR’ÂN OKUMAKLA EMROLUNDUK
27 Neml 91-93
إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ الْمُسْلِمِينَ
وَأَنْ أَتْلُوَ الْقُرْآنَ فَمَنْ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَا أَنَا مِنْ الْمُنذِرِينَ
وَقُلْ الْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
De ki: «Ben, yalnız her şeyin sahibi olan ve bu kutlu kılınmış şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Müslümanlardan olmakla ve Kuran okumakla emrolundum.» Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. De ki: «Ben sadece, uyaranlardan biriyim.»
De ki: Hamd Allah’a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları bileceksiniz. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Kıblemiz, harem beldenin Rabbine kulluk ve ibadet yapmakla emrolunduk. Ka’be, müminler olarak ibadet disiplinimizi sağlayan bir semboldür. Ona yönelmekle bizler aslında ona değil, O’nun Rabbine kulluk etmekteyiz. Zira onu ve onun yerini saygın kılan Yüce Allah’tır. Oraya yönelerek ibadetlerinizi yerine getirin diye buyuran da O’dur. Artık yüzünü Mescidi Haram tarafına çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Nitekim pek çok ayette yüzlerimizi Yüce Rabbimize çevirmemiz emredilmiştir. Dolayısıyla O’nun emriyle Ka’be’ye dönmekle biz, Ka’be’nin Rabine yönelmiş, O’na kulluk ve ibadet etmiş olmaktayız.
Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben puta tapanlardan değilim. Yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın puta tapanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah’tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun. De ki: Rabbim adaleti emretti; her secde yerinde yüzünüzü O’na doğrultun; dinde samimi olarak O’na yalvarın. Sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.
Yüce Rabbimiz, Ka’be’nin bulunduğu şehri haram belde kılmıştır. Orada kan dökme, zulüm ve haksızlık yapmak yasaklanmıştır. Aslında Mekke, bir eğitim merkezidir. Yüce Rabbimiz, bu şekilde bizleri barış içinde yaşamaya hazırlamaktadır. Aslında mümin, Mekke saygınlığını tüm yeryüzüne taşımakla görevlidir. O mübarek beldeyi maddî ve manevî kirlerden arındırdığı gibi, tüm yeryüzünü de benzer şekilde tertemiz tutmalıdır. Bu ruhu diri tutmak için günlük beş vakit namazda defalarca Ka’be’ye yöneliriz.
Her şey O’nunsa ve O’na teslim olmuşsa, insan olarak bizler de O’na aidiz ve O’na teslim olmalıyız ve bu teslimiyetimizi O’na yaraşır kullukla göstermeliyiz. Bizler, O’na teslim olmakla emrolunduk. Kâinatta her şey O’na teslim olmuşken, gökler ve yer bile hem de isteyerek O’na teslim olmuşken, kâinatın en şerefli varlığı olan insana, O’na teslim olmamak yaraşmaz. Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin, dedi. İkisi de, İsteyerek geldik, dediler. Onun için bizler de gönülden isteyerek o kulluk kervanına katılarak O’na teslim olmalı, her şeyimizle O’nun olmalıyız.
Ka’be’ye yönelerek yalnızca O’na teslim olan ve yalnızca O’na ibadet eden bizler, O’nun hayat düsturu olarak bize bahşettiği Kur’ân’ı okumakla emrolunduk. Elbette onu okuyacağız, zira Kur’ân bizim için, bizim iki dünya mutluluğumuz için indirildi. Onu okuyacağız, hem kıraat formunda, hem tilavet formunda, hem de tertîl formunda. Çünkü O’nu gönderen Yüce Rabbimiz, Kur’ân’ı bu üç forumda/makamda okumamızı bize emretmiştir.
Yaratan Rabbinin adıyla oku! Artık, Kuran’dan kolayınıza geleni okuyun. kıraat
Rabbinin Kitap’ından sana vahyolunanı oku. tilavet
Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarışında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.tertîl.
Kur’ân’ı, kıraat edeceğiz, onu anlayarak yahut anlamadan okuyacağız. Tilavet edeceğiz, daha çok anlamayı merkeze alarak onu okuyacağız. Tertîl edeceğiz, onu hem en güzel şekilde okuyacağız, hem doğru bir şekilde anlayacağız, hem de ona göre bir hayat yaşayacağız. İşte o takdirde o kitabın hakkını vermiş ve onu hakkıyla okumuş olacağız. Onlar kitabı gereği gibi/hakkıyla okurlar.
Kur’ân okumakla emr olunduğumuza göre, Kur’ân okumak farz olan bir ameldir. Her Müslüman Kur’ân’ı okumak, Kur’ân’dan okumakla yükümlüdür. Bu emri yerine getirmek, ya kitaptan onun yazısını okumakla olur yahut şifahi olarak öğrenip ezberden okumakla olur. Nitekim Peygamberimizin Kur’ân okuyuşu ikincisiyle olmuştur. O yazı bilmez Ümmî bir peygamberdi, ama Vahiy meleğinin öğretmesiyle onunla beraber okumuştur. Bu yüzden müslümanın onsuz olamayacağı namaz ibadetinin temel rukünlerinden biri de kıraattir. Kıraat, namazda Kur’ân’dan kolayına geleni okumaktır. Kur’ân’ı okumak sünnet, onu dinlemek farzdır, sözü genel olarak Kur’ân okumanın hükmünü belirtmek için değil; farz olmayan bir Kur’ân okuyuşunu dinlemenin gereğini anlatmak için söylenmiştir. Yoksa Kur’ân okumak, her müslümanın boynunun borcudur.
Kur’ân’ı okuyup anlayacağız ki Rabbin doğru yolunu bulalım. Zira Kur’ân bizim hayat düsturumuz, bizi doğru yola götüren rehberimiz ve bizi doğru yolda tutan kılavuzumuzdur. Onunla biz, istikameti bulur ve istikamette kalırız. İstikamette kalmak dünya ve ahirette bizim yararımızadır. Kur’ân’dan ayrı kalırsak, doğru yoldan sapmış oluruz. Doğru yoldan sapan da kendine zarar vermiş, dünya ve ahirette kendine yazık etmiş olur.
Kur’ân’ı kendimiz için okuyacağız, onun hikmet ve hakikatlerine ermek için okuyacağız, hem de tekrar tekrar, sürekli okuyacağız. Yine onu başkalarına okuyacağız, onları da Kur’ân’ın hakikat ve hikmetleriyle buluşturmak için okuyacağız. Çünkü o tüm insanlığa gelmiştir. Çünkü Kur’ân’a göre en büyük cihad Kur’ân ile yapılandır. Sen, inkârcılara uyma, onlara karşı Kur’ân ile olanca gücünle cihad et.
Nitekim Peygamberimizin nübüvveti Kur’ân okumakla başlamış ve o yirmi üç yıllık peygamberliği süresince hep Kur’ân okumaya devam etmiştir. Kur’ân onun ömrünün son günlerine kadar inmeye devam etmiş, o da vahiy meleği ile birlikte onu okumuş, sonra ondan aldığı ayetleri insanlara duyurmak için okumuş, gece gündüz, hazarda seferde, namazda namaz dışında hep Kur’ân okumaya devam etmiş, ümmetini de buna teşvik etmiştir. Ona yaraşır ümmet olmak da Kur’ân ile olmakla mümkün olacaktır.
Neml suresinin ilk ayeti Kur’ân’a yemin ederek başlamıştı, son ayetinde de yine Kur’ân okuma emri verilerek Kur’ân’a dikkat çekilmiştir.
Kim doğru yolu bulmuşsa, yalnız kendisi için bulmuş olur, kim sapıtmışsa kendine etmiş olur. Ayette hidayet ve dalalet insana nispet edilmiştir. Aslında her ikisini de yaratan Yüce Allah’tır. Ancak insan hak eder, Yüce Allah da halk eder. İnsan, doğru yolu bulmak için çaba sarf eder, arayış içinde olur, hidayeti hak eder; Yüce Allah da ona hidayeti lütfeder. Yine insan sapkınlığa yönelir, sapkınlık yolunda koşturursa, sapkınlığı hak etmiş olur, Yüce Allah da onun için dalaleti diler ve yaratır.
O, ayetlerini size gösterecektir. Evet, O bize ayetlerini gösterecektir. Dünyada dinine sarılanların izzete, dininden yüz çevirenlerin zillete maruz kalacaklarını gösterecektir. Kâinat kitabının ayetlerini inen Kur’ân ayetleriyle göstermeye devam edecektir. Ahirette de cenneti ve cehennemi hak edenlere hak ettiklerini gösterecektir. Önemli olan bu dünyada bizleri O’na götüren ayetleri görüp o ayetler rehberliğinde O’nun yolunda kalabilmek ve O’na yaraşır kul olabilmektir. Yoksa bu dünyada O’nun ayetlerini görüp O’na yol bulmayanlara ahirette ayetleri görmek fayda vermeyecektir.
Hamd Allah’a mahsustur. Muazzam Ka’be’yi ibadetlerimizde yöneleceğimiz kıble kılan, O’na nasıl kulluk edeceğimizin yollarını göstermek için uyarıcı peygamber gönderen, Onunla bize hayat düsturumuz Kur’ân’ı ayet ayet indiren ve Rasülünün hayatıyla nasıl anlayıp yaşanacağını bizlere gösteren Yüce Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. O bize ayetlerini hep göstermiş ve göstermeye de devam etmektedir. O’nun bu nimetleri olmasaydı bizler doğru yolu bulamazdık, doğru yolda kalamazdık.
Özetle, her şeyin sahibi Yüce Rabbe kul olursak, gerçek anlamda Müslüman oluruz. Müslüman olursak Kur’ân okur, anlar ve yaşar, böylece hidayette kalır ve kurtulanlardan oluruz.
