Kur’ân, Keremli Rabbin İnsanlığa İkramıdır
إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
تَنزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap’ta mevcutken âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerîm’dir.
Kerîm, Yüce Rabbimizin isimlerinden biridir. Allah kerimdir, sözü dilimizden hiç düşmez. O, Kerîm’dir, yarattıklarına sürekli veren, karşılıksız veren, hep ikrâm edendir. Şüphesiz benim Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir. Ey insan! Çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir? Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir. Kur’ân’ın ilk inen ayetlerinde Yüce Rabbin özellikle kerem sıfatı zikredilerek, O’nun insanlığa karşı ne kadar cömert olduğuna dikkat çekilmiştir. O, tüm insanlığa karşı keremlidir, son peygamberine karşı da keremlidir. Hz. Muhammed aleyhisselamı peygamber olarak seçmekle ve ona vahiy ile seslenmekle en büyük ikramını yapmıştır. O, son peygamberini göndererek ve son kitabını indirerek en büyük ikramını yapmıştır. İnsanın okuma-yazma, anlama, kavrama, konuşma, yorumlama gibi pek çok özelliğe sahip olması O’nun en büyük ikramlarındandır.
O’nun peygamberi de kerimdir. O, peygamber olarak görevlendirilince tüm mesaisini insanlığın hizmetine sunmuş, her bakımdan en cömert insandır. O, peygamber olmadan önce de son derece cömert bir insan olarak keremli idi, ama nübüvvet görevi ile keremine kerem katmış ve Rasül-i Ekrem olmuştur. O, keremli Vahiy meleğinin getirdiği vahyi insanlığa en güzel şekilde ulaştıran keremli elçidir: Şüphesiz ki Kur’ân şerefli kerîm bir elçinin getirdiği sözdür. Bu arada O’nun vahiyle görevli meleği de kerimdir. Zira o da insanlığa Yüce Rabbin mesajını ulaştırmakla, insanlığın hizmetinde olan melekleri yönetmekle keremli oluşunu ortaya koymaktadır.
Müminlere yakışan da keremli olmak, Yüce Allah’ın bahşettiklerini, O’nun emir ve izniyle O’nun kullarına vermektir. Buna karşılık onları Rableri katında ikramlı rızıklar, cömertçe verilecek mükafatlar beklemektedir. İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.
O’nun son kitabı Kur’ân da kerimdir. O da tüm hikmetleri insanlığa sunan, hem de bol bol ikrâm eden hikmet hazinesi bir düsturdur.
Kerîm, aslen tertemiz olan, üstünlüğü âşikar olan demektir. Yüce Allah Kur’ân’ı hakîm, azîz, mecîd gibi pek çok kelimeyle nitelediği gibi burada da kerîm sıfatıyla nitelemiştir. Gerçekten de Kur’ân, kendisine yönelenin istediği her şeyi alabildiği cömert bir kaynaktır. Okunan şey anlamına gelen Kur’ân kelimesinden sonra onun kerîm oluşunun özellikle vurgulanışı, başka okunan şeylerin aksine onun tekrar tekrar okunmakla değerinden hiç bir şey kaybetmeyeceğini vurgulamak içindir. Kur’ân, kerem sahibi Rabbin katından, keremli bir elçi / melek vasıtasıyla, yine kerem sahibi bir peygambere, ve keremli Ademoğluna, onun keremine kerem katmak için indirilen keremli bir kitaptır. Dolayısıyla keremin asıl kaynağı Yüce Yaratıcıdır. İnsanı, keremli kılanda O’dur. İnsanın keremli kalabilmesi ise, Yüce Yaratıcının keremli elçisinin mesajı olan keremli kitaba uymasıyla mümkündür.
Kerîm, övülecek tüm güzellikleri bağrında barındıran demektir. Kur’ân da içindeki bilgi, hikmet, hüküm ve açıklamalarıyla övülmeye layık kitaptır. Kur’ân’ın kerîm oluşu, onun hikmetlerini, hükümlerini, mesajlarını en güzel şekilde ve bol bol sunuşu şeklinde kendisini gösterir. Onda doğruluk, vefa, emanete riayet etmek, insanlarla iyi geçinmek, iyilik yapana teşekkür edip iyilikte bulunmak, misafire ikram etmek, komşuya iyilik yapmak, ihtiyaç sahibine yardım etmek, korunmak isteyeni himaye etmek, cesaret gibi erdemler mecmuası olan mekârim-i ahlakın bütün güzellikleri bir araya gelmiştir. O çokça okunmakla eskimeyen, inişinin üzerinden asırlar geçmesine rağmen asla değerini kaybetmeyen, pörsümeyen yenidir. Râzî’nin dediği gibi Kur’ân’ın lafzı fasih, manası sahihtir. Fakat o, avamın anlayışına göre de kerimdir. Çünkü, ondan herhangi bir şey isteyen her bir insana, o, istediğini bol bol verir. Meselâ, fakîh onunla delil getirir, delilini ondan alır. Hikmet ilmi ile meşgul olan Kur’ân’dan medet umar, onunla istidlal eder. Edebiyatçı, Kur’ân’dan istifade eder ve onunla güç kazanır. Dolayısıyla o, her seviyedeki insana kerimdir. Binâenaleyh Kur’ân, kerîm olduğu için, ona yönelen, kapısını çalan herkes, ondan istediğine nail olur. Onu okur haz alır, sevap kazanır, onu anlar hikmetiyle dolar, onun gereklerini yaşar değer kazanır.
Yüce Rabbin, insanlığa seslenişi, onların sorularına cevap, sorunlarına çözüm önerisi en büyük ikramdır. Kur’ân’ın gönüllere şifa oluşu, manevî ve maddî hastalıkların şifa reçetesini sunuşu onun en büyük ikramıdır. Kur’ân kerimdir, onu okuyan, ezberleyen, anlayıp gereklerini yerine getiren kimselere şeref kazandırır, onları yüceltir, onları saygın ve mükerrem kılar. Tıpkı indiği Mekke’yi mükerrem, Medine’yi münevver kıldığı gibi, insanı da mükerrem ve münevver yapar.
Yüce Rabbimizin yıldızların doğuş-batış yerlerine yemin ederim buyurarak Kur’ân’ın kerîm oluşuna dikkat çekişi oldukça anlamlıdır. Birbirine belli mesafede farklı yerlerde bulunan yıldızlar gibi Kur’ân ayetleri de yüce manalarla dopdoludur. Gökyüzündeki milyarlarca yıldızın uyum ve ahenk içerisinde oluşu gibi, Kur’ân ayetleri de farklı zamanlarda inmiş olsa da lafız ve mana bakımından birbirleriyle uyumlu ve ahenklidir.
Kur’ân’ın kereminde istifade için manevî ve maddî kirlerden arınmak gerekir.
Ona arınmış olanlardan başkası dokunmaz. Ayette geçen mess kelimesi maddî dokunma anlamına geldiği gibi manevî dokunma anlamına da gelmektedir. Mess kelimesi, tıpkı Lems kelimesi gibi ele alma, tutma, yoklama, karışma, mütalaa etme, isteme anlamlarına da gelir bu iki kelime Kur’ân’da maddî ve manevî dokunmalar için kullanılmışlardır. Ayette geçen tuhr kökü de hem maddi ve hem de manevi temizlik ve arınmalar için kullanılmıştır. Bu cümle, ya Levh-i Mahfuz anlamındaki Kitab’ın sıfatıdır, ya da Kur’ãn-ı Kerîm’in diğer bir sıfatıdır. İlk ihtimale göre arınmış olanlardan kasıt melekler yahut günahlardan arınmış herkestir.
Cümlenin elimizdeki Kur’ân’ın sıfatı olması ihtimaline göre ise, arınmış olanlardan kasıt, çoğu âlime göre gusülsüzlük ve abdestsizlikten yahut günah ve hatalardan arınmış olmaktır. Buna göre ayetin manası, Kur’ân’a ancak bu iki çeşit hadesten temiz olanlar dokunabilir, olur. Bu anlayışa göre ayetin başındaki nefiyden kasıt nehiydir. Yani, ona bu iki hadesten arınmış olanlardan başkası dokunmasın demektir. Bir başka yaklaşıma göre ise, bu cümle Kur’ân’ın bir sıfatı olup ayet, şirkten arınmış olanlardan başkası Kur’ân’ı istemez, demektir.
Kur’ân sadece arınmış olanların dokunabileceği ayeti, Kur’ân’a abdestsiz dokunulamayacağına delil olarak gösterilmiştir. Ancak ayet, bağlam, indiği ortam ve lafızları itibarıyla, Allah katındaki Kur’ân’ın niteliğini bildirmekte olup, hüküm bildirmek için gelmiş değildir. Fakat hukukçularımız, hüküm bildirmek için inmemiş olan Mekkî ve Medenî pek çok ayetten çeşitli hükümler çıkarmışlardır. Onlar bu hükümleri, ya doğrudan bu kabil ayetlerden çıkarmışlar, ya da kıyas yoluyla başka naslardan çıkardıkları hükümlere bu kabil ayetleri referans göstermişlerdir.
Dolayısıyla bu ayetten işaret yoluyla, Kur’ân’a abdestsiz dokunulmayacağı, hükmünü çıkaranlar olduğu gibi, konu ile ilgili çeşitli hadis ve rivayetlerden çıkardıkları hükme bu ayeti de referans gösterenler olmuştur. Sonuçta Mushafa abdestsiz dokunmama hükmü, asırlardan beri uygulanarak ve hatta Mushaf kaplarına yazılarak kültürümüzdeki yerini almıştır.
Allah Kelamı Kur’ân’dan azamî ölçüde yararlanabilmek için, onun muhatabı olan herkesin, onun sıradan bir kitap olmadığının bilincinde, gereken maddî ve manevî hazırlıkları yaparak onu okuyup anlamaya ve gereklerini yerine getirmeye gayret etmesi gerekir. Tüm çeşitleriyle temizlik, her çeşit pislik ve gürültü kirlerinden arınmış nezih bir ortam, hep gerçeği arayan, ön yargı ve saplantılardan uzak bir bakış açısı, bütüncül bir yaklaşım, ayetlerin nüzul ortamını ve bağlamını tesbite yarayan ön bilgiler… bu hazırlıklar cümlesinden sayılabilir. Unutulmasın ki bu sayılanlar, Kur’ân’dan en ileri düzeyde yararlanmayı sağlayacaktır. Yine unutulmasın ki, biz insanlar için inmiş olan Kur’ân, anlaşılmak için kolaylaştırılmış; gereği yerine getirilmek için de düşünen, araştıran bir topluma inmiş son ilahî mesajdır. Onun kereminden istifade ederek keremli bir mümin olmak ve onun müjdelediği ahiretteki keremli cennet rızıklarına nâil olmak için Kur’ân’a dönmeli, Kur’ân’ın hikmetleriyle rızıklanıp, hükümleriyle amel etmeliyiz.
