Kur’ân’ın Yeminleri/ Aksâmü’l-kur’ân

Hayat düsturumuz Kur’ân-ı Kerîm, bir adı da Hakîm olan Yüce Allah’ın hikmetlerle dopdolu kitabıdır. Bize düşen bu hikmetleri fark edebilmek ve bu hikmetli kitabın hikmetleriyle hikmet ehli olabilmektir. Kur’ân’ın bu hikmet pınarlarından biri de yeminleridir.

Her dilde, her kültürde yemin vardır. Arap dilinde de yemin kullanılır. Arapça Kur’ân olarak indirilen Kitabımızda da bu dilin özelliklerine uygun olarak yemin ifadeleri yer alır.

Hadis ve Fıkıh ilminde yemin konusu Kitâbu’l Eymân başlığında ele alınır ki eymân, yemîn kelimesinin çoğuludur. Tefsîrde ise yemin, Aksâmü’l-Kur’ân başlığında işlenir ki aksâm, yemin anlamına gelen kasem kelimesinin çoğuludur. Yemin kelimesi sözlükte, sağ el, sağ taraf, ant, kuvvet, bereket-uğur gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise yemin, bir kişinin sözünü pekiştirmek ve muhatabını ikna edip inandırmak için Yüce Allah’ın adını yahut bir sıfatını anarak söz söylemesidir. Yemin için kasem, halef, ahit, misâk gibi kelimeler de kullanılır.

Kültürümüzde genellikle yemin yalan söyleme ihtimali olan insanlardan beklenir. Bir de hukukta haklar zayi olmasın diye kişilerden yemin istenir. Doğruluğuyla bilinen insanlardan genellikle yemin istenmez.

Doğrudan başka bir şey söylemeyen Yüce Allah’ın yemine ihtiyacı yoktur. Ancak O, kullarının dikkatini çekmek için, söylediği hakikatte asla şüpheye düşmemelerini sağlamak için yemin eder. Zira Rabbimizin yeminle bildirdiği ilahî hakikatler, çoğu zaman insanların fark etmedikleri yahut gaflet ettikleri konulardır.

İslam Hukukuna göre kullar, Allah’tan başkasına yemin etmemelidir. Yemin etmeleri gerekiyorsa yalnızca Yüce Allah adına yemin etmelidir. Bu konuda hadislerdeki uyarılar çok açıktır: Yemin edecek kimse, Allah’tan başkası adına/üzerine yemin etmesin. Allah’tan başkası adına yemin eden kimse şirk koşmuştur. Allah’tan başkası adına yemin kastıyla söylenen ifadelerin yemin sayılıp sayılmayacağı hukukçularımız tarafından tartışılmıştır. Ancak yeminde asıl olan Allah adına yapılmasıdır.

Öte yandan kişi dilini yemine alıştırmamalı, vara yoğa yemin etmemelidir. Gerektiğinde yemin etmeli ve o takdirde de yalnızca Yüce Allah adına yemin etmelidir. Zira yemin Yüce Allah’ın adına yapılmaktadır, O’nun adı ise basit şeylere alet edilmemelidir. Yemin eden kimse de yeminine sadık olmalıdır. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurur: Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere değişenlerin, işte onların, ahirette bir payları yoktur. Allah onlara kıyamet günü hitap etmeyecek, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacaktır. Elem verici azap onlar içindir.

Allah’tan başkası adına yemin edilmez dedik. Ne var ki bu kullar içindir, Rabbimizi bağlamaz. Yüce Allah, dilediği zaman, dilediği şey üzere yemin eder. Sözgelimi O, Kur’ân’da kendi zatına, Kur’ân’a, meleklere, peygamberlere, kıyamete, yeryüzü, sema, güneş, ay, yıldıza; zaman ve dilimlerine (asr, gece gündüz, kuşluk) , bazı yer ve nimetlere, nefse yemin eder.

Yüce Yaratıcının kendi zatından başka varlıklara yemin etmesi şöyle de açıklanmıştır. Aslında sonuç itibarıyla bu varlıklar üzerine yemin de Yüce Rabbin kendi zatına yeminidir. Zira yaratılan her şey O’nun zatına delalet eder. Onun için bazı âlimler, üzerine yemin edilen şeylerin başında Rab kelimesinin hazfedilmiş olduğunu söylerler. Buna göre Geceye yemin olsun ifadesi Gecenin Rabbine yemin olsun, Asra yemin olsun ifadesi Asrın Rabbine yemin olsun şeklinde anlaşılmalıdır.

Rabbimiz konu olarak İman esaslarına, tevhide, Kur’ân’ın, Peygamberin, ahiretin hak olduğuna yemin eder. İnsanın bazı hallerini bildirmek için de yemin eder. Bize düşen bu yeminlerdeki hikmeti kavramaya çalışmaktır. Özetle söylemek gerekirse anlatımda yeknesaklığın olmaması, muhatabın dikkatini çekmek, konunun önemine vurgu yapmak, yemin edilen şeyin önemini vurgulamak, yemin edilen şeyle üzerine yemin edilen arasında ilgi kurmak bu hikmetlerden bazısıdır.

Tefsîr ilminde kendisiyle yemin edilen şeye Muksemün bih, üzerine yemin edilen hakikate ise Muksemün Aleyh denir. Derinlemesine düşünüldüğünde her ikisi arasında da çok özel ilişki ve pek güzel hikmetler vardır. Sözgelimi Asra yemin olsun ki, insan kesinlikle zarardadır ayetinde Asr, muksemün bih/kendisiyle yemin edilen; insanın kesinlikle zararda oluşu ise müksamün aleyh/üzerine yemin edilendir.

Biz bu yazı serimizde Kur’ân’da geçen yemin ayetlerini inceleyeceğiz. Yüce Rabbimizin hangi ayette neye, niçin ve nasıl yemin ettiğini hikmetleriyle ortaya koymaya çalışacağız. Kendisiyle yemin edilen şey ile üzerine yemin edilen hakikat arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışacağız. Kulların dikkatini çekmek için Kur’ân’da yer alan yemin ayetleriyle işlenen konulara bir kez daha dikkat çekmeye ve bu ayetleri hikmetleriyle anlamaya çalışacağız.

Kur’ân’daki yeminler genelde yemin vavı ile, bir yerde le-amruke/ömrüne yemin olsun kalıbıyla sekiz yerde de lâ-üksimü kalıbı ile yapılır. Yedi surede sekiz kere lâ-üksimü kalıbı kullanılır. Bu yedi surenin hepsi Mekkê’de inmiş olan surelerdir. Zaten yemin ifade eden ayetlerin çoğu Mekke’de inmiştir. Zira inen ilahî hakikatler karşısında bu gerçekleri inkâr eden yahut onlar hakkında tereddütler yaşayan insanlar vardı. Ayetler onların inkâr ve şüphelerini sonlandırmak için yemin ifadeleriyle gelmiştir. Bu anlatımlar, yine de inanmayanlar için ahirette birer delil olacaktır. Bunlar size ilahî kelamda açıklanmıştı, hem de yeminli ifadelerle açıklanmıştı, lakin siz bunlara inanmadınız, bunlar hakkında şüphe etmeye devam ettiniz, şeklinde onlara cevap olacaktır.

Nitekim bir Arabî, Yüce Allah’ın Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir. Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçekti ayetini işitince şöyle demekten kendisini alamamıştır: Şanı Yüce Allah’ı kim kızdırdı ki, O yemin etmeye gerek duydu! Dolayısıyla bu ayetler karşısında insanın durup şöyle demesi gerekmez mi? Bu ilahî buyrukları Rabbim söylüyor, hem de yemin ederek söylüyor! Bana düşen bu ilahî buyruklara gönülden teslim olmak ve gereğini yerine getirmektir!

Lâ-üksimü kalıbı, Yemin ederim ki… Hayır, hiç de sandığınız gibi değil, yemin ederim ki… Yemine ne hacet, yemin bile etmem… Kesinlikle yemin ederim ki (Le-üksimü)… şeklinde anlaşılmıştır ki hepsinde kuvvetli bir yemin ifadesi vardır. Nitekim Vâkıa suresinde bu husus açıkça beyan edilmiştir: Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz! İlk ayette bu kalıpla yemin edilmiş, sonraki ayette de bunun çok büyük bir yemin olduğu belirtilmiştir.

Bu yazı serimizde Yüce Rabbimiz niçin yemin eder? Rabbimiz, hangi şeylerle yemin eder? Rabbimiz, hangi gerçekler üzerine yemin eder? Rabbimiz nasıl yemin eder? gibi sorulara yemin ayetleri örnekleri üzerinden cevaplar aranacaktır. Başarıya ulaştıracak olan Yüce Mevlâ’dır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir