Müminlerden Olmakla Emrolunduk

قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي شَكٍّ مِنْ دِينِي فَلَا أَعْبُدُ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ أَعْبُدُ اللَّهَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُمْ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ

De ki: ‘Ey insanlar! Benim dinimden şüphede iseniz bilin ki ben Allah’tan başka taptıklarınıza tapmam. Ancak, sizi öldürecek olan Allah’a kulluk ederim. İnananlardan olmakla emrolundum.’

Yüce Allah’ın dini İslam, tüm insanlığın dinidir. Müslümanlar olarak bizler, İslam çağrısını tüm insanlara ulaştırmakla yükümlüyüz. Hangi yaşta, hangi konumda olursa olsun; hangi coğrafya ve hangi ırka ait olursa olsun, insan olan herkes yaşıyorsa ve deli değilse İslam’a konudur, muhataptır ve potansiyel mümin adayıdır. Bizler, bir kısım gerekçelerle hiç kimseyi davetten dışlayamayız. Nitekim İslam ve insanlık tarihinde, nice insan ileri yaşlarda müslüman olmuştur. Şirk, küfür, nifak içerisinden nice insan tevhidle tanışmış, hidayete ermiştir. Günah ve isyan bataklığına saplanmış nice kötü insandan müttakî insanlar yetişmiştir. Yaratılış itibarıyla her insanda bir İslam’a yatkınlık mevcuttur. İnsanda asıl olan da fıtratındaki bu eğilimdir. Zaman zaman bir kısım dış etkenlerle insanın fıtratındaki bu yatkınlık bozulmuş, küllenmiş olabilir. Davetçiler örselenen, bozulan ve küllenen bu fıtratı asliyetine döndürmek için uğraşanlardır. Bunun için de muhatabın tereddüt ve şüphelerini izale edecek delilli çalışma ve konuşmalara ihtiyaç vardır.

Yunus suresinde Ey insanlar ifadesi, bu surenin 57. 104. 108. ayetlerinde üç kere tekrarlanmıştır. Bunların ilkinde Kur’ân’ın tüm insanlığa gelişi şu şekilde anlatılmıştır: Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir. Bu ifade de İslam’ın, belli bir coğrafya yahut belli bir ırkın değil, her zaman ve mekânda yaşayan tüm insanlığın dini olduğunu gösterir.

Din, insan olarak bizim dinimizdir. Yüce Yaratıcı, bu dini biz insanlar için belirlemiştir. Dinin bütün ölçüleri, insanlığın hayrına ve yararınadır. Din bizim dünya ve ahiret saadetimiz içindir. Onun için bu dini dinim diyerek sahiplenmeli, onu doğru bir şekilde tanımalı ve gereği gibi yaşamalıyız.

İnsanların bu dine ilgisiz, duyarsız ve uzak kalmış olmaları bizi etkilememeli, istikamet yolumuzda koşturmaktan bizi alıkoymamalıdır. Biz insanların bu din karşısında sergiledikleri tavırlara değil, bu dinin hakikat oluşuna bakmalıyız. Çoğu insanın bu dine uzak ve düşman oluşu bizi bu dine sarılmaktan, dine hizmetten geri durdurmamalıdır. Zira biz bu dine insanların hatırına değil, Yüce Rabbimizin rıza ve hatırına girmeli ve bu dini O’nun için yaşamalı ve yaşatmalıyız.

İman adamı, yalnızca Yüce Allah’a kulluk ve ibadet yapandır. Çünkü Yüce Yaratıcı, ibadet ve kulluk edilmeye layık olan yegâne sığınak ve kapıdır. Zira O, yoktan var eden ve eceli yetenleri de öldüren güçtür. Biz, asıl bizi var eden, bize hayat veren, bizi en donanımlı varlık insan kılan ve ecelimiz yetince canımızı alacak olan Rabbe kulluk etmeliyiz. Yoktan var edemeyen, güç ve iradeleri sınırlı ve sonlu olanlara değil!

Yüce Allah’ın elçisi olan Peygamberler, iman ve İslam konusunda bizlerin ilk örnekleridir. Her konuda olduğu gibi onlar önce iman konusunda örneğimizdir. Onun için bizler, imanda onları örnek alarak işe başlamalı, onların yaşadığı Müslümanlığı sergileyerek onların izinde olduğumuzu ispat etmeliyiz. Zira peygamberlerin imanı en doğru iman, onların yaşadığı İslam en sahih ve en sağlam dindir. Onun için müminlere iman testi yapan ayette, önce Peygamberin iman edişi anlatılmış, ardından müminlerin imanı ona atfedilmiştir. Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti ve müminler de inandı. Yani Peygamber, Rabbinden kendisine ne geldiyse iman etti, müminler de iman ettiler. Onlar da peygamberin inandığı tüm her şeye, onun gibi iman ettiler. Demek ki iman örneğimiz, Peygamberimizdir. Onun inandığı tüm her şeye O’nun gibi inanmalı ve imanın gereğini onun gibi yerine getirmeliyiz. O halde bana göre, kanaatime göre müminlik/Müslümanlık olmaz. Allah ve Rasülüne göre müminlik/Müslümanlık olur. Çünkü bu dini, biz insanlık için koyan Yüce Yaratıcı, ona nasıl inanılacağını ve onun gereklerini nasıl yapılacağını peygamberleri vasıtasıyla bize göstermiştir.

Bizler de mümin olmakla emrolunduk. Mümin, bir adı da el-Mümin olan Yüce Allah’a bağlanan, O’na güvenen ve O’na bağlanmakla güvene eren kimsedir. Yüce Rabbimiz, güven kaynağı olalım, kendimize ve çevremize güven verelim diye, bizlere kendi adını vermiş ve bize mümin ismini uygun görmüştür. O halde bizler müminliğimizin farkında olmalı ve müminliğimizin gereğini yerine getirmeliyiz. Unutmayalım ki mümin, güven veren ve güvende olan kimsedir. Biz çevremize güven verirsek, dünyada stres buhranlardan güvende oluruz, ahirette de azap ve gazaptan emin oluruz.

Hem mümin olacağız, hem de müminlerden olacağız. Gerçek müminlerin arasına katılacağız, aidiyetimiz onlara olacak. Dilimiz mümin olduğunu söylediği halde aidiyetimiz başkalarına olmayacak. Mümin olacağız, müminlerden olacağız. Onların arasına katılacağız, onlarla birlikte hareket edeceğiz, onlar gibi yaşayacağız. Kültürümüz, örf adetimiz, müminlere yakışır şekilde onlar gibi olacak. Onların sürur ve hüzünlerine ortak olacağız.

Ele aldığımız ayetin bulunduğu sure, tevhid özetleyen şu ayetlerle sona eriyor.

O halde yüzünü, doğruya yönelmiş olarak dine çevir, sakın puta tapanlardan olma; sana fayda da zarar da veremeyecek, Allah’tan başkasına yalvarma; öyle yaparsan şüphesiz, zalimlerden olursun.

Allah sana bir sıkıntı verirse, onu O’ndan başkası gideremez. Sana bir iyilik dilerse O’nun nimetini engelleyecek yoktur. O’nu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayandır, merhametlidir.

De ki: ‘Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Doğru yola giren ancak kendisi için girmiş ve sapıtan da kendi zararına olarak sapıtmıştır. Ben sizin bekçiniz değilim.’

Sana vahyedilene uy; Allah hükmünü verene kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.

İman konusundaki yanlışlardan kurtulmak, bu konudaki eksikliklerimizi tamamlayarak kâmil manada iman sahibi olmak için bu ayetleri sık okumalıyız. Şirk ve tereddüt bataklığından kurtulmak için bu ayetleri okumalıyız. İmanımızı sürekli test etmek için imanımızı okumalıyız. Şirk-küfür-nifak cephelerine karşı savaşımızda yenilenmek için, imanî bakımdan güçlü olmak için bu ayetleri okumalıyız.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir