Önce İnsan ve Allah’a Kul Olan Peygamber

Yüce Allah’ın insanlığa peygamber göndermesi, O’nun rahmetinin yansıması ve en büyük ikramıdır: And olsun ki Allah, inananlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitap ve hikmeti öğreten, kendilerinden bir peygamber göndermekle ihsanda bulunmuştur. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklıkta idiler. Evet insan, akıllı bir varlıktır, ama tek başına akıllı olmak, insana yetmemiştir, yetmemektedir. O aklın, vahiy aydınlığında doğruya yönlendirilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir, işte peygamberler bunu yapmıştır. İnsanlık tarihi boyunca on binlerce peygamber geldiği halde insanlık bu kadar sapabilmiş, bu kadar yanlışı yapabilmiştir. Ya bir de hiç peygamber gelmeseydi ne olurdu bu insanlığın hali!

Kur’ân-ı Kerimde, Peygamberimizle ilgili pek çok ayet yer alır. Yüce Rabbimiz, Onu tanıtan bu ayetleriyle Onu insanlığa takdim eder. Bütün bu özellik ve güzellikleriyle Onu insanlık sahnesinin önünden geçirir ve bu ayetleriyle adeta şöyle seslenir:

Ey insanlık, işte adam gibi adam böyle olunur! İşte gerçek anlamda Allah’a kulluk böyle yapılır. Siz de onu örnek alın, söylem ve eylemlerinizde onu izleyin.

Ayetler, öncelikle onun insan oluşuna, insanların arasından seçilip gönderildiğine dikkatlerimizi çeker. Evet O, insan peygamberdir, kul peygamberdi. Şehadet sözümüzde söylediğimiz gibi, O önce Allah’ın kuludur, sonra Allah’ın kutlu elçisidir.

Onun insanların arasından seçilip gönderilişinin sayısız sebep ve hikmeti vardır: Bir kere insanlar, onunla kolay anlaşabilsinler diye O, insanlardan seçilmiştir.

İkinci olarak insanların, biz onun gibi olamayız, o beşer üstüdür şeklinde bir gerekçeyle kulluktan geri durmamaları için O, insanların arasından seçilip gönderilmiştir.

Gerçekten de O, bizim gibi bir insan olarak yaşamış ve tüm insanlığa önder ve örnek olmuştur. Sokaklarda yürüyen, bizim gibi yiyip içen, hasta olan, üzülen sevinen, ağlayan gülen bir insan. Şimdi şu ayetleri okuyalım:

Müşrikler şöyle dediler: «Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, sokaklarda gezer? Ona, beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilseydi ya! Yahut kendisine bir hazine verilseydi, veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!» Bu zalimler, inananlara: «Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz» dediler.

Onların bu itirazlarına karşı Yüce Rabbimizin cevabı da şöyledir:

Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz, yemek yerler, sokaklarda gezerlerdi. Ey insanlar!

Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehline sorun. Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.

Meryem oğlu Mesih sadece peygamberdir, -ondan önce de peygamberler geçmiştir- onun annesi dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!

Rasülü’s-Sekaleyn/İnsan ve Cinnin Peygamberi/Evrensel Elçi!

İnsanlığa gelen önceki peygamberler gibi Son Peygamber de onların içinden seçilmiş, onlara bir insan olarak örneklik ve önderlik etmiştir. İşte o güzeli bize sunan ayetlerden bir kısmı:

Ey inananlar! And olsun ki, içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir peygamber gelmiştir.

And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça anan kimseler için Allah’ın Rasülü en güzel örnektir.

Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin.

Senin şanını Biz yücelttik.

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Doğrusu Biz sana Kevser/pek çok nimet vermişizdir.

Ayetlerde öne çıkan hususları şöyle özetleyebiliriz: Son peygamber, insanların içinden seçilip gönderilmiştir. O, yalnızca kendi dönemi insanına değil tüm insanlığa gönderilmiştir. Onun peygamber olarak gelişi, tüm âlemlere rahmettir. O, insanlığa son derece düşkün, onların kurtuluşu için çırpınan insanlık sevdalısı bir peygamberdir. O, peygamber olmadan önce de sonra da muhteşem bir ahlak üzeredir. Onu bizzat Yüce Allah övmüş, sevmiş, sevdirmiş ve methetmiştir. O, her bakımdan, herkese, her zaman ve her yerde, en güzel örnektir.

Peygambere Karşı Ümmetlik Borcumuz!

Şu ayetler de bizim Ona karşı sorumluluklarımızı hatırlatır:

Ey İnananlar! Allah’a, Peygamberine, peygamberine indirdiği Kitap’a ve daha önce indirdiği Kitap’a inanmakta sebat gösterin. De ki: «Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O’ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah’a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine –ki o da Allah’a ve sözlerine inanmıştır– inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız.»

Ey İnananlar! Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder.

Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman o çağrıya icabet edin.

Ey inananlar! Allah ve peygamberinin öne geçmeyin; Allah’tan sakının; doğrusu Allah işitir ve bilir.

Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın.

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi överler; ey inananlar! Siz de onu övün, içtenlikle ona salat ve selam getirin.

Demek ki Peygambere karşı görevimiz, yalnızca onun peygamber olduğuna inanmaktan ibaret değildir. Ona karşı sorumluluğumuz, onun Allah’ın elçisi olduğuna inanmakla başlar, bunun yanında onun çağrısına icabet etmek, onu sevmek, ona itaat etmek, onu izlemek, herhangi bir konuda karar vermeden/işe başlamadan önce Allah ve peygamberine danışmak, onu saygıyla anmak da ona karşı görevlerimiz arasındadır. Çünkü Peygamber, kendi kafasından bir şey söylemez, onun konuştukları, yaptıkları vahyin denetimindedir. Onun için, onun sözleri ve yaşadıkları/Sünneti de bizim için bağlayıcıdır. O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.

Pek çok ayetinde Yüce Allah, peygamberini kendi zatından ayırmadan emirler vermiştir. Zaten Allah ve peygamberlerin arasını ayırmaya çalışanlar, ayetlerde kınanmıştır. Çünkü peygamberler Allah’ın elçisidirler. Onlar, Allah adına konuşurlar, Allah’ın dinini dava edinirler ve insanları ona çağırırlar. Dolayısıyla elçiye hakaret, Onu gönderene hakarettir. Ona eziyet, onu gönderene eziyettir. Ona itaatsizlik Allah’a itaatsizliktir. Onu tanımamak, Allah’ı tanımamaktır. Onu ciddiye almamak, Allah’ı ciddiye almamaktır. Allah’ı ve peygamberlerini inkâr eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen «Bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz» diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere ağır bir azap hazırlamışızdır.

Allah’ı ve Peygamber’ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet eder; onlara alçaltıcı bir azap hazırlar. Ey inananlar! Musa’yı incitenler gibi olmayın.

Peygamberin çağrısını, kendi aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Allah, içinizden sıvışıp gidenleri şüphesiz bilir. O’nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.

Kim Allah’a ve peygamberine karşı gelirse, bilsin ki, Allah’ın cezası şiddetlidir.

Allah ve Peygamber’i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah’a ve Peygamber’e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.

Hayır; Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.

Demek oluyor ki Ona itaat etmek, Yüce Allah’a itaat etmek, Onu sevmek Allah’ı sevmek, O’nun çağrısına icabet etmek Allah’ın çağrısına icabet etmektir.

Demek ki ona karşı görevimiz, yalnızca onun peygamber olduğuna inanmak değil. Onu sıradanlaştırmamak, ona saygıyla anmak, onu canımızdan daha çok sevmek, onun sünnetine uymak da bizim ona ümmetlik borcumuzdur.

Tebliğ-Tebyin-Temsil Peygamberi!

Bugün bazıları, dinde kendilerine alan açmak için konuşan değil susan bir peygamberi tercih etmektedirler. Onun görevinin Allah Kelamı Kur’ân’ı insanlığa ulaştırmakla sınırlı olduğunu savunmaktadırlar. Hâlbuki ki onun görevi Allah’tan aldığı vahyi aynen insanlığa ulaştırmak, sonra onu insanlara açıklamak, nasıl anlaşılacağını ve nasıl uygulanacağını bizatihi onlara göstermektir. Onun tebliğ görevi, tebyîn ve temsil görevi ile bütünlük arzetmektedir. O, Allah’tan aldığı tüm her şeyi aynen insanlara ulaştırır, sonra onları en güzel şekilde açıklar ve nasıl yaşanacağını onlara gösterir. Onun peygamber olduğunu kabul etmek, bütün bu görevlerini hakkıyla yaptığını kabul edip gereğini yerine getirmekle gerçekleşecektir. Bu da onun tebliği ettiği Kur’ân ile onun açıklaması-yorumu olan Sünneti bir bütünlük içerisinde almakla mümkün olacaktır. Bu hususa Kur’ân şöyle dikkat çeker: Sana insanlara gönderileni açıklayasın diye Kur’ân’ı indirdik. Belki düşünürler. Sana kitabı, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için, inanan kimselere de doğru yol rehberi ve rahmet olarak indirdik. Doğrusu, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap’ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.

Nitekim büyük hadis otoritesi İmam Tirmizî, Peygamberimizin hadislerini derlediği kitabını bizlere takdim ederken şunları söyler: “Bu kitabı tasnif ettim, Hıcâz, Irak ve Horasan âlimlerine sundum, onlar ondan hoşnut oldular. Kimin evinde benim bu kitabım bulunursa, o evde sanki konuşan bir peygamber vardır.”

Müjdecim? Kurtarıcım? Efendim? Peygamberim/Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.

Bize bizden daha düşkün olan insanlık sevdalısı O Peygambere salat ve selam olsun.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir