X. Emir

TAĞUTU İNKÂR ETMEKLE EMROLUNDUK

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُوا بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا

Sana indirilen Kur’ân’a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâğutlarının önünde muhakeme olunmak isterler. Oysa onları tanımamakla emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister. 4 Nisâ 60

Ayetin inişi ile ilgili olarak şu olay anlatılır. Medine’de bir Yahudi ile münafık arasında bir anlaşmazlık olur. Yahudi aralarını bulması için Hz. Peygambere gitmeyi teklif eder, münafık ise Yahudi din âlimi Ka’b b. Eşref’e gitmeyi teklif eder. Sonuçta Peygamberimize giderler. Peygamberimiz, Yahudi’nin lehine hüküm verince münafık buna razı olmaz… Bunun üzerine bu ayet iner. Ayette Kur’ân’a ve önceki kitaplara inandığını iddia eden kişi münafıktır. Zira inandığını söylediği halde dinin Peygamberine gitmeyi ve onun hükmüne razı olmayı kabullenmemektedir. Halbuki gerçek iman, Allah ve Rasülünün kararlarına can ü gönülden boyun eğmeyi gerektirir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:

Hayır; Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.

Allah ve Peygamber’i bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah’a ve Peygamber’e baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.

Buna göre din bilgini olduğunu iddia ettiği halde, insanları Allah’a ibadetten, O’nun emirlerine uymaktan alıkoyan, Allah ve Rasülünün hükümlerinden başka hükümler veren her insan tâğut olmaktadır.

Gerçek İman:

İman, kuru bir iddiadan ibaret değildir. İman, kalpte kökleşen, dil ile cihana ilan edilen, davranışlara yön veren ruhtur. Ayette iman ettiğini söyleyenlerin, nasıl tâğuta râm oldukları anlatılarak bu gerçeğe dikkat çekilmiştir.

Tâğut ile ilgili ayetlere baktığımızda şu sonuçlara ulaşırız:

Tâğutu inkâr edip Allah’a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin ise dostları tâğutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler.

Kendilerine kitap verilmiş olanların, tâğuta ve şeytana kanıp, inkâr edenlere: «Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar» dediklerini görmedin mi? İşte, Allah’ın lanetledikleri onlardır. Allah’ın lanetlediği kişiye asla yardımcı bulamayacaksın.

İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tâğut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.

Allah katında bundan daha kötü bir karşılığın bulunduğunu size haber vereyim mi, de. Allah kime lanet ve gazap ederse, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tâğuta kullar kılarsa, işte onlar yeri en kötü ve doğru yoldan en çok sapmış olanlardır.

And olsun ki, her ümmete: «Allah’a kulluk edin, tâğutlardan kaçının» diyen peygamber göndermişizdir.

Tâğuta kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere, onlara, müjde vardır.

Ayetlerde geçen tâğût kelimesi ile kastedilen, şeytan, kâhin, sâhir, putlar ve kitap ehlinin azgınlarıdır. Buna göre tâğût insan ve cin şeytanları olabilir, onların Allah yolundan insanları alıkoymak için kullandıkları putlar, sihir ve kehanet işleri olabilir. Canlı olabilir, cansız olabilir. Bir kişi olabilir, karar mercii kurumlar olabilir. Somut şeyler olabileceği gibi, soyut şeyler de olabilir. Zira bunların hepsi tuğyan/azgınlık sebebidir.

Tâğut, Allah’a isyan eden, Allah’tan başka şeylere kulluk yapan, yapmaya çağıran şeydir/kimsedir. Tâğut, Allah makâmına geçmek isteyen, O’nun yetkilerini kendinde görmek isteyen tüm her şeyin adıdır. Şeytan, insan, nefis, put, sihir-sihirbaz, kehanet-kâhin, para, makam, mansıp tüm her şey tâğut olabilir. Tarih boyunca tüm peygamberler ve onların yolunda giden davetçiler, değişik isim ve farklı versiyonlarda kendini gösteren tâğut ile mücadele etmişlerdir.

Ayetlerden anladığımıza göre tâğutu reddetmeden, gerçek anlamda Allah’a yönelme ve O’na iman olmuyor. Tâğutların yolu şeytanların yoludur, o yol şerdir, karanlıktır. Tâğuta boyun eğen, ona kulluk yapanlar için dünya ve ahirette zillet ve azap vardır. Tâğutu reddedenlere ise dünya ve ahirette izzet ve cennet vardır.

Hz. Âdem’den Hz. Hâtem’e tüm peygamberlerin dini birdir, hepsinin hedefi de tevhidi hayata hâkim kılmaktır. Peygamberler, anneleri ayrı, babaları bir kardeşlerdir, hepsinin dini birdir.

Bütün peygamberlerin gönderiliş amacı, tâğutları inkâr edip gerçek anlamda Allah’a imanı sağlamaktır: And olsun ki, her ümmete: «Allah’a kulluk edin, tâğutlardan kaçının» diyen peygamber göndermişizdir.

Sahabe, yeni konuşmaya başlayan çocuklarına şu cümleyi öğreterek onların beyinlerine tevhidi kazırlardı: Âmentü billahi ve kefertü bi’t-tâğût/Allah’a inandım, tağutu inkâr ettim.

Tevhidin yüreklerde yer etmesi ve hayata yansıması için önce gönüllerin tâğutlardan, onların izlerinden arındırılması gerekir. Gönüller şirk şâibelerinden bütünüyle arınıp tertemiz olsun ki üzerlerine salt tevhid kalıcı bir şekilde yazılabilsin. Tıpkı Lâilahe illallah tevhid sözünde önce tüm tanrı taslaklarının reddedildiği gibi. Hiçbir ilah yok, ancak tek ilah Allah var! Demek ki tâğutlar reddedilecek, tâğutlara karşı tavır alınacak ki tevhide yer açılabilsin ve tevhid gereği gibi gönüllere, beyinlere ve davranışlara yerleşebilsin. Farklı isim ve görüntülerde bu kadar tâğut ve onlara çağıranlar var iken, hakikat yolcusu ve hakikat davetçisi müminin durması, pasif kalması caiz değildir. Tâğutlar, insanları Allah yolundan alıkoyup şeytana kul itmek için koştururken, mümin de insanları Yüce Allah’ın yoluna çağırmalıdır. Koşturanlar bunun için koşturmalı, çalışanlar bunun için çalışmalı, yarışanlar bunun için yarışmalıdır.

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir