Yalnızca Allah’a Kullukla Emrolunduk
وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمْ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمِنْ الْأَحْزَابِ مَنْ يُنكِرُ بَعْضَهُ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ وَلَا أُشْرِكَ بِهِ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı gruplar içinde ise, onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: «Ben ancak Allah’a kulluk etmekle ve O’na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O’na çağırıyorum ve dönüşüm O’nadır.» (13 Ra’d 36)
Hakikati beğenmek yetmez, inanmak ve onun uğruna baş koymak gerekir. Bir kısım Mekke müşrikleri yahut Kitap Ehlinden olanlar, işlerine gelen ayetler inince beğeniyorlar ve seviniyorlardı. Ancak onlar Kur’ân’ın bütününe iman etme konusunda geri duruyorlardı. Onların bu tutumunu kınamak üzere bu ayetler indi. Müminler ise, hem inen ayetlerle seviniyorlar, hem de hepsine itirazsız iman ediyorlardı.
Hakikatin bir kısmına inanmak da yetmez. Ona bir bütün olarak inanmak gerekir. Kitap ehli başta olmak üzere tarih boyunca insanlar, iman esaslarını parçaladılar, işlerine geleni kabul ettiler, işlerine gelmeyeni reddettiler.
Allah İnancında Parçacılık
Onlardan bir kısmı, Yüce Allah’a bir kenarından ibadet ettiler. İşlerine geldiğinde O’nu Rab olarak tanıdılar, işlerine gelmediğinde O’ndan yüz çevirdiler. O’nun ölçülerini bir bütün olarak hayatlarına karıştırmadılar. Zorda darda kalınca O’na sığındılar, bollukta O’nu unuttular. Cenaze merasimlerinde, mezarlarda O’nu hatırladılar; düğünde eğlencede, diğer sosyal hayatlarında ise O’nu unuttular. İnsanlar içinde Allah’a, bir ucundan kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur. Allah’ı bırakıp, kendisine fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur. Kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır!
Melek İnancında Parçacılık
Onların bir kısmı, Allah’ın meleklerinin arasını ayırmaya kalktılar. Meleklerin bir kısmını dost edindiler, bir kısmını düşman bildiler. Melekler hakkında asılsız şeyler uydurdular. Onlara cinsiyet izafe ettiler. Melekleri kız/kadın suretine soktular ve onları Allah’ın kızları olarak lanse ettiler, tasvir ettiler. Oysa melekler Yüce Allah’ın her zaman emrinde olan, asla O’nun emrine isyan etmeyen, kendilerine tevdi edilen görevleri hakkıyla yerine getiren, nefis ve cinsiyet sahibi olmayan varlıklardı. Melekler yaratılmış varlıklardı. Dolayısıyla Yüce Allah’ın çocuğu, ortağı olmak onlar için söz konusu olamazdı. Oysa melekler, kulların kendileriyle sınandığı manevî/nurânî varlıklardı. Müminler onların hepsine inanır, onlar gibi tertemiz olmaya gayret eder, onlar gibi Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmeye gayret eder, onları dost bilir, onların dua ve yardımını hak etmeye gayret ederdi. Melekler hakkında uyarıldığımız ayetlerden bir kısmı şöyledir:
Göklerde ve yerde bulunan her canlı ve melekler, büyüklük taşlamaksızın Allah’a secde ederler. Üstlerinde olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
Onlar, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren meleklerdir.
Beğendikleri erkek çocukları kendilerine; kızları da Allah’a malediyorlar. O bundan münezzehtir.
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler? Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, «Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar. Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş? Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
Onlar, Rahman olan Allah’ın kulları melekleri de dişi saydılar. Yaratışlarını mı görmüşler? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
De ki, «Cebrail’e düşman olan kimse Allah’a düşmandır», çünkü O, Kuran’ı Allah’ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir. Allah’a meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olan kimse inkâr etmiş olur. Allah şüphesiz, inkâr edenlerin düşmanıdır.
Peygamber İnancında Parçacılık
Onların bir kısmı Allah’ın peygamberlerinin arasını ayırdılar, bir kısmına inanıp bir kısmına düşman oldular. Oysa tüm peygamberler Yüce Allah tarafından görevlendirilmişlerdi. Hepsi Allah’ın elçisi idiler. Hepsinin dini birdi ve hepsi müslümandı. Onlardan birini inkâr yahut birine düşmanlık elçinin sahibini inkâr ve O’na düşmanlık demekti.
Allah’ı ve peygamberlerini inkâr eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen «Bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz» diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azap hazırlamışızdır. Allah’a ve peygamberlerine inanıp, onlardan hiçbirini ayırmayanlara, işte onlara Allah ecirlerini verecektir. O, bağışlar ve merhamet eder.
And olsun ki İsrailoğullarından söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyle onlara her peygamber gelişte, bir kısmını yalanlarlar ve bir kısmını da öldürürlerdi.
Kitap İnancında Parçacılık
Onların bir kısmı da Allah’ın kitaplarının arasını ayırdılar. Bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ettiler. Hâlbuki O’nun katından indirilmiş bütün kutsal kitaplara iman gerekli idi. Birini kabul etmemek hepsini inkâr demekti. Kitabın ayetlerini lafzen değiştirmek, manen tahrif etme de kitaba karşı çıkmak demekti. Kitabın ayet/hükümlerinin bir kısmını kabul edip, bir kısmını kabul etmemek de sonuçta hepsini inkâr demekti.
Kuran’ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
Size bir peygamber nefsinizin hoşlanmadığı bir şey getirdikçe, büyüklük taşlayarak, bir kısmını yalancı sayıp, bir kısmını öldürür müsünüz?
Kuran’ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi kitaplarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız.
Evet, iman parçalanmaz bir bütündür. Müminler olarak biz, Allah ve Rasülünün bizden istediği tüm her şeye bütünüyle iman etmekle yükümlüyüz. O iman esaslarından birini yahut bir kaçını inkâr etmek, hepsini inkâr demektir, Yüce Allah’a şirk koşmak demektir. Biz ise, tevhid üzere olmakla emrolunduk. Müminler olarak biz buna çağrıldık ve insanları buna çağırmakla yükümlü kılındık. Zira yaptıklarımızdan hesaba çekilmek üzere O’na döneceğiz. O halde tüm yapıp ettiklerimizin hesabını vereceğimiz o günün bilincinde hareket etmeliyiz. Gerçek anlamda Allah’a iman ve O’na kulluk yapmanın gereği de budur.
Konumuz olan ayetin parçacı bir yaklaşımla iman ettiklerini sananlara değindikten sonra Ben ancak Allah’a kulluk etmekle ve O’na asla ortak koşmamakla emrolundum. Hepinizi ancak O’na çağırıyorum ve dönüşüm O’nadır, cümlesi ile bitmesi son derece anlamlıdır.
