292 – Yoğun Bakımda Bir Hafta

Geçenlerde bir hocamızı ziyarete gittik. Hastalanmış ve bir hafta kadar yoğun bakımda kalmış. Çok şükür taburcu olmuş. Bize şunları anlattı:

Doktorlar, yoğun bakımda beş gün hareket etmeden yatmamı uygun gördüler. Yoğun bakımda yatanların arasına beni de koydular. Yatanların bütün giysileri çıkarılmıştı. Üzerlerinde örtü olanlar var, örtüleri açılmış olanlar var. Ama herkes kendi derdinde ve hiç kimse dönüp yanındakine bakamıyor. Tıpkı Mahşer günündeki gibi.

Hani Peygamberimiz, mahşer gününde tüm insanların analarından doğdukları gibi çırılçıplak bir arada toplanacaklarını söyleyince, Hz. Âişe annemiz, kadınlar erkekler bir arada mı olacaklar, diye sormuş; Peygamberimiz evet deyince, Âişe annemiz, korkarım ki Âdemoğulları, birbirlerinin ayıp yerlerine bakar deyince Peygamberimiz şöyle cevap vermişti: Sen ne diyorsun ey Âişe, o gün herkes kendi derdine düşecek, yanındaki ile hiç ilgilenmeyecek, hatta yanındaki çok yakını bile olsa fark edemeyecek!

Yoğun bakımda yatan hastaların da her biri yalnızca kendini düşünüyor, yanındaki hiç kimse ile ilgilenemiyor. İnsan, her an ölebileceğini düşünüyor ve dünya ile ilgili hiçbir şey aklına gelmiyor.

Orada yatan hastalardan biri, doktorları dinlemeyince, yatağına bağlanmıştı. Adam, bağlardan kurtulmak için çırpınıyor, çaresiz kalınca da en yakınlarından başlamak üzere isim isim şöyle sayıyordu: Oğlum falan, ne olur gel de şu bağlarımı çöz… Kızım falan, gel de şu bağlarımı çöz… Eşim falan, gel de bağlarımı çöz… Gelen giden olmayınca bu sefer, adam o saydıklarına hakaretler yağdırıyordu. Ama hiç kimse onu ne duyuyor, ne de yardımına geliyordu. Bu durum da bana yine ahiret tablolarından birini hatırlattı.

Hani kişi, hesabı görülürken yahut görüldükten sonra cehennemlik olduğunu anlayınca, en yakınlarından başlamak üzere tüm dostlarını yardıma çağıracak, ama hiç kimse yardımına koş(a)mayacaktı ya. Tıpkı onun gibi, adam çaresiz kıvranıyor ve inliyordu.

Yani diyor hocamız, bir haftalık yoğun bakım bana mahşer provası yaptırdı. Gerçekten ibret alınması gereken bir prova bu. Aslında her birimiz hayatın içerisinde benzer provaları yapıyoruz yapmasına ama çoğu zaman farkına varamıyoruz.

Sözgelimi her gün uykuya dalmamız, sonra tekrar uyanmamız bir ölüm ve diriliş provası değil midir? Bunun için uyku küçük ölüm sayılmamış mıdır? Nitekim Peygamberimiz, her sabah uykudan uyanınca yaptığı şu duasında bu gerçeği bizlere hatırlatmaktadır: Elhamdü lillahillezî ahyânâ ba’de emâtenâ ve ileyhin nüşûr/ Bizleri öldürdükten sonra tekrar dirilten Rabbimize hamdü senalar olsun. Sonunda dönüş O’nadır.

Bu konuda anlatılan şu hikaye de anlamlıdır Zenginin birisi ölüm döşeğinde, çevresindekilere ilan etmiş: Öldükten sonra benimle ilk gece mezarda yatacak olana malımdan şu kadar vereceğim diye. Önce buna pek yanaşan olmamış. Sonuçta bir hamal istemeye istemeye razı olmuş ve adam ölünce mezara yanına yatmış. Ölünün yanında kimsecikler kalmayınca sorgu melekleri gelmişler. Bakmışlar ki mezarda yatan iki kişi, biri ölü diğeri diri. Sorgu melekleri şöyle demişler: Ölü nasıl olsa burada, madem buraya gelmiş şu dirinin hesabını önce bir görelim!

Başlarlar hamala sorular sormaya: Söyle bakalım, bu hamallık ipini nereden aldın, nasıl aldın, helal yollardan mı aldın, onun hakkını ne kadar verdin? Daha pek çok soru.

Sabah olunca arkadaşları diri olan adamı mezardan çıkarmışlar. Adam kan ter içerisinde. Demişler şu kadar para kazandın, tebrik ederiz seni. Adam şunları söylemiş: Aman aman, hepsi sizin olsun! Ben hamallık ipimin hesabını veremedim, sabaha kadar onunla ilgili sorulara cevap vereceğim diye çırpındım. Şimdi bir de bu paraları alıp, onların hesabını vermekle uğraşamam ben!

İbret, ibret, ey akıl sahipleri ibret alınız!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir