Cennetin Misali
مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ أُكُلُهَا دَائِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوا وَعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dedilen cennetin zemininden ırmaklar akar; oranın yiyecekleri devamlıdır, gölgeleri de. Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur, inkârcıların varacağı sonuç ise ateştir.
Kulluk, iman ve amelden asıl amaç Yüce Rabbin rızasını kazanmak olmalıdır. Zira Yüce Allah, kulluk ve ibadet edilmeye bizatihi layıktır. Ne var ki insanın yapıp ettiklerinden bir beklenti içerisinde olması fıtratının gereğidir. Asıl amaç Yüce Allah’ın rızasını kazanmak olsa da kulun yapıp ettiklerinden dünya ve ahirette bir kısım kazanımlar elde etme beklentisi onun bu konudaki şevkini artırır. Aynı şekilde haramları terk etmekteki asıl amaç Yüce Yaratıcının onları yasaklaması olsa da insanın yaptığı kötülüklerin cezasını çekeceğini bilmesi, onu kötülüklerden alıkoyar.
Hayat Düsturumuz Kur’ân’daki cennet tasvirleri, bizi cennete hazırlamaya; cehennem tasvirleri de cehennemden sakındırmaya yöneliktir. Elbette cennet ve cehennem bütün yönleriyle Kur’ân’da anlatılmaz. Ama anlatıldığı kadarıyla cennet, akla hayale gelmedik özellik ve güzelliklerle dolu; cehennem de korkunç azap yeri olarak karşımızda durur. Aslında cennet tasvirleri de Yüce Allah’ın rahmet tecellisidir, cehennem tasvirleri de. Şöyle ki güzelim cennet tasvirleri kulları cennetlik olmaya sevk eder; cehennem tasvirleri de cehenneme düşmemek için gerekeni yapmaya sevk eder. Sonuçta her iki anlatım da kulların hayrına ve yararınadır. Yüce Rabbimiz kısaca, emirlerimi tutanları mükafatlandıracağım, tutmayanları ise cezalandıracağım diyerek konuyu bitirebilirdi. Ama O, öyle yapmadı, pek çok ayette cenneti ve cehennemi pek çok yönüyle bize anlattı. Bu anlatımlar bizleri cennete cezbetmekte, cehennemden sakındırmaktadır.
Kur’ân’ın ahiret ahvali ile ilgili anlatımları dünyada bilinen şeylere benzetilerek yapılmıştır. Evet, cennet nimetleri de cehennem azabı da birebir aynısı olmasa da dünyadakinin benzeridir.
Kur’ân’da Cennetin genel olarak nimet yurdu, huzur ve sükûn yeri olduğunu anlatan ayetler yanında, cennet giysileri, cennet takıları, cennet yiyecek ve içecekleri, cennet ortamı, cennet hayatındaki lüks ve konfora dair pek çok ayet yer alır. Yine genel olarak Cehennemin ceza ve azap yeri olduğunu bildiren ayetlerin yanında, cehennemdeki azabın türleri, azap görevlileri, cehennem giysileri, cehennem içecek ve yiyeceklerinden bahseden pek çok ayet yer alır.
Genelde cennet ayetleri ile cehennem ayetleri peş peşe/birlikte anlatılır Kur’ân’da. Böylece korku ile ümit dengesi kurulur. Cennet tasvirleriyle insanların rehavete kapılması ve cehennem ayetleriyle ümitsizliğe düşmesinin önüne geçilir. Bu ayetleri okuyan kimse, cennet ve cehennem karşılaştırması yaparak tercihini yapar. Yine ayetlerde cennet ve cehennemin ebediliğine, cennet nimetlerinin ve cehennem azabının kesintisiz olduğuna vurgu yapılır.
Cennet ve cehennem şu an için yaratılmış olup sakinlerini beklemektedir. Bizler Rabbimizden cennet ve nimetlerini isterken, cehennem ve azabından da O’na sığınırız. Ancak bu kavli dualarımızı yaparken bizi cennete götürecek amelleri işlemeye, bizi cehennemden uzaklaştıracak amellerden de uzak durmaya çalışırız. Elbette cennet kolay değil, cehennem de boşuna değildir. İyiler için mükafat yurdu cennet, kötüler için de ceza yurdu cehennem olmalıdır ve vardır. Onun için biz, kıyametin, dirilişin, hesabın, cennet ve cehennemin hak olduğuna iman ederiz.
Bu girişten sonra konumuz olan ayeti açıklamaya çalışalım:
Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dedilen cennet… Cenneti takvalı kulları için hazırlayan ve onlara va’deden Yüce Allah’tır. Elbette Yüce Rabbimiz va’dini en güzel şekilde yerine getirendir ve O asla va’dinden dönmez. O’nun cennet müjdesine nail olabilmek için takvalı olmak gerekir. Zira takva en güzel ahiret azığıdır.
Zemininden ırmaklar akar… Bu ifade cennetin manevî/ruhânî olmadığını fizikî varlığının olduğunu gösterir. Cennette ikramlar hem ruha hitap eder, hem gönle, hem göze, hem de insanın diğer duygularına hitap eder. Cennetin zemininden ırmakların akması, cennet köşklerinin yamaçlara kurulu olması ve aşağıdaki vadilerinden suların akması anlamına da gelir. Bu ifadenin Hz. Süleyman’ın misafiri Sebe’ kraliçesi Belkıs’ı ağırladığı billur saray gibi şeffaf zemininden sular akan köşkler yurdu olarak anlaşılması da mümkündür. Bu anlatım ile cennetin fizikî/manzara güzelliğine dikkat çekilmiştir. Zaten cennet, yoğun yeşilliği toprak zeminini örtmüş bahçe anlamındadır. Bu yeşilliğin devamlı olabilmesi için ise kesintisiz akan ırmaklara ihtiyaç vardır. Yeşillik hem renk olarak insana huzur verir, hem de insanı manen ve maddeten doyurur, doyuma eriştirir.
Cennetin yiyecekleri devamlıdır… Cennet nimetleri bitip tükenmesi olmayan kesintisiz nimetlerdir. Çünkü cennet yurdu, ebedilik yurdudur. Cennet nimetleri bitmez tükenmez, eskimez pörsümez, bayatlamaz, bıkkınlık vermez. Sürekli yenilenir, tazelenir ve en cazip şekilde sakinlerine sunulur. Cennet meyveleri mevsimlik ve geçici değildir, her zaman ve her istediğinde sakinlere sunulur. Cennetlikler tükettikçe yerine yenisi konur. Cennetin diğer ikramları da öyledir. Müttakiler onu fanî dünya sınavıyla kazanmışlardır. Nasıl ki dünyada bir meslek seçimi için birkaç saatlik sınava giren bir kişi, bu birkaç saatlik sınav sonucu bir ömür boyu içerisinde olacağı mesleğe adım atmış/kazanmış olursa… Tıpkı onun gibi. Hem müminler sürekli imanın içerisindedirler. Onlar, yaşadıkları sürece yalnızca Rableri olan bir Allah’a inanmak ve ibadet etme arzusu içerisindedirler. Biz, şu geçici dünyada fâniliğe aşinayız, bâkiliği henüz tatmadık ve tam olarak bilmiyoruz. Onu ancak içerisine girince ve yaşarken daha iyi anlayacağız.
Gölgeleri de devamlıdır… Orada sıcak, soğuk, güneş, ay ve karanlık gibi insanı rahatsız eden bir şey yoktur. Allah’ın gözde kulları sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir. Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler. Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır. Cennet gölgeleri hem her bakımdan korunmuşluğu hem de aidiyeti ifade eder. Nitekim dünyada bir kamelya altında oturan kimse hem kendine ait bir yer belirlemiş hem de toz duman, gürültü patırtı ve başkalarının gözlerinden kendilerini koruma altına almış olurlar. Cennetin gölgesi dünya gölgeleri gibi uzayıp kısalmaz, kaybolmaz, her zaman vardır ve her zaman sakinlerini koruma altında tutar ve onları ferahlatır. Cennetin kendisine has güneşi-gölgesi, göğü-yeri olacak mı olmayacak mı, onu da biz tam olarak bilmiyoruz. Çünkü biz, ahiret halleriyle ilgili ayet ve hadislerdeki bilgilerle yetiniriz. Bu konu akılla bilinecek, kestirilecek şeyler değildir. Yüce Mevla’nın lütfu ile gidip görünce daha yi anlayacağız.
Bu, sakınanların elde edeceği sonuçtur… Müttakî, Yüce Rabbin ölçüleri doğrultusunda yaşayan, O’nu görüyormuşçasına O’na kulluk ve ibadet eden kimsedir. Zaten cennetlikler dünyada kendilerini haram yiyecek, içecek, giyeceklerden korumanın sonucu helalinden ve bol bol cennet nimetlerine gark olunacaklardır. Dünyada boş söz, sövgü, yalan ve gıybet gibi günah sözlerden korumalarına karşılık, hoş sözlerle selam yurdunda ağırlanacaklardır. Yine dünyada kendilerini haram olan fuhuş ve ahlaksızlıktan korumalarına karşılık helalinden bir cinsel hayatın içerisinde doyuma ereceklerdir.
İnkârcıların varacağı sonuç ise ateştir… Hak eden iyiler cennette ağırlanacakları gibi, kötüler de cehennem de ceza çekeceklerdir. Onlar da cehennemde kesintisiz azabın içerisinde sonsuza değin kalacaklardır. Yani hiç kimsenin yaptığı boşa gitmemiş, zayi olmamıştır. Zerre kadar hayır işleyen de onu orada hazır bulmuş; zerre kadar kötülük işleyen de onu orada hazır bulmuştur. Şimdi ödül ve ikram yurdu cennetle, ceza ve azap diyarı cehennem bir olur mu? Elbette olmaz, imanla inkârın bir olmadığı gibi, sâlih amelle kötü işlerin bir olmadığı gibi. O halde ey insan, işte senin önünde iki yol var. Biri cennete çıkar, öteki cehenneme varır. Sen yitik cennetin olan Selam Yurduna yönel. Unutma ki cennet de sakinlerini gözlemekte ve özlemektedir; cehennem de sakinlerini gözlemektedir. Her insan için cennette de bir yer ayrılmıştır, cehennemde de. Hadiste belirtildiği gibi, Cennetlikler cennete girip kendi yerlerine konduktan sonra cehennemliklerin de yerleri onlara kalır. Cehennemlikler de kendi yerlerine atılınca cennetliklere ayrılmış yerler de onların olur.
Çarpıcı Misalin İbretlik Dersi
Ayetlerde cennet en çarpıcı cümlelerle anlatılmış, tasvir edilmiş ve canlı anlatımlarla mümin müttakîlere sunulmuştur. Bu anlatımlar tüm inananları cennete çağırmakta, cenneti kazanmak için kutlu yarışa davet emektedir: Ey insanlar! Rabbiniz tarafından bağışlanmaya, Allah’a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış, genişliği yerle göğün genişliği kadar olan cennete koşuşun; bu Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah, büyük lütuf sahibidir. Rab’ınızın mağfiretine ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.
