3 – Kur’ân’ın Tefsirine Olan İhtiyaç
Kur’ân, insanlık için bir hidayet rehberi ve hayat kılavuzu olarak indirilmiştir. Onun bu indiriliş gayesinin gerçekleşebilmesi ise, onun doğru bir şekilde anlaşılmasına bağlıdır. Zira onu anlamadan yahut doğru bir şekilde anlamadan, gereklerini layığı ile yerine getirmek mümkün değildir.
Derinlikli bir edebî, ilmî bir metini anlayabilmek için belli bir alt yapıya sahip olmak gerekir. Yine o metnin doğru anlaşılabilmesi için, onu iyi bilen birine müracaat kaçınılmaz olur. Diğer herhangi bir metin gibi ve hatta ondan daha farklı olarak Kur’ân lafızlarının mücerred Arapça bilgisi ile anlaşılabilecek zahiri manaları olduğu gibi, lafız ve terkiplerin ötesinde Yüce Allah’ın tam olarak kast ettiği batınî manaları da vardır. Onda muhtasar olarak anlatılan kıssaların açıklanmaya ihtiyacı olabilir. İnen ayetlerin nüzul ortamı, nüzul sebebi ve tarihsel arka palanı vardır. Onun muhkem ayetleri olduğu gibi, müteşabih anlatımları da vardır. Anlatılanların, çok yönlü bir bakış açısı, derinlikli ve salim bir düşünce ile elde edilebilecek evrensel mesajları vardır. Ondan çıkarılabilecek pek çok hüküm olduğu gibi, onun bitmez tükenmez hikmetleri vardır. Ayetlerin doğru ve kamilen anlaşılabilmesi için bütün bunların iyi bilinmesi gerekir. Bunun için de tefsire ihtiyaç vardır.
Kur’ân, kendisinden başka hiçbir metine benzemeyen çok yönlü, çok konulu ve derinlikli bir kitaptır. Kur’ân, Allah kelamıdır. Biz ise kullarız. Elbette Kur’ân, doğru anlaşılsın ve gerekleri yerine getirilsin diye, biz insanlara indirilmiştir. Ancak bu onun her seviyedeki her insan tarafından aynı ölçüde anlaşılmasını gerektirmez.
İnsanların seviye ve kapasiteleri farklı farklıdır. Onların eğilimleri de farklıdır. Bir edebî/ilmî metinden bile herkes kendi kapasitesi, seviyesi ve ilgi alanına göre bir şeyler anlayacaktır. Kur’ân gibi, Allah kelamı olan, kendine özgün üslubu bulunan, çok yönlü ve çok derinlikli bir kitabın anlaşılabilmesi için de belli bir alt yapıya, belli seviyeye ihtiyaç vardır.
Kur’ân’da çoğu konu muhkem bir anlatımla anlatılmıştır. Onda bazı konular da vardır ki müteşabih bir anlatımla sunulmuştur. Yüce Allah’ı tanıtan konular, ahret ahvali ile ilgili konular gibi, ilk etapta her insanın anlayamayacağı konular; onun fizikî dünyada algılayabildiği konulara benzetilerek anlatılmıştır.
Zaten tefsir konusunda Kur’ân, bazı mücmel olarak verdiği konuları yine kendi içerisinde mufassal olarak açıklayarak tefsire ihtiyacı örnekleyerek göstermiştir. Zira en muteber tefsîr, Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsiridir. Kur’ân’da bir konu, Kur’ân’ın kendine özgü/özgün üslubuyla farklı yerlerde anlatılır. Bu konu ile ilgili olarak Kur’ân’ın ne dediğinin doğru bir şekilde tespiti için, konu ile ilgili ayetleri bütünlük içerisinde ele almak gereklidir.
Aynı şekilde Kur’ân’ın ilk muhatabı olan Peygamberimizin Kur’ân anlayışı ve Kur’ân ayetleri hakkındaki açıklamaları ve Kur’ân doğrultusundaki uygulamalar birer Kur’ân tefsiri olarak son derece önemlidir.
Yüce Rabbimiz, Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir buyurarak onun açıklama işini bizzat yapmış ve İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik buyurarak da peygamberine yaptırmıştır. Nitekim Kur’ân namazı ikame edin, zekatı verin emirlerini vermiş, peygamberimiz de namazın hangi vakitlerde ve nasıl kılınacağını, zekatın ne zaman ve ne kadar verileceğini beyan etmiştir. Diğer ibadet ve hükümlerde de durum aynıdır.
Kur’ân’ın ilk muhatapları olan sahabe de Kur’ân’ı anlama işini önemsemişler, onu anlamak için çaba ve gayret göstermişler, bu konuda Kur’ân ayetlerinden, peygamberimizin açıklamalarından büyük ölçüde istifade etmişler, zaman zaman da hadlerini bilerek aralarında bulunan yetkin ve etkin otoritelere müracaat ederek onlardan yararlanmışlardır. Tefsir ilmine büyük önem vermişler ve ona özen göstermişlerdir.
İlk dönemden itibaren kendilerini Kur’ân’ın muhatabı olarak gören Müslümanlar, onu doğru bir şekilde okumak, anlamak ve gereklerini yerine getirmek için çaba sarfetmişlerdir. Bunun için kendilerinden öncekilerin Kur’ân anlayışından istifade etmeyi de ihmal etmemişlerdir. Zira Kur’ân’ın kaynağına, indiği döneme yaklaşıldıkça Kur’ân anlayışlarının daha doğru ve kâmil olacağı bir gerçektir. Sonuçta bu meyanda oluşan beş yüz kadar Kur’ân tefsiri, kolektif bir akıl ürünü/bir komisyon çalışması olarak Kur’ân’ı anlamak isteyenlerin işini kolaylaştıran bir lütf u ilahî olarak durmaktadır. Bu kadar çok tefsir mecmuasının olması, Kur’ân’ın anlaşılmazlığı anlamına asla gelmez. Aksine bu Kur’ân’ın her dönem, her şart ve her seviyedeki insana göre yenilenen bir mesaj kitabı olduğunu göstergesidir. Bunun içindir ki zaman da Kur’ân’ı tefsir eden unsurlardan sayılmıştır.
Kur’ân’da geçen pek çok kavram, onun üzerinde derinlemesine düşünmenin gereğine vurgu yapmaktadır.
Biz onu böylece Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık.
Biz onu, Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik.
İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.
İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.
Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?
Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.
Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alan?
Pek çok hadislerinde bizlere Kur’ân’ı hikmet ve ilimler hazinesi olarak tanıtan peygamberimiz, onu düşüne düşüne okumayı, onu ilim meclislerinde karşılıklı olarak tedrîs etmeyi bizlere tavsiye etmiştir. Onu üç günden daha az bir zamanda okuyan kimse ondan hiçbir şey anlamamıştır buyurarak üç günden daha az bir zamanda hatim yapmaya izin vermemiştir.
Bu konuda Hz. Ali’nin şu sözleri oldukça önemli ve düşündürücüdür: Kur’ân, mushafın iki kapağı arasındadır. O konuşmaz, ancak insanlar onunla konuşurlar. Bu Kur’ân’dır. Onu konuşturmaya çalışın. Evet, bir hayat rehberi olan Kur’ân, insan hayatı ile ilgili genel mesajlar ve evrensel ilkeler ortaya koyar. Yetkin ilim adamlarına düşen, usulüne uygun olarak, onun bu temel ve genel mesajlarına İslam’ın ruhuna uygun yorumlar getirmek, Kur’ân’dan alınacak ilhamlarla, İslam’ı asrın idrakine söyletmektir.
İşte tüm bu sebeplerden dolayı Kur’ân’ın tefsirine ihtiyaç vardır. Tefsir ilmi, belli alt yapıya sahip olan ilim adamlarınca ortaya konulan kuralla çerçevesinde Kur’ân’ın doğru bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlayan bir disiplindir. Kur’ân’ın kolay ve doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için, indiği tarihten itibaren günümüze dek süren ve bundan sonra da devam edecek olan kolektif akıl ürünü tefsir birikiminden faydalanmak son derece önemli ve gereklidir. Kur’ân’ın dili olan Arapça’nın kapsamlı bir dil olması yanında, onun Kur’ân’ın indiği günden itibaren bugüne dek geçirdiği evreler de Kur’ân’ın indiği gündeki gibi anlaşılması için tefsirin kaçınılmaz olduğunu söyleyebiliriz. Kur’ân’ın tefsirine ihtiyaç, onun anlaşılmaz bir kitap oluşundan değil; tam aksine apaçık bir kitap olan, ancak çok yönlü, çok konulu, çok kapsamlı, özgün bir kitap olan Kur’ân’ın doğru ve kolay anlaşılması içindir. İnsanların kendi seviyeleri, problemleri ve dillerine göre ondaki inceliklerin, hikmetlerin, sırların, hükümlerin sunulabilmesi içindir. Bunun için de Allah’ın Kelamını konu edindiği için, tefsir ilmi, ilimlerin en şereflisi sayılmıştır.
