44 – Habbe-i Muhabbetin Çimlenmesi: Sevginin İspatı, İtaat

Sevgi ve nefret, gönülde yer eden, söz ve davranışlarda kendisini göstermesi gereken iki duygudur. Sevgi ve nefret, cılız bir niyet ve kuru bir iddia değildir. Seviyorum diyen kimse, söylem ve eylemleriyle bu sevgisinin gereğini yerine getirmelidir. Aynı şekilde, nefret ediyorum diyen kimse, bu nefretinin gereğini yapmalıdır. Birçok şeyin aşındığı günümüz dünyasında sevgi ve nefret de yapay bir hal almıştır. Seni canımdan çok seviyorum dediği halde, sevdiği kimseyi doğru dürüst tanımayan ve sevenin sevdiğine yapması gerekeni yapmayan nice insan vardır. Aynı şekilde buğz ettiğini söylediği halde, buğz ettiği kimse ile gül gibi geçinip giden nice insan vardır. Kur’ân bu sevgi sahtekârlığına dikkat çekerken bizleri şöyle uyarır:

Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder.

De ki: «Allah’a ve peygambere itaat edin». Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkâr edenleri sevmez.

Sevgi kelimesinin Arapça karşılığı muhabbet kavramıdır. Muhabbet, dane anlamına gelen habbeden gelir. Buna göre muhabbet, hayat ağacının danesidir. Şayet dane tohum aşamasında kalır, gelişip serpilmezse ortada bitki olmaz. Önemli olan tohumun çatlaması, yeşermesi, serpilmesi ve meyveye durmasıdır. Habbeyi çimlendirip yeşertecek olan ona uygun bir toprak, ona devamlı dökülecek olan su ve alacağı güneş ışığıdır. Sevgi iddiası da böyledir. Nasıl ki danesi olmayan ekin ottur. Sevgisiz gönül de boştur. Meyveye durmayan sevgi de anlamsızdır. Sevgi habbesini çimlendirip yeşertecek olan da devamlı okunacak olan ayet ve hadislerdir. Ayet ve hadislerle beslenmeyen bir vücut ölmeye ve çürümeye mahkûmdur.

Seven, sevdiğine rağbet eder ve onun isteklerini severek isteyerek yerine getirir. Yüce Allah’ı seven O’na yönelir, O’nu ister, O’nun istekleri doğrultusunda hareket eder. Rasülullahı seven de öyle.

Bir grup insan Peygamberimize gelerek, bizler Allah’ı seviyoruz diyorlardı. Bunun üzerine Yüce Rabbimiz, bu ayetleri indirerek onlardan Allah sevgilerini Peygambere itaatle göstermelerini istemiştir. Yine Medine’ye gelen Necran Hıristiyanları, bizler Allah’ı seviyoruz diyorlardı. Yahudiler ve Hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz” diyorlardı. Mekke müşrikleri de biz Allah’ı seviyoruz diyerek putları O’na eş koşmaya devam ediyorlardı. Rabbimiz, onlar gibi olanları bu ayetlerle uyarmıştır. Zira sultanı seven, sultanın elçisine inanır ve ona saygı-sevgi gösterir. Yüce Allah’ı seven de O’nun elçisine sevgi-saygı gösterir. Elçiye saygısızlık, sultana saygısızlıktır. Peygambere saygısızlık da Yüce Allah’a saygısızlıktır.

Yüce Rabbimiz kendi sevgisini, Rasülünün sevgisi, Rasülüne itaati de kendine itaat kılmıştır. Buna göre Rasülü seven Allah’ı sevmiş olur, Rasüle itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Ayette Allah sevgisinin gereği olarak Peygambere ittiba zikredilmiştir. Allah’ı sevdiğini söyleyen kimse, bu sevgisini ispat için Peygambere uymalıdır. Bu bize, Allah’ın sevgisini kazanmayı ve günahlarımızın bağışlanmasını sağlayacaktır. Yüce Allah’ın sevgisine mazhar olmak, O’nun Rızasına ermek, yardımına mazhar olmak, dünya ve ahirette huzurlu-izzetli bir hayatın sahibi olmaktır.

Peygamberimiz de bir hadislerinde kendisini gerçek anlamda sevmenin ne demek olduğunu şöyle açıklamıştır: Kim benim bir sünnetimi ihya ederse/yaşar ve yaşatırsa beni sevmiş olur. Beni seven de benimle beraber cennette olur. Demek ki Allah Rasülünü sevmek, onun sünnetini yaşayıp yaşatmakla mümkündür.

Dinin temel rukünlerinden biri de Peygambere iman etmektir. Peygambere iman eden kimse, onu seven ve sayan kimsedir. Bu ise Peygamberi doğru bir şekilde tanımak ve onu izlemekle mümkün olacaktır. Peygamberi doğru bir şekilde tanımadan, onun sünnetine sarılmadan, onu öz nefsinden daha fazla sevmeden ona iman gerçekleşemez.

Pek çok Kur’ân ayeti, peygamberimize karşı duruşumuzu belirlerken, ona iman etmeyi, onu sevmeyi, ona itaat etmeyi, ona ittiba etmeyi, onun çağrısına icabet etmeyi, ona salât ve selam etmeyi, onu örnek almayı bizlere emreder. Öte yandan onu inkâr etmemeyi, ona isyan etmemeyi, ona muhalefet etmemeyi, onu sıradanlaştırmamayı bizlerden ister. Bu kadar çok farklı kavramın Kur’ân’da yer alması düşündürücüdür. Bu, bir taraftan bütün yönleriyle ve kâmilen peygamberimize iman ve itaati ihtiva ederken; öte yandan farklı şekillerde ona isyan etmekten de bizleri sakındırmayı ifade etmektedir. Çünkü insanlık tarihi, peygamberi inkâr ve muhalefetin farklı çeşitlerine şahitlik etmiştir. Peygambere inandığını söylediği halde, ona imanını gerçekleştiremeyenler… Onu sevdiğini iddia ettiği halde, ona olan sevgisinin gereğini yerine getiremeyenler… Ona itaat ettiğini sandığı yahut söylediği halde ona başkaldıranlar… Onun örnekliğini layıkıyla anlayıp hayatlarına taşıyamayanlar… Evet, böyleleri insanlık sahnesinde hiç eksik olmamıştır. İşet ayetler her birinde sayısız hikmet ve mana bulunan farklı kavramlarla, insanlığın düşebileceği bu yanlış ve sapmalara ısrarla işaret etmiştir..

Konumuz olan ayetin Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkâr edenleri sevmez cümlesiyle sona ermesi oldukça dikkat çekicidir. Zira Allah ve peygamberine itaatsizlik küfre götürür.

Yüce Rabbimiz, gerçek anlamda kendisini ve elçisini sevenlerden, bu sevgisini de itaat ve ittiba ile ispat edenlerden eylesin! Gönlüne ektiği habbe-i muhabbeti yeşertenlerden eylesin!

Bu içeriği sosyal medyada paylaşın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir